Şeytan Aslında Nerede?

Artık dilimize iyice yerleşmiş bir deyim var, şeytanı dışarıda aramak. Dış güçler son yıllarda bu deyimin sık duyulan bir türevi ve epeyce popüler oldu. Her belanın sebebi bizim dışımızda, halimiz hal değil lakin bunda bizim hiç payımız yok. Kaderimiz bu, nasibimiz böyle. Öyleyse yapacak bir şey yok.

Çocukluk fantezilerinden kopamayan kişilerden toplumlara bulaşmış bir marazdır bu. Kullanışlıdır şeytan, çünkü yağınla melanet gibi fanatizm de faşizm de dışarıdaki şeytana gereksinim duyar. Süreç gayet nettir: Ötekileştirme ve körüklenen nefretin ardından şeytanlaştırma, sonra da dışarıdaki şeytanı yok etmeyi haklı kılacak bir düşmanlıştırma süreci. Zihinsel hazırlık tamam olunca vazife,artık ‘katli vacip’ hale gelmiş şeytanı bir biçimde halletmektir.

Faşizm yüz yıl kadar önce bu süreci büyük bir maharetle yöneten birkaç isimle birlikte şöhret oldu. Ne var ki o cenahın namlı temsilcileri elbette sonları kurbanlarına benzeyen Hitler ve Mussolini’den ibaret değil. Şartlanma ile aşılanmış dogmatizmin fanatiklik mertebesine yükseldikten sonra şiddet unsuru şle donatılmış olarak insan kırımları yaratması çok eskilere dayanır, bu aşı yenidir, büründüğü kisveler çeşit çeşit olsa da yeni veya eski faşist uygulamaların hepsinde ortak yanlardan biri marazi düşmanlıklar ise diğeri dışarıda tariflenen şeytandır.

Oysa neredeyse evrensel denecek kadar yaygın bu marazın gerçek sebebini Sabahattin Ali’nin o meşhur romanın adında buluruz: İçimizdeki Şeytan.
…..
Aslına bakarsanız, şeytan daima insanın içinde, onun ayrılmaz parçası.
İçine bakmayı bilmeyen kişi daima dışında sanır, orada bulur şeytanı. Bu sonuç da gayet kullanışlıdır: Dışındaki şeytanın yaptıklarından ise tabii ki kendisi sorumlu değildir. Zaten dünyasını kendi davranışları belirlemez, dışındakiler belirler. Çocuklar belirli yaşa kadar tam da böyle algılarlar dünyalarını. Bilirsiniz, altına kaçıran da, camı kıran da, bayram şekerini aşıran da kendisi değildir, ya sıra arkadaşı ya oyun arkadaşıdır, ya da komşu çocuklarından biri. Bazen de bizim çocuğun uydurup kendisi ile birlikte yaşattığı adı sanı belli ve yaramazın yaramazı bir başka çocuk olur günah keçisi, yani dışımızdaki şeytan.

Hep şeytan aldatır bizi, günahları şeytan işletir bize, lanetli şeytan her pisliğin, her belanın nedenidir. Bizim ahlaksız veya akılsız ve bencilce davranışlarımız değil. Günah keçisi veya şeytan yoksa onların yerine kimsenin gücünün yetmediği bir başka hayali canavar üretiriz: Trafik canavarı, enflasyon canavarı. Onlar da bizim eserimiz değildir, öyle canavarları yaratan da besleyen de zinhar bizin tercihlerimiz veya biz değiliz; hepsi başkalarının eseri. Bir de nasip var, kader var, kader kurbanları var. Suç işlemek kaderleri ise onlar napsın. Yazık adamcağızlara.
….

Günah keçisi, canavar veya şeytan.
Onlarla yaşamaya çocuk yaşlarında başlayıp gömülene kadar zihinlerinde sürdüren kişilerin çoğunluk olduğu toplumlarda ezeli ve ebedi sorunlarından biri olan fanatizm de son tahlilde şeytanın işidir. Evet, faşizm fanatizmin ideoloji haline gelip örgütlenmiş bir biçimi elbette. Bütün türleri itibariyle insanlık dışı. Nefrete, şeytanlaştırmaya ve düşmanlığa dayanır. Şeytana pabucunu ters giydirecek kadar kurnaz ve acımasız liderleri vardır; kendinden başka hiçbir şeye değer vermeyen silahlı güçler eliyle yönetirler toplumu. Kavgadan ve savaştan beslenir. Dayanağı ilkelliktir, cehalettir.

Fanatizm ve faşizm türlü çeşitli kisvelere bürünür, demiştim.
Çok değil daha iki yüz yıl kadar önce, dünya selamete ersin diye insanlar arasında şeytan veya cadı avına çıktığında kedilerle birlikte günahsız milyonlarca insan işkenceden geçirildi, binlercesi akla gelmeyecek yöntemlerle halledildiğinde baş rollerde kilise vardı. Topu tüfeği yoktu, yoktu ama gayet dogmatikti, zalimdi, güya işkencede uzmanlık kazanmış sürü ile imanlı ve çılgınlık düzeyinde fanatik insan da vardı emrinde.

Allahıma binlerce şükürler olsun, zaman çok değişti. Artık kilise günümüzde o kadar fanatik değil, inanılmakta zorlanıyor insan, ama kesinlikle gerçek: Artık Kilise de sık sık günah çıkarıyor. Şeytanın aslında kendi içinde olduğunu itiraf edecek olgunluğa ise henüz erişmedi.

Biz günah çıkarmak nedir, zaten bilmeyiz. Her alanda ergenlik krizi ile baş etmeye çalışmaktan bu hengamede aklımıza o tür itirafları yapmak da hiç gelmiyor elbette.

25 Temmuz 2024

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir