Fikret Kızılok

Eli yıldan fazla oluyor, Fikret Kızılok bir biçimde dünyamda, onun Veysel şarkıları zaman
zaman dilimde. ‘Yumma gözün kör gibi’ arada bir Yeditepe’deki vergi sistemi derslerime bile
konuk oldu.
Bu sabah Tayyar Ateş aşağıdaki yazıyı paylaşmış. Ekşisözlükte yer alan çeşitli girişleri
derleyip toplamış, böyle şahane bir metin çıkmış. Kendisine çok teşekkür ediyorum.
….
‘ben niye meşhur oldugumu bilmeden meshur oldum, cocuktum o zaman.. ondan sonra
mekanizmanın nasıl çalıştıgını 13. plagım “yumma gozun kor gibi” yle gordum ve derhal
kendimi yok ettim.. meshur olmanın benim için bir şey ifade etmediğini anladım.. ondan
sonra kendi yaşamımı sarkı yapmaya başladım ve daha mutlu oldum.. dünya halklarının
yuzde 80 i bilinçsiz, sadece uretim için yaşıyor, amerika’da dahil.. gerçek entellektuel yuzde
5’i bile bulmaz.. demek ki cahil olan yuzde 80le ilişki kurup meşhur oluyorsun.. böyle meshur
olmak aslında utanılacak bir şey, ben utanırım.. değerli olmak önemli.. müziğim, sesim,
şarkılarım tanınsın, ama ben tanınmayayım. meşhur olmak bir hastalıktır.. bir insan ne
kadar degersizse, meşhurluk ipine o kadar çok sarılır, bunun için her şeyi yapar..”
ne mutlagim ne de muglak
1946 yılında istanbul’da dünyaya gelen fikret kızılok’un müziğe ilgisi galatasaray lisesi ilkokul
kısmında okurken başlar. ilk enstrümanı kendisini yaş gününde armağan edilen kırmızı bir
akordeondur. ilk müzik derslerini sınıf arkadaşlarından birinin klarnetçi olan babasından alır; ilk konserini de bir 23 nisan’da taksim belediye gazinosunda düzenlenen okul müsameresinde verir.
fikret kızıok ve orkestrası adlı küçük grubun elemanları kızılok un sınıf arkadaşlarıdır ve çaldıkları
halk türküleri ile alkış alırlar.
ortaokul ve lise yıllarında bu konserler surer; başka okullara da giderler. bu yıllarda grup
elemanlarıyla birlikte orkestranın adı da değişir: fikret kızılok ve veliahtları, sanatçının adını
okul müsamereleri dışında duyurduğu ilk grup olur. lise yıllarında akordeonunu bırakır
kızılok ve eline gitarı alır. bu dönemde en büyük destekçileri aynı lisenin daha alt sınıflarında
okuyan ve müziğe o yıllarda başlamış timur selçuk ve barış manço dur.
liseden mezun olduktan sonra veliahtlar ile çalışmayı sürdürür kızılok. ailesiyle kadıköy’de
yaşar ve konserlerini de daha ziyade bu yakada verir. aynı dönemde kadıköy’de cahit oben
‘in kurduğu sailors adlı grup fırtına gibi esmektedir. kızılok ve oben eski arkadaşlardır ve
gruplarını dağıtarak yeni bir grup kurmaya ve profesyonel müzik hayatına atılmaya karar
verirler. yanlarına bas gitarcı koray oktay ve davulcu erol ulaştır ı alırlar; böylece cahit oben
4 doğar. kendilerini “daha ziyade beatles tipi müzik yapan bir grup” olarak tanımlayan cahit
oben 4, ilham gencer’in işlettiği çatı gece kulübünde programlar yapmaya başlar, bir yandan
da mahalle konserlerini sürdürür. bu arada kendi paralarıyla iki 45’lik plak doldururlar.
bunlardan ilkinde iki yabancı şarkıyı yorumlarlar: “i wanna be your man” ve “36 24 36”. ikinci
plaklarında daha “kendilerine” dönerler. plağın ilk yüzünde “silifke’nin yoğurdu” vardır; diğer
yüzü ise bir bestedir:”hereke”, aynı zamanda kızılok’un plak olarak yayınlanan ilk bestesidir.
cahit oben 4 ilk önemli başarısını 1965 yılında düzenlenen altın mikrofon yarışması ile
yakalar. “batı müziğinin zengin şekil ve tekniklerinden faydalanılarak yine batı müziği
aletleriyle çalınmak suretiyle türk musiki’ne yeni bir yön vermek için” hürriyet gazetesi
tarafından düzenlenen bu yarışmaya “halime” adlı düzenlemeriyle katılan grup dördüncü
olur. cem karaca dan erkin koray a, moğollar dan haramiler e pek çok sanatçı ve grubun
önünü açan altın mikrofon, kızılok’un hayatında önemli bir yere sahiptir. ancak bu başarı
gruba uğurlu gelmez: cahit oben ankara maarif koleji öğrencileriden füsun önal ile nişanlanır
ve müzik hayatını onunla sürdürmeye karar verir; grup kısa bir süre sonar dağılır.
fikret kızılok cahit oben 4’le çalışmalarını sürdürürken girdiği dişçilik yüksekokulundaki
eğitimini sürdürür. bir süre sadece okuluyla ilgilenir. müzikten kopamayacağını anladığında
ilk solo plağını doldurur. dört şarkılık bir ep’dir bu: “ay osman – colours / sevgilim-baby”. bu
plak o yıllarda fazla ses getirmez. bunun üzerine kızılok okulunu bitirmeye karar verir. yine
de zaman zaman arkadaşlarının kurduğu kaygısızlar la birlikte çalışır, barış manço’ya eşlik
eder.
dişçilik yüksekokulu’nun son sınıfında okurken mahalleden arkadaşı arda uskan ile bir
yolculuğa çıkar; müzik hayatını tümüyle etkileyecek bir yolculuktur bu. o dönem ağırlığını
iyice hissettiren aranjmanların dışında bir şeyler üretmeyi planlar, sazını kaptığı gibi
anadolu’ya gider ve aşık veysel ile tanışır. o dönemde kendisiyle yapılmış bir söyleşide
şunları söyler: “seyahati çok sevdiğim için anadolu’nun gezmediğim yeri kalmamıştı. işte bu
seyahatların birinde yolum veysel’in köyüne düştü. veysel’i dinledim, sazını dinledim. ve aşık oldum. istanbul’a dönünce onun hakkında ne buldumsa okudum, dinledim. bir iki ay sonra
artık içim dışım veysel olmuştu. onun hissettiklerini içimde hissediyordum. artık duramıyor,
dayanamıyor, veysel’den söylemek ve sesimi herkese dinletmek istiyordum.”
bu düşünceyle gitarını eline alan kızılok stüdyoya girer ve aşık veysel’in “uzun ince bir
yoldayım” türküsünü yeni bir düzenlemeyle kayda alır. bunu bir 45’lik olarak yayınlar. ikinci
solo 45’liğidir bu; fikret kızılok’un hayatında da önemli bir dönüm noktası… arka yüzünde
sözlerini kendi yazdığı bir halk şarkısı, “benim aşkım beni geçti” yer alır. o güne dek
sürdürdüğü suskunluğu ve bunu bozmasının nedenini de plak kapağında şöyle açıklar:
“piyasa, öylesine türk benliğinden uzak melodilere kucak açmıştı ki, beni dinlemeyeceklerdi
bile. bugün ise durum büyük bir hızla değişiyor. bu öz benliğimize dönüşte ben de üzerime
düşen görevi yapmaya karar verdim…”
plak kapağındaki yazıda kızılok şöyle tanımlanır: “darmadağınık saçları, elinde gitarı,
düşlerinde şipşirin köy çocukları ile, ince uzun yolların, uçsuz bucaksız ovaların, bembeyaz
dağ bulutlarının çocuğudur fikret kızılok… pakistan’dan paris’e kadar, dünyanın dört
bucağını, yüreğinde delice esen dağ rüzgarları ile birlikte gezmiş, bütün bu ülkelerin halk
şarkılarını incelemiştir. yıllar boyu.”
kızılok’un sivrialan yolculukları plağın çıkışından sonra da sürer. ikinci gidişi daha önemlidir.
yıllar sonra şöyle anlatır bu gidişini: “sonra tekrar, yalnız gittim. bu ikincisinde kar yağdı,
kasımdı, kapandı yollar. ve ben orada üç ay kaldım. üç ay kalınca ben değiştim. adamcağız
saz çalıyor, bende de gitar var. uymayan bir şeyler var, fakat o kadar yakınında yollar var ki…
onun şarkısını filan da aranje etmek istemiyorum. ne yapayım, ne yapayım derken, bir dizeyi
yazmış fakat besteleyememiş olduğunu gördüm. ‘yapayım mı bunu’ dedim, ‘yap’ dedi. ‘yeter
gayri, yumma gözün kör gibi’ diye bir şarkı. geldim istanbul’a bunu yaptım ve 22 yaşında
meşhur oldum.” (express 47; 17 aralık 1994)
“yumma gözün kör gibi ! yağmur olsam”, kızılok’un asıl çıkışını yaptığı plak olur. her iki beste
de fikret kızılok’undur. plakta, gitar, tumba ve sazın yanında değişiklik olsun diye enstrüman
olarak tahta ve taş kullanır kızılok. şarkılar çok beğenilir, plak çok satar ve sanatçı ilk altın
plağını alır.
bu başarının ardından fazla ara vermeden bir 45’lik daha yapar kızılok. ancak bu kez
kendisine ait bir şarkıyla ortaya çıkar: “söyle sazım”. plak kapağında, “türk geleneklerine
uygun 17 perdeli ‘hüseyni’ düzende üç değişik sazın batı anlayışında ve çoksesli olarak
kullanıldığı” bir şarkı olarak tanımlanır bu. plağın arka yüzünde kızılok’un karacaoğlan ‘dan
bestelediği “güzel ne güzel olmuşsun” vardır. her iki şarkıda da kendisine nedim
demirellieşlik eder. plak, listelerde de kendisini gösterir ve haftalarca 1 numarada kalmış
olan barış manço’nun “dağlar dağlar”ını devirerek liste başı olur.
1970 yılını bu iki plakla kapatır fikret kızılok. bu plaklar yıl sonunda hey dergisi tarafından
düzenlenen ‘yılın müzik oskarları’ anketinde görülmemiş bir başarıya imza atar: “söyle
sazım”, yumma gözün kör gibi” ve “güzel ne güzel olmuşsun”, barış manço’nun “dağlar dağlar”ının ardından sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü olur. fikret kızılok da aynı ankette
‘yılın erkek şarkıcısı’ seçilir.
o dönemde, türkçe konuşan, türkçe düşünen bir birey olarak sanatçıların yüzünün
`kendilerine’ dönmesini savunur ısrarla. batıcılığın, batı hayranlığının ülkeye ve müziğine bir
şey getirmeyeceğini söyler. hatta, şarkılarından birisini radyo programında ‘aranjman’ diye
anons ettiği için sezen cumhur önal ‘a dava açar ve kazanır. popüler olmak için bu işi
yaptığını söyleyenler olsa da bu, kızılok tarihinde hoş bir anektod olarak kalır.
1970 yılının getirdiği başarıların ardından bir süre plak yapmayan sanatçı çiğdem adlı genç
bir şarkıcının “dağlar ağlar ağlar pir sultan deyi / nenni, nenni” adlı plağının düzenlemelerine
imza atar. bu arada bir anadolu turnesine çıkar. turne sırasında siverek yolunda donma
tehlikesi geçirir; bir kamyon şoförü tarafından kurtarılır. bu olayın ardından bir plak yapar
ve “emmo” adlı bestesini bu kamyon şoförüne ithaf eder. plağın arka yüzünde ahmed arif in
şiiri üzerine bestelediği “vurulmuşum” adlı şarkı vardır. kızılok, 1972’de bu şarkıyla
bulgaristan’da yapılan altın orfe festivaline katılır.
sanatçı, bu plağıyla şirketini de değiştirmiş ve sayan plak ‘tan grafson ‘a geçmiştir. 1973’te bu
şirket etiketiyle bir dizi plak yayınlar. bu plaklarda yer alan şarkılar, kızılok’un yazdığı “bir ali
var” adlı oyunun bölümleridir: “gün ola devran döne”, “anadolu’yum”, “leylim leylim (kara
tren)”, “köroğlu dağları”, “tutamadım ellerini” ve “gözlerinden bellidir”. yazılan, ancak
bugüne dek sahnelenmeyen bu oyunun şarkıları başka sanatçılar tarafından da seslendirilir:
“kime sormalı”yı dönüşüm eşliğinde tansu, “duyar mısın”ı ise o dönemde ününün doruğunda
olan timur selçuk yorumlar. bu arada “köroğlu dağları” şarkısının başında kullandığı sitar,
kızılok müziğinde bir yeniliktir.
bu plakların art arda yayınlanmasının ardından kaybolur fikret kızılok. diş hekimi olmuş ve
muayenehane açmıştır. plak şirketini de değiştirmiş ve şah plak ‘a transfer olmuştur. bu
şirket hesabına ara ara plak yayınlar sadece. bu arada onu çok üzen bir olay olur: 21 mart
1973’te aşık veysel ölür. haberi alır almaz sivrialan’a gider kızılok. veysel’in cenazesine
katılan tek sanatçıdır. o kadar üzülür ki, sazını veysel’in mezarı başında kırar; bir daha da
eline saz almaz: “dördüncü sivrialan ziyaretimde aşık baba’mın toprağı ile karşı karşıya
olmak çok acı. ama o, sadık yarine kavuştuğu için mutlu. bu saza onun elleri değmişti.
parmakları bana usül öğretmişti. ustam öldü, toprak oldu. ustamın parmaklarına değen bu
sazın da toprak olması gerekir. artık ona can veren parmaklar yok.” (hey; 11 nisan 1973)
veysel’in ölümü üzerine kendini tümüyle diş hekimliğine veren kızılok 1975’te tehlikeli
madde adını taşıyan yeni grubuyla uzunca bir anadolu turnesine çıkana kadar ortalıkta
gözükmez. turnenin ardından istanbul’da seri konserler verir. zafer dilek orkestrası
elemanlarından ataman hakman ve sahir kayahan, bir ara moğollar’ın klavyeciliğini
üstlenmiş olan turhan yükseler, daha önce amatör çalışmalar yapmış olan siret yurtsever ile
eser sayıner, tehlikeli madde’nin elemanlarıdır. tehlikeli madde ile folk motiflerinin rock ile
harmanlandığı şarkılar yapar. giderek folk motiflerinin yerini daha alaturka sesler alır.
“haberin var mı / kör pencere – ay battı”, bu dönemin en önemli plağı olarak dikkat çeker.

ahmed arifin “sevdan beni” ve “içerde” adını taşıyan iki şiirinin kızılokça yorumudur bu
şarkılar. “kör pencere”ye bağlı olarak plağa atınan “ay battı” ise, popüler müziğimizin
enstrümantal şarkıları arasında özel bir yere sahiptir. bu plaktan sonra yapılan
“anadolu’yum 75”, daha önce yayınlanan aynı adlı şarkıya bir göndermedir. hatta plak aynı
kapak içinde piyasaya sürülür. ancak pek iyi eleştiriler almaz. hey dergisinde yayınlanan bir
yazıda şöyle denilir: “…samimi düşüncemiz, artık sanatçının stilini değiştirmesi gerektiği
merkezinde.” (hey; 19 kasım 1975) plağın arka yüzünde mahzuni şerif ‘in bir türküsünü
yorumlar kızılok: “darağacı”. aynı türküyü aynı günlerde edip akbayram ve dostlar da plak
yapmak istemektedir. ancak, kızılok’un daha erken davranması yüzünden bu kararlarını
değiştirirler.
son 45’liği ise mart 1976’da yayınlanır. mahzuni şerif’ten “biz yanarız” ve vazgeçemediği
veysel’den “sen bir ceylan olsan” adlı türküleri yorumlar sanatçı bu plağında. plak yine
eleştirilir. “fikret kızılok’un kendini yenileyeceği günleri bekliyoruz” gibi ifadeler kullanılır bu
eleştirilerde. kızılok, bütün bunlar üzerine ortadan kaybolur. bir yıl sonra, 1977 ortalarında,
1971-’72 yıllarında yaptığı ancak o güne dek yayınlamadığı kimi kayıtları bir albüm olarak
piyasaya sürer. “not defterimden” adını taşıyan bu albümde kızılok’un deneysel çalışmaları
vardır: atonal bir altyapı üzerine nazım hikmet şiirini koyar ve kendi deyimiyle “şarkıcılığı
değil, müzisyenliği” dener.
ancak dönemin ‘nazik’ siyasi ortamında bu albüm fazla ortalarda gözükemez. nazım hikmet
adının da etkisiyle çıktıktan kısa bir süre sonra toplatılır. yeniden yayınlanması ise 1993’ü
bulur. bu arada varşova’da bu albümüyle iki ödül alır. ancak, plağın toplatılması onu etkiler
ve fikret kızılok, müziği bıraktığını açıklar. o güne dek 13 altın plak ve çeşitli ödüller alan
sanatçı, bundan sonra derin bir sessizliğe gömülür. buna gerekçe olarak da “hazırladığı
yapıtların ticari olmadığı gerekçesiyle plakevleri tarafından geri çevrilmesini” gösterir ve bir
daha profesyonel olarak müzik hayatına dönmeyeceğini bildirir. (hey, 22 ağustos 1977)
yıllar sonra döner fikret kızılok, hem de popüler müziğin en muhteşem albümlerinden
birisine, “zaman zaman”a imza atarak…
yıllar geçtikçe kızılok söylemlerini sertleştirir. çekirdek sanat evi ‘nde kendi çizgisine yakın
gördüğü bülent ortaçgil ile birlikte ve solo verdiği konserlerin yetersiz teknikle kaydedilmiş
parçaları kasetlere aktararak piyasada kabul gören müziğe bir ölçüde alternatif yaratmaya
çabalar. ikili ‘biz şarkılarımızı pazarlamayız deterjan gibi’ diyerek arabeskten yana esen
rüzgara karşı durmaya çalışırlar. iki ozan daha sonra ‘pencere önü çiçeği’ adlı stüdyo
albümünü piyasaya sürer. bu albümde türk yunan dostluğundan, çarpık entellektüelliğe,
medyanın ninnilerinden ajda pekkan ‘a kadar birçok şeyi eleştirirler. ancak zamanla
ortaçgil’in mistik çözümleriyle kızılok’un nesnel saptamaları ve görüşleri arasındaki çatışma
su yüzüne çıkmış, bu ilginç projenin sonunu hazırlamıştır.
‘zaman zaman’ albümünde aşk şarkıları söyleyen kızılok 90’ların başında, yükselen
değerlerin yarattığı hilkat garibesi magandalara ‘vay hayvan vay’ (why high one why) diyerek sesleniyordu. ‘yana yana’ albümündeki aşk şarkıları arasına sıkışan bu beste hak ettiği ilgiyi
bulamamıştır.
bir süre sessiz kalan fikret kızılok, sonra art arda ‘demirbaş-müzikal vaziyetler’, ‘vurulduk ey
halkım’, ‘devrimcinin güncesi’ albümlerini yayımlayarak aydınlık türkiye’den yana olan
tavrını net bir şekilde otaya koyar.
boyalı basın, bir yandan kızılok’a ‘protest müziğin ünlü ismi’ etiketini uygun görürken diğer
yandan, tükendiği ve çareyi, modası geçmiş sloganlarda aradığını yazar. aşık veysel’lerle,
karacaoğlan’larla başlayan serüven çağdaş değerleri müzik yoluyla arayan bir çabaya
dönüşmüştür.
fikret kızılok, müziğe başladığı ve sürdürdüğü ilk yıllarını şöyle aktarır;’1960-70’li yıllar bizler
için, dünyayı değiştirebiliriz, umutlarıyla geçen gençlik yıllarıydı. kendimizi ifade etmemizin
de dışa vurumu, şarkılarımız, türkülerimiz, öykülerimizdi. ilericiydik, haklıydık, aceleciydik…’
her sanatçı gibi arayış içinde binlerce güzellik
denize ne kadar aşık olduğu bilinen bu üstad adına bodrum’da yelken turnuvası
düzenlenmiştir. oğlu yağmur kızılok da fikret kızılok’un teknesi eylül’le turnuvaya katılmış.
“oldum olası tersaneleri severim. karaya oturmuş balıklar gibi, teknelerin hüzünlü
ricatlarını, yeniden denize kavuşmalarının aceleci telaşlarını…
acaba o geçici dayaklar üzerinde ellerini başına koyan insanlar gibi onlar da hayatlarının
hesabını verirler mi?
tersanelerde, el yordamı ve endazeyi bulan insan, renkleri de bulur.
sesler de bi başkadır tersanelerde… direkler ıslık çalar rüzgarda, sabahları da kuşlar.
öğlen vakti dalga söner kendince, bezgin, imbat. akşam üstü, ah ah akşam üstü anlayana
sabırsız olur…, tek bir yudum,… nokta nokta
gece köpekler nöbet kesilir malın yongasına.
oldum olası tersaneleri severim.
senelerdir şarkılarımı denizde yazarım ama tersanelerde kaydederim. gerçekten en güzel
şarkılarımı tersanelerde seslendirdim.
ben tersanemi hep atölye gibi kullandım, bir nevi stüdyo gibi, sanat evi gibi…
şarkılarımın çoğunda derinden bu sesleri bulabilirsiniz.
bu sene koca bir çam ağacının altında kışlıyorum.
biraz ötede bir ahlat ağacı var, yaban sakızlarının ortasında kayalılara nazır genişçe bir
bahçe.
içimden dedim ki,
– burada da ne güzel bir sanat atölyesi kurulur !

derdemez, lafı elimden aldı yusuf bey;
– neden olmasın?
evet, düşünün ki, belki de “déjà vu”, “jamais vu” olacak.
(…) bu mekanda, bundan böyle progresif sanatçıların sergileri, yontuları tanıtılabilecek.
müzikseverler mozart dinleyebilecekler belki de o ahlat ağacının gölgesinde ilk ud resitali
verilebilecek.
belki de bu dinletilerin hatıra kayıtları cd’lere kaydedilip sizlere sunulabilecekler…
“jamais vu” yani türkçesi ” hiç görmedim” olacak.
iyi günler…
fikret kizilok”

Fikret Kızılok-Zaman Zaman

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir