Bazı toplumlarda bilgi, kültür ve entelektüel birikim en büyük prestij kaynağıdır. Bazılarında ise gösterişli arabalar, pahalı giysiler ve lüks telefonlar… Peki, neden maddi imkânları kısıtlı bireyler kendilerini geliştirmek yerine kısa vadeli statü sembollerine yönelir? Ve neden bu eğilim, az gelişmiş toplumlarda daha belirgin bir şekilde görülür?
Gelişmiş toplumlarda bireyin değeri, sahip olduğu bilgi, üretkenlik ve bireysel başarı üzerinden tanımlanır. Az gelişmiş toplumlarda ise statü, görünür tüketimle belirlenir. Bu farkın temel sebebi, eğitim sisteminin zayıflığı, kültürel sermayenin teşvik edilmemesi ve bireylerin “kendini gerçekleştirme” yerine “toplumda kabul görme” çabasına yönelmesidir.
Fransız sosyolog ve filozof Pierre Bourdieu, bireylerin içinde bulundukları sosyal çevrenin değerlerine göre hareket ettiğini belirtir. Eğer bir toplumda prestij, bilgiyle değil maddi nesnelerle ölçülüyorsa, bireyler de doğal olarak bu doğrultuda seçim yapar. Örneğin, Avrupa’nın birçok ülkesinde ve Japonya’da “iyi eğitimli, kültürlü, donanımlı” olmak saygınlık getirirken, az gelişmiş toplumlarda lüks bir arabaya sahip olmak daha güçlü bir statü göstergesi olabilir.
Az gelişmiş toplumlarda eleştirel düşünce yeterince teşvik edilmez. Eğitim sistemleri bireylere bağımsız düşünme becerisi kazandırmak yerine, genellikle itaat etmeyi ve mevcut düzeni sorgusuz kabul etmeyi öğretir. Sonuç olarak, insanlar reklamlarla, sosyal medya etkileriyle veya çevre baskısıyla daha kolay yönlendirilir. Uzun vadeli yatırım yapmak ya da eğitime harcama yapmak yerine, kısa vadeli mutluluk veren tüketim alışkanlıkları teşvik edilir. “Kitap almak yerine son model bir telefon almak” sadece bir tercih değil, toplumun bireylere dayattığı bir davranış modelidir.
Amerikalı iktisatçı Thorstein Veblen’in “gösterişçi tüketim” kavramı bu durumu açıklar. İnsanlar, sınırlı bir gelire sahip olsalar bile, toplum içinde değer görmek için maddi nesnelere yönelirler. Örneğin, gelişmiş ülkelerde bir bireyin eski bir telefon kullanması veya sade giyinmesi normal karşılanırken, az gelişmiş toplumlarda bu “başarısızlık” olarak görülebilir. Çünkü bu toplumlarda bireyin içsel değeri değil, dışsal göstergeleri ön plandadır.
Birçok az gelişmiş ülkede, ekonomik olarak zor durumda olan bireylerin bile pahalı telefonlar, markalı kıyafetler veya lüks araçlara sahip olmak için borçlandığını görmek mümkündür. Buradaki temel motivasyon, “ben de varım” diyebilmektir. Yoksulluk içinde yaşayan bir birey, toplumda kabul görmek için görünüşte farklı bir kimlik yaratmaya çalışır.
Bu durum, psikolojide “karşılaştırmalı yoksunluk” kavramıyla açıklanabilir. İnsanlar, mutlak olarak ne kadar zengin ya da fakir olduklarına değil, çevrelerindeki insanlara göre nerede durduklarına bakarlar. Eğer çevresindeki herkes pahalı bir telefon kullanıyorsa, kişi kendisini eksik hisseder ve imkânlarını zorlayarak da olsa bu eksikliği gidermeye çalışır.
Az gelişmiş toplumlarda insanlar sosyal güvenceden ve ekonomik istikrardan yoksundur. Gelecek belirsizdir. Uzun vadeli planlar yapmak yerine, kısa vadeli kazançlar peşinde koşulur. “Bugün iyi görünelim, yarına sonra bakarız” mantığı, ekonomik ve psikolojik güvensizlik ortamında daha yaygındır. Pahalı bir çanta ya da son model bir telefon, bireye anında statü kazandırabilir. Ancak kitap okumak, sanatla ilgilenmek ya da bilgiye yatırım yapmak, yavaş ve uzun vadeli bir dönüşüm gerektirir.
Eğitimin niteliği arttıkça, eleştirel düşünme becerileri geliştikçe ve tüketimin bir kimlik meselesi olmadığı fark edildikçe bu döngü kırılabilir. Ancak bu kolay bir dönüşüm değildir. Çünkü sistem, bireyleri tüketmeye teşvik etmeye devam ettikçe, onlar da kendilerini var etmek için ellerindeki kısıtlı kaynakları kısa vadeli statü sembollerine harcamaya devam edeceklerdir.
Gerçek özgürlük, tüketimin ötesine geçebilmekle başlar. Ve bunu sağlayan şey, sadece para değil, düşünme biçimidir.
www.safaknakajima.com
Tel: 0552 223 98 97

