Döviz piyasasındaki büyük sallantının ertesi gün (sanırım Salı günü) yazdığım yazıyı buraya
kopyalayarak başlayalım:
Yeniden Sallandık
Doların bir ayda yüzde kırk civarında yükselmesi ülkede deprem etkisi yaptı. Fiyat verilemez,
arabaya yakıt konamaz, çarşı pazara çıkılamaz, çıkıldığında eve kıpkırmızı bir surat ve eşliğinde
yerine bir türlü ulaşamayan beddualar olmaksızın dönülemez oldu.
Dün gece yeni bir sarsıntı geçirdik.
Bu kez dolar, gün içinde 19 lirayı aşmışken bu sabah 12 lira civarına indi. Asansörün yirminci
katından geceleyin birkaç saat içinde sekiz kat birden düşmüş gibiyiz. Sarsıntı dediğim budur. Farklı
bir travma kaynağıdır.
Ekonomide sağlıkta da olduğu gibi büyük ve hızlı iniş çıkışlar hastalık belirtisi. Bunun üstünde
durmayacağım, daha basit bir soruyla devam edeceğim.
Nasıl oldu bu iş?
Cevabı yeni önlemler paketi. Görünen odur.
Görünenin ötesine veya altına bakmak gerekir. Gece boyunca döviz satan veya satanlar kimler
olabilir? Bunu da düşünmenizi öneririm. Bir aylık yüzde kırklık yükselişi sekiz saatte yerle bir eden
mekanizma nasıl çalıştı ve kimin eliyle işledi?
Piyasa yaptı, denir. Umalım ki öyledir.
Soru yine de özellikle gelecekte neler olacağını ima etmesi bakımından fazlası ile değerlidir.
Dileyelim ki, uluslar arası piyasanın ülkemize ve ekonomi yönetimimize olan güveni artmıştır. Umut
budur, ne var ki şansımıza güvenmediğimi de açıkça ve hemen söylemeliyim. O güvenin ifadesi olan
CDS karnemizde bir iyileşme görürsek fikrim elbette değişir.
Son olarak, mevduatı dövize endeksleme uygulamasının gelelim.
Öncelikle, bunun dolarizasyona teslim olmak manasına geldiğini görmeliyiz. Sakıncası ne ki, olsun
denebilir. Hiç de öyle değil. Uzun dönemde, liranın yanı sıra yabancı paraların hayatımızı
belirlemesinin ciddi sıkıntıların kaynağı olduğunu göreceğiz. Devlet eliyle daha yaygın bir faiz ve
döviz lobisi yaratmanın muhtemel sonuçları başka bir yazı konusu olabilir.
Daha kısa dönemde doğacak ciddi bir tehlike de var: Bu uygulama aslında örtük faiz artışıdır, ama
açık faiz artışından farklı olarak enflasyonu besleyecektir. Neden aşikar: Faizi artırdığınızda kredi
kullanan tüketiciler ve firmalar öder maliyeti, tasarruf sahibi ise faiz kazanır. Şimdi örtük faizi yani
kur farkını kim ödeyecek diye sormak gerekir. Banka değil, kredi kullananlar değil, kim?
Merkez Bankası veya hazine yani sonunda devlet. Devlet kimden alacak da döviz mevduatı sahibine
kur farkı ödeyecek. Anahtar soru budur.
Devlet ödesin, sonra bakarız, ya da vergiyle karşılarız mı diyorsunuz? Devlet nereden bulacak
parayı? Kimden alacak vergiyi? Para sahibine ödediğiniz açık veya örtük faizin bedelini yoksula veya
soyup soğana çevirdiğimiz gelecek kuşaklara mı ödetmek mi bizim derdimiz? Olmamalı. Herkes
zaten çok vergi ödediğine göre ve seçimlere giderken vergiden söz edilemeyeceğine göre, DEVLET
DAHA ÇOK BORÇLANACAK, MERKEZ DAHA ÇOK PARA BASACAK. Bu da evlatlarımıza torunlarımıza
yük olacak. Gayet net.
Öyleyse daha çok enflasyon olacak. O da kesin ve net.
Son söz: Ülkede enflasyonu besleyen en önemli faktörlerden biri ve başlıcası bütçe açıklarıdır. Bu
uygulama, halk aldatılmayacaksa bütçe açıklarını, devlet borçlanmasını ve elbette enflasyonu fazlası
ile artırır.
Bana kalırsa, uzun zaman ve dürüstlükle uygulanması halinde, mevduata kur farkı vermek tam gaz
çıkmış bulunduğumuz hiperenflasyon yolculuğumuzu hızlandıracaktır.
Aklı başında çare, enflasyonu önlemek için herkesin iyi bildiği, ama politik olarak işimize gelmediği
için uygulamaktan kırk takla atarak kaçındığımız doğru ve etkili önlemleri hayata geçirmektir. Yoksa,
yüksek tansiyondan şikayetçi hastaya tuzlu su içermeye devam ederek baş ağrısını arada bir azcık
giderirsiniz belki, ama hastalığı gideremezsiniz. Bunu er geç görecekseniz.
Ama kötü haber şu ki, yüksek tansiyon sadece baş ağrısına yol açmaz, değil mi?
…..
Bu da dünkü yazı:
Dövizin çılgın yükselişinden bizi şimdilik kurtaran kur garantili mevduat planı (DEM) riskleri
ve zamanlaması bakımından, ayrıca başta adalet olmak üzere birçok yönden eleştirilebilir,
eleştirilmelidir; ancak bu plan aynı zamanda bizi hızla sürüklenmekte olduğumuz çok büyük
bir keşmekeşten kurtarma potansiyeline de sahiptir.
Döviz, faiz, kur farkı ve enflasyon bağlamından ve günlük polemiklerin gürültüsünden
başımızı alıp meseleye reel ekonomi penceresinden ve bütünsel olarak bakmak zorundayız.
Krizin kaynağını çok daha iyi anlamadan DEM dediğimiz imkanı doğru değerlendirmenin
olanağı yok.. Bu yazıda amacım DEM planını geniş resme bakarak değerlendirmek. Son sözü
baştan söylemekte sakınca yok: Enflasyon belasından kurtulduğumuzu gösteren sağlam
veriler oluşmadığı takdirde DEM yaşadığımız derin krizin çözümüne değil derinleşmesine
katkı yapan bir uygulama olacaktır.
Sorunumuzun kaynağı
Peki, sorun nedir, sorunun kaynağında ne var? Neden krizdeyiz?
İlk neden: Yaklaşık on senedir ülke ekonomisi KÖTÜ hatta çok kötü yönetiliyor. Aslına
bakılırsa, çok partili sisteme geçtiğimizden beri yanlış bir sistemi başarılı kılmaya çalışıyor siyasi sistem; sürekli olarak aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyoruz. Ortalama on yolda
bir tıkanıyoruz. Hemen eklemek gerek. Son yönetim, bu alanda yani yanlış şeyleri en aşırı
şekilde yaparak başarılı sonuçlar beklemek ve toplumda aşırı beklentiler yaratmak
konusunda alabildiğine cesur ve fütursuzdur. Bu krizin yaşadığımız en derin kriz, hatta çoklu
organ yetmezliğine benzer hayati bir bunalım olmasının nedeni budur. Yazının çerçevesi, ne
genel sistem eleştirisi, ne de zaten tükenmiş olan bugünkü iktidarı kötülemeyi kapsamıyor.
Yine de, ekonomi yönetiminin son yıllardaki genel yaklaşımını hatırlamak zorundayız.
Ekonomi politikasında kararsızlık ve tutarsızlık
Belki 2007 yılı ile birlikte başlayan sorunlar 2013 yılı ortasından sonra kırılgan beşliden biri
olarak ilan edilen ülkemiz ekonomisinde dengeleri bozdu. Kriz 2018 Ağustosunda dövizin
kurlarının sıçraması ile gayet görünür hale geldi. Önlem alınınca biraz düzelme görüldü;
önlemler bir süre sonra ters yüz edilince sorunlar başa dönüldü. Seçimşer yaklaşırken
ekonomik disiplin unutuldu, yerine kediler gevşetildi, harcamalar artırıldı. Belediye seçimleri
öncesinde beslenen yapısal reform beklentileri, seçim sonrasında oylamayla geçen aylar
sonında boşa çıktı. Yetmedi. O tarihten itibaren ülke ekonomisini dengelemek yerine,
muhtemel bir erken veya hemen seçimde çıkar gruplarının çıkarlarını kollamak asıl öncelik
haline geldi. Müteahhitlerin kurtarılması, iş ve tarikat alemine kaynak aktarılması, merkez
bankasının dumura uğratılması ve aynı zamanda sürekli bir yalpalama ve göz boyama
görüntüleri verildi bu dönemde.
Damat bakanın ayrılışından sonra atanan merkez bankası başkanı ile birlikte açıklanan yeni
program, çözüme yönelik sağlam ve sağ duyulu bir adımdı. Bir umut ışığı oldu, kısa sürede
sonuç vermeye başladı. Ne yazık ki üç veya dört ay kadar sürdü ömrü, başkanın bir hafta
sonu bilinmeyen nedenlerle görevden alınmasından sonra, faiz indiriminin çözüm olduğunu
esas alan inanılmaz ölçüde hatalı bir varsayıma dayalı bir söylem ve politika benimsendi.
Faizler indirilmeye başlandı. Faiz indirimlerinde bir tutar yan olduğunu göstermek için Çin
modeli olarak da adlandırılan YEM icat edildi. Kurlar çıldırınca YEM de rahmetlik oldu. DEM
ilanı ile yüksek kur, düşük faiz propagandası bitti.
DEM ile gelen fırsat kaçacak gibi görünüyor.
Şimdiki dönem ise DEM dönemi. DEM uygulaması kısa vadede soluk aldırabilecek ve geçerli
ekonomik reçetelere uygun aklı başında bir programla desteklenmesi halinde işe yarayacak
bir olanak olarak görünüyor. Bedeli yüksektir, doğru. Ancak ekonominin toparlanmasınıa
imkan verecek zemin ve zaman kazanma imkanı da veriyor bize. Ne var ki, bu yönetimin
basiretsizliğinin bu planı da heder edeceğinden endişe duyuyorum. Çünkü kötü yönetimi
simgeleyen iki temel unsur gayet belirgin son yıllarda.
1. Gelecek nesilleri değil gelecek seçimi düşünen ve belirli kesimlerin desteğini sağlamaya
aşırı öncelik veren uygulamalar..
2. Çok sıkça değişen ekonomi yönetimlerinin ekonomideki sorunlarla geçerli yöntemler
yerine kendi doğrularına ve yandaş kesimlerin çıkarlarına uygun bir yaklaşımla baş etmeye çalışıyor görünmeleri. Faiz tartışması ve onun nasla veya NAS ile ilgisi bu bağlamda örnek
olarak görülebilir.
Ekonomi yönetiminde ve her alanda keyfilik devam ettikçe enflasyon konusunda umutlu
olmak gerçekten güçtür. Büyük boyutlara ulaşmış bütçe açıkları ve kredi bolluğu enflasyonu
hovardaca beslemektedir. Gördüğümüz enflasyonun birkaç nedeni daha var: Ekonomi inşaat
kesimi hariç son yıllarda doğru dürüst büyümedi, sanayide gelişme aldatıcı ve sınırlı kaldı,
tarım can çekişiyor, göçlerle birlikte hızla büyüyen büyük bölümü işsiz bir nüfus var. Tüm bu
nedenlerle, içerde fiyatlar hızla artıyor. Yüksek enflasyonla birlikte liraya güven kalmayınca
kurların tırmanması önlenemiyor.
Bu sorunlara çözüm bulmak, ekonomiyi parayı ve krediyi kısarak soğutmayı yani seçmeni
tüketime değil tasarrufa zorlayacak önlemleri almayı gerektiriyor. Yeniden seçilmek isteyen
iktidarlar ise dünyanın her yerinde olduğu gibi bizde de, öyle önlemleri almaktan kaçıyor,
kaçınıyor.
Son beş yolda yaptıklarımızın tam tersini yapmak mümkün mü?
Oysa çözüm bellidir, diyerek faiz döviz enflasyon üçgeninden çıkıp reel ekonomiye geçelim:
Üretimi, ihracatı ve tasarrufu artırmak şart. Yabancı yatırımcı çekmek için hukuka saygılı ve
şeffaf olmak zorunlu.
Uzun zamandan beri bu noktalardan gayet uzaktayız. İçinde bulunduğumuz girdaptan
çıkmak için yapılması gereken özetle, iktidarın son beş yılda yaptıklarının tam tersini
yapmasıdır; yani yangına körükle gitmek yerine, yangını söndürmeye çalışmaktır.
Enflasyonla etkili mücadele için ve bu arada DEM’in ülke çapında ilgi görmesi isteniyorsa
toplumun desteğini sağlamak gerekiyor. Değilse, başarı zor görünüyor. İktidar böyle bir
desteği sağladığı takdirde, belirli bir süre sonra fiyat artışlarım8 durdurabilir, enflasyon
gerileyebilir, belki yeniden seçilme şansını da yakalayabilir. Ancak yaşanan onca
tutarsızlıktan ve itibar kaybından sonra bunun kolay olmadığı da muhakkak.
Olanlardan ve olmayanlardan hepimiz sorumluyuz.
Bu kötü noktaya gelmemizde genel olarak toplumun aşırı bencil ve sorumluluk konusunda
aşırı direngen yapısının da katkısı olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Yılların kötü yönetimi ekonomik dengesizliğin yanı sıra o dengesizliğe alışmış büyük ve geniş
halk kesimlerini kapsayan bir kitle yarattı. Kitle sadece çözüm istiyor, uygarlığın nimetlerini,
üretken ve ileri ülkelerde kullanılan malları ve hizmetleri talep ediyor. Ama ne de gerçek
anlamda üretim için tavrını değiştirmek, ne de krizden çıkışa katkıda bulunmak
sorumluluğu duymuyor. Sürekli ‘veren’ veya söz veren devletin yarattığı çok vahim ve aynı
ölçüde reel bir sonuçtur bu. Sadece kendi çıkarını düşünen ve özveriyi hep kendi dışından
bekleyen, üretimden tamamen uzaklaşmış, hakkı olmayan her çıkarın peşinde olmayı hak
sayan ürkütücü bir insan tipi ülke profiline bir kabus gibi egemen olmuş durumdadır.
Bu girdaba düşmemizde sözkonusu profilin payını görmek zorundayız. Kısa vadede kötü
gidişi durduracak ve akıl başa gelirse orta vadede çıkış olanağı sağlayacak DEM sistemi
işlemez veya çökerse, sorumlu yalnız kötü yönetim değil, onun yarattığı bu yurttaş profilidir.
DEM örtük faiz artşıdır ama.. Faizin yaptığını yapamaz.
Bir kez daha asıl mesele enflasyondur, diyerek sonuca geliyorum.
Enflasyonun kısa vadede dizginlemenin en iyi bilinen yolu faizleri artırmaktır. DEM bir yönü
ile faizleri artırıyor. Bir başka yönü daha var ki faiz artışıyla kıyaslandığından etkisini birçok
bakımdan sınırlıyor. Faiz artışı, tüketimi kısıp toplumu tasarrufa zorlarken, DEM böyle bir
etki yapma kabiliyetinde değil. Ayrıca sağlanan kur sübvansiyonu veya kur garantisi
yüzünden ödenecek tutarlar yoksuldan varlıklıya yapılan bir servet transferinden başka bir
şey değildir. Çünkü faiz artışında faizi doğal olarak kullanan öderken, kur artışında fark
devletçe ödenecektir. Bu adil değildir. Üstelik bunun bütçe açıklarını artırıp ve kredi tabanını
genişleterek enflasyonu dizginlemesi yerine, azdırması da mümkündür. Bir şey daha: Faiz
artışı hem verenden hem alandan vergi slma imkanı yaratırken, DEM kamu açıklarını
artırma ve enflasyonu körükleme potansiyeli ile karşımızdadır.
Kısa bir özetle son verelim:
1. Mesele enflasyon frenlenmeden çözülemez. DEM sisteminin bize verdiği yüksek maliyetli
fırsat, önümüzdeki dönemde de fiyat artışlarının sürmesi halinde heder edilebilir. Öyle bir
durumda, DEM çözümün değil, ağırlaşan sorunun önemli bir parçası olacaktır.
2. Enflasyon artınca, kur artışları önlenemez. Turizmin tek başına bu yükü çekecek bir akımı
kısa dönemde veya daha sonra sağlayacağı çok kuşkuludur.
3. Türkiye er geç harcamalardan ziyade tasarrufa ağırlık veren klasik makro ve mikro
reçeteleri uygulamak zorunda kalacaktır. Bedelin daha yüksek olmaması daha fazla
gecikmemek iktidar dahil tüm ülkenin çıkarındadır.
Tüm topluma ve bu arada sorumlu noktada olan herkese insaf ve sağduyu diliyorum.


