Sivil Kahraman – Eyüphan Erkul

Derince’de çok ilginç bir şahıs oturmaya başlamıştı. Daha Cumhuriyet’in ilk yıllarıydı ve Almanya’dan gelen bu şahsın adı Simon Holzmeyer’di. Dönem gazetelerinin aktardığına göre tam bir anti-faşistti. Çok ilgi çeken biriydi çünkü herkesin gözü onun kullandığı şeytan icadı araçtaydı. Nam-ı diğer “Simon Usta”, daha önce o bölgede hiç görülmemiş “velospit” veya “şeytan arabası” denilen bir aletle işe gidiyordu. Nasıl devrilmediğine akıl sır erdirilemeyen bu alete İngiltere’nin eski başbakanı Boris Johnson’ın dedesi Ali Kemal, yıllar önce gazetedeki köşesinde “derrace” ismini vermeyi önermişti ama diğer fikirleri gibi bu da pek önemsenmemişti..

İzmit-Derince arasında Simon Usta’nın kullandığı o alete yıllar sonra “bisiklet” ismi verilecekti. Ama bizim Simon Usta’yı önemli yapan, bisikletin öncülerinden biri olması değildi. O, yeni kurulan Türkiye’nin ilk kağıt fabrikasının ustasıydı. Fakat on yıl kadar önce, daha Naziler iktidara gelmeden evvel, Almanya’da çalıştığı fabrikaya genç ve meraklı bir Türk işçi gelmişti. İyi bir eğitim alan o genç, ileri düzeyde Almanca biliyordu ve adı Mehmet Ali’ydi. Yılların kağıt ustası Simon Holzmeyer, bildiği her şeyi o gence öğretiyor, kağıdın tüm inceliklerini tek tek anlatıyordu. Hayat tersine akacak, genç Mehmet Ali, Türkiye’ye dönerek bölgenin en büyük kağıt fabrikasının kurucusu ve genel müdürü olacaktı.. Ülkesinden ayrılmak zorunda kalan ve Nazilerden kaçan Yahudi Simon Usta, bir zamanlar meslek öğrettiği Mehmet Ali’nin emrinde çalışmaya başlamıştı..

Mehmet Ali, Almanya’da Simon Holzmeyer’den kağıt üretmenin inceliklerini öğrendikten sonra orada birkaç fabrikada daha incelemelerde bulundu, ardından Fransa’ya gidip Grenoble Üniversitesindeki okulu birincilikle bitirerek Türkiye’nin İLK kağıt mühendisi oldu. Sonra ülkesine döndü ve yerli kağıt sanayisini kurmak için, ithalatçıların “lobilerine” karşı mücadeleler vermeye başladı..

Mehmet Ali Bey, gazetelerde, kağıt üretimiyle ilgili yazılar yayımlamaya başlayınca Ankara Hükümeti’nin ilgisini çekti, aldığı resmi davetler onu daha da hırslandırdı. Doğru yolda olduğuna inanıyordu ama onu rahat bırakmayacaklarını da çok iyi biliyordu.. İstanbul’da verdiği bir konferansından sonra kendi eliyle yaptığı kağıtları tek tek salondakilere dağıtırken üç ayrı gruptan görüşme teklifi aldı. Bunlardan ikisi kağıt ithalatı yapan lobilerin temsilcileriydi. Ki, ithalat yaptıkları ülkelerde kağıt üretimini engellemek için, rüşvet vermek dahil, her türlü entrikayı çeviriyorlardı..
“Merkezi Avrupa Kağıtçılar Birliği”nin temsilcisi ona “bu sevdadan vazgeçmesi” karşılığında ülkeye giren her kağıt gelirinin %3’ünü teklif etse de o bunu reddetti. Çünkü erken Cumhuriyet döneminin idealist gençlerindendi…

Ona yapılan çok sayıda teklifi geri çevirdi. Bunlardan biri çok enteresandı. Fransız bir şirket, konsolos aracılığıyla ona iş teklif etmişti. Kabul etmedi.. Hatta Gazi Mustafa Kemal’in sınıf arkadaşı, Kırşehir milletvekili Müfit (Özdeş) Bey, “enayilik” yapmamasını, teklifi kabul etmesini söylemesine rağmen Mehmet Ali Bey hedefinden asla vazgeçmedi. İnatla kendi ülkesinde kalmaya devam etti..

8 Aralık 1929 tarihinde Heybeliada Postanesi’ne Ankara’dan resmi bir çağrı mektubu geldiğinde Mehmet Ali Bey oldukça sevindi. Yakında yapılacak sanayi programına kağıtçılıkla ilgili bir rapor yazması ve ve bunu en kısa sürede sunması isteniyordu. Hemen çalışmaya başladı ve birçok ayrıntının yanında fabrikanın kurulacağı yerin öneminden bahsetti. Su kaynağı bol olmalıydı, ulaşım ve lojistik rahat yapılmalıydı, işçi alımı için uygun sayıda nüfus barındırmalıydı..
Uzun süre Türkiye’yi karış karış gezen Mehmet Ali Bey’e göre kağıt fabrikası için en ideal bölge İzmit idi.. Tabii İzmit o zamanlar 16 bin nüfuslu, tek bir fabrikaya bile sahip olmayan küçük bir kasaba idi.

Şu ünlü “Birinci Sanayi Planı”na giren bu raporla, ülke sanayisinin temeli “kağıt” üzerinde atıldı. Yönetimin kağıtçılık üzerine bakış açısı o rapor ile değişti.

Fakat lobiler rahat duracağa benzemiyordu. Mehmet Ali Bey ile açıktan bir rekabetin içine girdiler. Hatta gazetelerde birbirlerine karşı yazılar yayımladılar. Komik gerekçeler öne sürüyordu lobiciler, Türkiye’de kağıt üretimi için yeterince su bulunmadığını bile söylüyorlardı. Oysa İzmit bataklık bir yerdi, bir dalla yeri kazsanız su çıkardı.

Tüm bu yaşananların üstüne bir de dünya çapında etki gösteren 1929 Ekonomik Krizi yaşanınca, devlet yatırımlarının daha da artmasına neden oldu. Mehmet Ali Bey hayaline bir adım daha yaklaştı.

Heybeliada Postanesi’ne gelen o mektuptan tam üç yıl sonra İş Bankası Genel Müdürü Celal (Bayar) Bey Mehmet Ali’yi Bey’i Ankara’ya davet edince, genç adam önündeki tüm engelleri de aştığını anladı. Mustafa Kemal’in projeye destek vermesiyle, 1933 yılında, Sümerbank bünyesinde bir fabrika kurmaya karar verdiler..

Bir yıl sonra soyadı kanunu çıkınca Mehmet Ali Bey hiç tereddüt etmeden “Kağıtçı” soyadını aldı. Raporlar, ihaleler, planlamalar, yurtdışından makine siparişleri derken 18 Nisan 1936 Cumartesi günü saat 14.00’te Mehmet Ali Kağıtçı, ilk “yerli ve milli” kağıdı elinde tuttuğunda yıllar süren mücadelesini kazandığını anladı. Ama bununla yetinmedi, başka projeler geliştirdi. Sümerbank Karton Fabrikası’nı ve kağıdın ham maddesini üretmek için bu yatırımları “kamu malı” olsun diye yaptı.. O, bir hayal kurmuş, binlerce kişiyi buna ortak etmiş ve en sonunda başarmıştı. 19 Mayıs 1936 tarihine gelindiğinde, “Ulus” gazetesi bayram ekini “yerli” kağıda basmış, bir nüshasını da Atatürk’e gururla sunmuştu..

SEKA ve Mehmet Ali Bey, artık yoklar.. Kurduğu kağıt fabrikası 1998 yılında özelleştirildi… “Vahşi kapitalizme” yenik düşerek kapatıldığında ise tarihler 2005 yılını gösteriyordu.. 2006’da fabrikanın arazisine bir park inşa ederek “şaşaalı” açılış töreni yaptılar. Ardından da “SEKA Mehmet Ali Kağıtçı Müzesi”ni kurdular..
En sonunda “lobiler” kazanmış, Türkiye’de kağıt üretimini engellemişlerdi. Mehmet Ali Bey ise ona “enayilik etme” diyen “paşa dede” Müfit Özdeş’inkinden birkaç metre ileride, Türkiye’de bisiklet sporunu yaygınlaştıran yazar arkadaşı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın hemen üst tarafındaki bir mezarda yatıyor.. Mezar taşında “Türkiye kağıt sanayisinin ve fabrikalarının ilk kurucusu, bilim adamı, mücadele insanı, kimyager ve kağıt mühendisi Mehmet Ali kağıtçı burada yatmaktadır” yazıyor..

İstanbul Üniversitesi mezunu bir kimya mühendisiyken, üstelik üniversitede öğretim üyesiyken, kağıda sevdalanarak, nasıl üretildiğini öğrenmek için gittiği Almanya’da, hiç gocunmadan fabrika işçiliği yaparak öğrenmeye başladığı mesleğine, hayatı boyunca devam edemedi Mehmet Ali Kağıtçı.

İyiliğin cezasız bırakılmadığı Türkiye’de, 1941 yılında, gerekçe gösterilmeden, görevine son verildi. Sessiz sedasız, doğduğu küçük kasabaya, Heybeliada’ya geri döndü ve bir yıla yakın hiçbir iş yapmadı. Sonra İstanbul Belediyesi Kimyahanesi’nde mühendis olarak çalışmaya başladı..

Rivayet edilir ki; Mehmet Ali Kağıtçı her sabah işe ada vapuruyla gider, yol boyunca da birbirinden ilginç makaleler yazarmış. Hakiki çaydan, katı atık yakarak çöpten elektrik üretimine, kandaki şeker oranına, petrolün oluşmasından nasıl çıkarılacağına, güvenli gıdalara varana dek pek çok alanda yazdığı makaleler elden ele dolaşıp durmuş.

 (EYÜPHAN ERKUL, “Sivil Kahraman: Mehmet Ali Kağıtçı Bey”, OT dergisi, Haziran 2023 sayısı)

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir