Vasatlık ve Kitleler

Kitlelerin aptallığından çok söz edilir. Vasatlıktan elbette kitleler daha çok sorumludur. Ama kitlelerin aptal olduğunu duymak hele bu güya demokrasi çağında kulağa hiç de hoş gelmiyor.Hakça söylemek gerekirse Russell tam olarak ‘kitleler aptaldır’ demiyor.
Ama bunu ima etmiyor veya buna ihtimal vermiyor da değil. Aşağıdaki sözü biraz abartılırsa böyle dediğini iddia etmek bana gayet mümkün görünüyor. Her sözcüğün hakkını vererek ve bu arada Google translate süzgecinden de geçirerek çevirmeye çalışayım.
…….
Bir görüşün geniş çapta benimsenmiş olması, tamamen saçma olmadığına dair bir kanıt değildir; gerçekten de insanlığın çoğunluğunun aptallığı göz önüne alındığında, yaygın bir inanışın mantıklı olmaktan ziyade aptalca olması muhtemeldir. “- Bertrand Russell Elbette onun böyle düşünmesi illa da gerçeğin böyle olduğunu göstermeye yetmez. Yine de konuyu düşünmeye malzeme iyi bir malzeme sunduğu aşikar.
İki nokta daha var aklıma gelen:
İlki, böylesi genellemelerin yığınla istisnaya hamile veya gebe olduğu. Russell öylesi bir aptallığın kesinlik değil olasılık taşıdığını ifade ederek bu itirazı karşılıyor. İkincisi, kitlelerde aptallık ve buna bağlı olarak vasatlık meselesinin tartışıldığı yüz yıl kadar öncesine göre kitlelerin akılcı düşünceye mesafesinin aynı kalmadığını da anımsamak gerekiyor. Son teknolojik gelişmelerin daha çok kişiyi vasat veya vasat altı kıldığını iddia edenlere sıkça rastlıyoruz. Post modernizm düşüncesi de geliyor hemen aklıma bu bağlamda. Aslında aptal ve ahmak olan vasatlığı artıran covid, insan değil, diyerek bu dikenli konudan çıkıvermek en iyisi. Üstelik gayet insanca.
Günaydın bu arada.
12.04.2021
…..
Noktayı koyduktan az sonra şu satırlara rastladım, konuyla yakın ilgisi var. Paylaşmadan edemedim.
‘Düşünmeyi alt ve üst düzey olarak ikiye ayırabiliriz.
Alt düzey düşünme içgüdüsel ve sezgiseldir.

Egosantrik ve sosyosantriktir.
Egosantrizm benmerkezcilik demektir.
Bu düşünce biçiminde kişi her tür fikir ve kavramı kabul ya da reddederken kendi görüş açısından hareket eder. Kendi fikrini, deneyimini ve duygusunu merkeze koyup karara varır. Akıl yürütmez. Yalnızca kendini ve çıkarlarını gözetir. Sosyosantrik yani toplummerkezci düşünmede ise kişi, içinde yaşadığı toplumun, kültürün geleneklerini, inançlarını ve önyargılarını içselleştirir. Hayatı düşünmeden, sorgulamadan bu kavramlara göre algılar, yorumlar. Kendi kültürünün, ırkının, etnik kökeninin, inancının, geleneklerinin en iyisi ve doğrusu olduğunu iddia eder. Toplumun kısıtlamalarına körü körüne uyar. Kitle iletişim araçlarının kendi kültürünün değerlerini kullanarak onu şekillendirdiğini ve kullandığını fark edemez. Ait olduğu kültür ya da savunduğu değerlerin tarihini, haksızlık ve adaletsizliklerini bilmez, öğrenmez ya da görmezden gelir. Bakış açısı dardır, evrensel düşünemez.’
Şafak Nakajima Eleştirel Düşünce adlı yazı dizisinin beşincisinde yazmış. İlginizi çektiyse bir önceki yazıma buyrun.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir