Eşeğin Gölgesi-Alıntı

5 Nisan 1968 günü Amerika’nın Iowa Eyaletinde 840 nüfuslu Riceville adlı köyün okulunda bir öğrencisi sınıf öğretmeni Jane Elliott’a bir gün önce öldürülen siyahi aktivist Martin Luther King’in neden öldürüldüğünü sorunca, sonraları psikoloji bilimi tarihine geçecek olan deneyi öğretmen Elliott o soru üzerine bir anda tasarlar.

Hepsi beyaz ve 8-9 yaşlarında olan öğrencileri “mavi gözlüler” ve “kahverengi gözlüler” diye ikiye ayırır. Mavi gözlü öğrencileri sınıfın arkasına oturtur, bir de kahverengi öğrencilere yeşil kartondan birer kolluk takar.

Sonra da sınıfın karşısına geçer, durumu açıklar:
“Burada ve her yerde kahverengi gözlüler daha zeki daha temiz ve daha başarılıdır,”

Ardından tahtaya “MELANİN” yazıp ve açıklamasını sürdürür.
“İnsanların göz rengini işte bu adını yazdığım kimyasal belirler. Doğum esnasında ne kadar fazla melanin salgılanırsa bebekler de o kadar zeki olurlar. Zaten melaninin bolluğu insanların göz renginden kolayca anlaşılır. Kahverengi gözlü olmayanlar unutkandırlar, yaramaz olurlar ve kurallara daha az uyarlar. Söyleyin bakalım kahverengi gözlüler, hakikaten mavi gözlü sınıf arkadaşlarınız hep başarısız değil mi?”

Kahverengi gözlü çocuklar neşe içerisinde öğretmenlerini onaylarlar.
Jane Elliott hemen yeni kurallar koymaya başlar:
” Bu günden sonra sınıftaki su sebilleri ayrılacak.”
“Neden” diye sorar mavi gözlü bir çocuk.
“Sizden mikrop kapmayalım diye aptal” cevabını alır kahverengi olanlardan.

Mavi gözlü çocuklardan biri bir anda bir çelişki fark eder gibi olur, öğretmene sorar.
“Ama siz de mavi gözlüsünüz?”
Karşılık yine kahverengi gözlü çocuklardan gelir.
“Eğer kahverengi gözlü olsaydı, müdür ya da müfettiş olurdu.”

Derken sınıfta kahverengi gözlü çocuklar daha lider ruhlu, kendine güvenir ve hoyrat derecesinde girişken olurken mavi gözlü çocuklar silikleşmiş ve ezik durmaya başlarlar.

Elliott biraz daha ileri gider.
Artık kahverengi gözlü çocukların yanlış yaptıklarında mavi gözlü arkadaşlarını cezalandırmasına izin verir. Ve ne kadar acımasız olduklarını görür.

Sonraki birkaç günde mavi gözlü çocukların başarılarında, özgüvenlerinde hissedilir bir düşüş gözler. İşin garibi, kahverengi gözlü çocuklar mavi gözlüleri itip kakmayı ve hor görmeyi huy edindiklerinde mavi gözlüler sadece boyun eğmekle yerinirler.

Öbür hafta Jane Elliott yeni bir bilgi ile geçer sınıfın karşısına
Melanin hormonunu yanlış değerlendirdiğini hafta sonu konuyu yeniden okuyup inceleyince anladığını söyler. Aslında melaninin mavi gözlülerde daha fazla olduğunu, asıl zeki ve başarılı olanların ise elbette mavi gözlüler olduğunu ilan eder bu kez.

Yeşil kolluklar mavi gözlülere takılır, arka sıralara kahverengi gözlüler oturtulur ve durum kısa zamanda tamamen değişir. İlginç bir şekilde, bir hafta boyunca aşağılanmış olan mavi gözlüler “iktidarı” ele geçirince daha az acımasız olurlar. Bu sefer de kahverengi gözlü çocukların başarılarında görünür bir düşüş yaşanır.

İki haftanın sonunda Jane Elliott yine sınıfın karşısına geçer.
Kendisinin bir deney yaptığını ve melanin isminde bir hormon uydurarak son iki haftada hep birlikte öğrenip gözlemlediklerini hatırlatır. Çocuklarda hemen bir rahatlama olur; aralarında birbirlerine sarılıp ağlayanlarla birlikte ırkçılığı tanıyıp anlamış olurlar.
…..
Jane Elliott bu deneyden sonra sayısız televizyon programına çıktı, yaptığı deney sayısız kere tekrarlandı ve psikoloji biliminin literatüründe onun ismi ile yer aldı ama söylemeye gerek yok Riceville yerleşimindeki öğretmenlik görevine son verildi. Hatta çocukları sokaklarda tartaklandı ve kendisi ile eşine en olmaz hakaretler edildi.

————————

Sebepsiz nefret içgüdüsü, sanki doğumdan itibaren hepimizde var öyle değil mi? Sadece ırklarla ilgili de değil. İnsanoğlu kendi gibi olmayana, kendi gibi yaşamayana, kendisinden farklı düşünene, daha zengin, zeki, itibarlı, eğitimli, etkin ve başarılı olana, yanlış yaptığını kendi fark edince doğruyu yapana, uyarana “nefret” hissi duyuyor. Dünya kurulduğundan beri sayısız göç, sürgün, zulüme neden olan bu duygu tıpkı enerji gibi tükenmiyor, kaybolmuyor sadece şekil değiştiriyor. Bundan da kötüsü, bu güdüyü yok etmekle yükümlü olan kanaat önderleri, eğitimciler, din adamları, siyasetçiler “eşeğin gölgesi” ile ilgileniyorlar.☹️

Eşeğin gölgesi öyküsüne gelince, eski Atina’da önemli bir soruna çözüm aranırken kürsüye fikrini söylemek için filozof Demostenes çıkar. Ancak kekeme olduğundan sözünü dinletemez. Mecliste herkes sürekli olarak kendi aralarında konuşmakta, filozofu dinlememektedir.

Bunun üzerine Demostenes, “Bir hikaye anlatıp ineceğim” diye bağırır, sessizlik olunca anlatmaya başlar:

“Bir yolcu Atina’dan Megara’ya gitmek için bir eşek kiralamış. O eşeğin üzerinde, kiralayan eşeğin sahibi de yayan olarak beraber yola çıkmışlar. Derken öğle sıcağı bastırmış, biraz dinlenmek ve öğle yemeği yemek için durmuşlar, ama hiç gölgelik yokmuş ve eşeğin sahibi hemen eşeğinin gölgesine sığınmış.

Eşeği kiralayan, ‘Sen çekil ordan, gölgede benim oturmam gerek’ demiş.
Eşeğin sahibi itiraz etmiş: ‘Tabi ki ben oturacağım, çünkü eşek benim.’
” Ama eşeği kiraladım’
‘Ben sana eşeği kiraladım gölgesini değil’ cevabını almış ve tabi sonunda aralarında kavga çıkmış.

Hikayeyi dinleyen herkes dikkat kesilmiş ve hikayenin sonunu bekliyormuş ama Demostenes bu noktada kürsüden inmiş ve uzaklaşmaya başlamış.

Dinleyiciler,” Hey ne oldu sonunda? Hikayenin sonunu anlat” diye bağrışmaya başlayınca Demostenes kürsüye dönmüş ve demiş ki; “Ben sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalışıyorum ama siz eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz. Artık ne fikrimi söyleyeceğim ne de öykünün sonunu.”

Benim de size yazmış olduğum bu “sebepsiz nefret” konusu o kadar önemli olmasına rağmen ne yazık ki “eşeğin gölgesi” kadar bile dikkat çekmiyor.

Paylaşılamayan nedir? ideolojiler mi? tarihin yükü mü? toplumsal saplantılar mı? iktidar mı? şovenizm mi? Bana göre her biri “eşeğin gölgesi.”

Eğitim sistemleri, müfredatlar, inançları öğretenler , liderler ne yazık ki bu duygunun yanlış, ilkel ve herkese zarar verici olduğunu “Ama-fakat-ancak” sız vurgulamıyorlar. Vahşet ve acı giderek artıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir