Bence elbette meslek.
Eğer meslek değilse, yüksek dereceli memurluk gibi kamu hizmeti sayılmalı. O durumda çok daha ciddi iştir. Politikacının seçilmesi halinde işgal ettiği konum ise fazlası ile önemlidir. Devlet yönetirler, onlar için devlet adamı, deriz. Politikacılık kamu hizmeti sayılsa da hemen her yerde meslek olarak, hem de dünyanın en eski ikinci mesleği olarak kabul ediliyor. ‘Politikacıları tanıdıkça, dünyanın en eski birinci mesleğini yapanlara saygım arttı,’ diye nükte yapan bir politikacı tanıdım. O kadar berbat bir herifti ki ‘başkentin fahişesi’ veya kısaca OÇ olarak anılıyordu.
Yer yüzünün en eski mesleğinin ülkemizdeki bıçkın kadınları, mesleki sıfatlarının o politikacının kısaltılmış adına girmesine karşı sert tavır aldılar, aslına bakılırsa haklıydılar: öyle çıkarcı bir halk düşmanı, hiçbir hayat kadının çocuğu olamazdı. Bunu televizyon ekranlarında binlerce kez bağıra bağıra söylediler, bildirilerinde açıkladılar.
Gelelim işin daha önemli bir yanına.
Her meslek belirli bir bilgi ve deneyim gerektiriyor, uzmanlık istiyor. Doktorlar, avukatlar, mühendisler, yeminli mali müşavirler gibi çok sayıda meslek mensubu yüksek okul mezunu olmak zorunda. Bu yetmiyor, mesleği yapabilecek kalite ve kapasiteye ulaştıklarını mesela stajla sınavla veya en azından sertifika ile kanıtlamaları gerekiyor. Mesela emlakçıların, muhasebecilerin berberlerin sertifikalı, şöförlerin ise ehliyetli olması şart. Sertifika için sadece sınav zorunlu. Neden diplomaya, sertİfikaya, sınava ihtiyaç duyar veya ehliyet gerektirir her önemli meslek? Verdiği hizmetle ilgili bilgileri, mesleğinin gereklerini ve ahlakımı gayet iyi bilmesinde toplumsal fayda vardır ondan. O belge belirli düzeyde hizmet kalitesi vaad eder. Yoksa cahile kombi teslim ederseniz, size çok pahalıya mal olabilir. Acemi berbere düşerseniz, başınıza ne gelir biraz bilirsiniz. Ehliyetsiz şöförlerin yol açtığı katliamı anımsayın. Meslek bilgisi ve deneyimi yetersiz meslek sahipleri zarara yol açar. Onları bağlı bulundukları meslek kuruluşlarına veya sertifikayı veren yere ve her durumda belediyeye şikayet edebilir, çalışma izninin iptalini isteyebilirsiniz. Ayrıca hizmet kalitesizliği nedeniyle yarattığı zararı ödemesini talep etmeye hakkımız vardır, direnirse mahkemeye verebilirsiniz. Bu tür şikayet ve hukuk yolları, meslek sahiplerini kaliteli hizmet sunmaya zorlar. Bilenle bilmeyeni ayırınca, daha disiplinli bir piyasa, daha nitelikli insan yetiştirir. Liyakat esasının adaletli olması bir yana etkinlik sağlaması bundandır.
Şimdi iki soru yardımı ile politikacılara bakalım.
Az önce birkaçını saydığımız yığınla meslekten daha az ciddi daha önemsiz meslek midir politikacılık? Elbette değildir. Kötü politikacının seçmenlerine ve gelecek nesillere vereceği zarar, yaratacağı tehlike, başka bir meslek sahibinin verebileceği zararlardan daha mı az, daha mı önemsizdir? Kesinlikle değildir. Kötü politikacı, kötü seçmenle bir araya gelirse memleketi batırır. O zaman, politikacıların mesleki yeterliliği test edilmeden başımıza belediye başkanı, bakan, millet vekili olmasına ne diyeceğiz?
Şimdi kullanacağım benzetme Sokrat’a aittir, yazıyı onun sayesinde toparlayalım: Alabildiğine azgın sularda koca bir gemiyi yönetmeye talip adamların hiçbir sefer sertifikası yoksa.. Üstelik onları gemi kaptanlığı gibi bir meslekle hiç alakası olmayan tayfalar kendi aralarından eşit oyla seçiyorsa..
Burnumuzun bir türlü boktan kurtulamadığına neden şaşarız biz?
….
Yazının yazılmasından üç gün sonra çoktan bir haber:
Sabah yazarı Altınok, milletvekili maaşının az olduğunu söyleyen AKP Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ’a sert sözlerle tepki gösterdi: Bize ne, gidin daha çok para kazanacağınız bir iş bulun kendinize.
Sahi neden şaşarız ki biz?


