Akşam gülünün otuz iki pembe yaprağının açılması üç ila dört hafta alır. Açmaya yakın, kokusu etrafı sarar, yaprakları tamamen açılıp da solarak gevşemeye başlamadan hemen önce gülün etrafa yaydığı kokusu tek kelimeyle muhteşemdir.
Derken, bir sabah gül yapraklar çöl rüzgarının önünde sürüklenip gider, ardında bıraktığı çiy damlalarına sinmiş kokunun keskinliği tam da o zaman zirveye ulaşır. Onun da çok sürmez beyliği, başka kokular alır yerini.
Şu anda kızıl pembesi bir akşam gülü var elimde. Yapraklarındaki kadifeliği duyumsuyor parmaklarım, sonra her yaprağı tek tek dudaklarıma götürüyorum; iki dudağımın arasında tutarken dilimle dokunup yağını emiyorum. Onararak gözlerimi kapıyorum. Bir ritüeli imanla icra eder gibi yaprakların tadını alıyorum. Tadı da k9kusu gibi akşam gülünün: Başını döndürüyor insanın.
Baş döndürmekle kalmıyor, emsalsiz bir cinsel latif gibi baş döndürürken afrodizyak etkisi de yapıyor. Güle, çöle ve kokuya o denli odaklanan kim olsa, o garip ürpertiyi, az veya çok ama mutlaka hisseder sanırım.
Bir yerlerde okumuştum, tatlar görüntülerden daha kalıcı olurmuş. Aynı şey koku ve dokunma için de geçerli olmalı. Kokularla dokuların, zamanı ve mekanı aşan bir güçleri var gibi geliyor bana.
Belki en çok da akşam gülleri için doğrudur bu..
Belki de sadece benim için, kim bilir.
13 Mart 2024
Esin kaynağı:
https://medium.com/on-reflection/lessons-of-life-from-a-desert-rose-b654c2a77a02
….

