Mağara Allegorisi-Göksel Çakıroğlu

Mağara Alegorisi ile anlatılan temel fikir nedir?
Bu fikirle bilişsel çelişki ve paradigma kavramının ilişkisini ve çıkarılabilecek sonuçları anlatınız.

Mağara alegorisi ile ilk defa Platon’un Devlet kitabını okuduğum zaman karşılaşmıştım. O
zamanlar bu mağara alegorisinde anlatılan temel fikirlerden birisi yani idealar dünyasını,
diğer bir deyişle yaşadığımız dünyanın gerçek dünyamı yoksa sadece bir yanılsama mı olduğu
fikri kafamı oldukça kurcalamaktaydı. Bu fikirle ilgili onlarca şey okumama, onlarca şey
izlememe ve kendime sorup durmama rağmen bu soru, cevabını asla bulamadığım sorulardan
birisi haline geldi. Bunca zaman yaşadığımız, acılar çektiğimiz, arzularımıza yenik
düştüğümüz, mutluluğun ne olduğunu bilmediğimiz halde kendimizi mutlu olarak gördüğümüz
belki de âşık olduğumuz bu dünya sahte, sadece bir yanılsama olabilir miydi? Zamanın
başlangıcından beri bize dayatılan paradigmaların bir ürünü haline gelmiş ve asla içinde
bulunduğumuz durumu, gerçekleri kavrayamayarak kendimizi kandırıyor olabilir miyiz? Belki de
bu hayaller dünyasında kaybolmuş, başıboş, anlamsız canlılardan ibaretiz ve ne olursa olsun
bu zamana kadar anlayamadığımız gibi bundan sonra da bize zorla dayatılandan şeyleri hiçbir
zaman anlayamayacağız ve gerçeklere ulaşamayacağız. Hatta biraz daha derine inersek,
gelecekte gelişmiş bir uygarlığın geçmişte kendilerinin nasıl geliştiğini ve neler yaparak
bu zaman geldiklerini görmek için simule ettiği bir gerçeklikten ibaret olabilir miyiz?
Belki, ama sanırım hayatın anlamının olup olmadığı, tanrının olup olmadığı ya da özgür
iradeye sahip olup olmadığımızı öğrenemediğimiz gibi bunu da uzun bir süre öğrenemeyeceğiz.
Mağara alegorisindeki diğer bir fikre baktığım da ise aklıma Sokrates ve tabii ki de
Platon’un yazmış olduğu Sokrates’in Savunması geliyor. Tarih boyunca nadir de olsa bazı
insanlar kendilerini bu dayatmalardan, eski ve değişmesi gereken paradigmalardan
kurtarabilmişlerdir. Aydınlanmanın getirdiği değişimlere kucak açmış ve gerçek anlamda bazı
şeyleri sorgulamaya başlayarak insanlara doğru yolu gösterme pahasına canları feda
etmişlerdir. Bunlardan en ünlüsü olan Sokrates, insanları bilgilendirdiği, gerçekleri
anlattığı, sorgulamaya ve paradigma değişimine teşvik ettiği için ölüm cezasına
çarptırılmıştır. Suçsuz olmasına rağmen, şu zaman da bile varlığını sürdüren ve paradigma
felci içerisinde bulunan bazı insanların suçlamalarını kabul etmeyerek fikirlerinden
vazgeçmemiştir. İşte asıl bu tutumundan dolayı Sokrates’i bugün bile hatırlıyor ve
fikirlerini saygıyla anıyoruz. Sokrates bu tutumuyla ismini tarihe yazdırmış, diğerleri ise
tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuşlardır. Yeniliğe, aydınlığa ve bilime karşı olup
hayatları boyunca dogmatik düşüncelerden kurtulamayan insanlar Sokrates’i suçlayanlar gibi
tarihin tozlu sayfalarında kaybolmaya mahkumdurlar.
Bu fikirleri göz önüne aldığımız zaman mağara alegorisinden neyin gerçek olup olmadığını her
zaman sorgulamayı, tek gerçek budur ve sizi doğru yola bu götürür kisvesi altında bize
dayatılan bazı düşünceleri kolay kolay kabul etmememiz gerektiğini anlayabiliriz. Ayrıca
hayattaki her şeyin, bu zamana kadar sorgulamadan doğru kabul ettiğimiz her şeyin bir gün
değişebileceğine ve değişim zamanı geldiğinde ise paradigmalarımızı değiştirerek hayata
baktığımız o dar çerçeveden kurtulmamız gerektiğini anladım. Bunlara bilişsel çelişki ve
alıştığımız paradigmalarımız yüzünden zihnimizin yıllardır sorgulamaya dahi izin vermediği,
her zaman görmezden geldiğimiz, tartışmaya ve karşımızdakini dinlemeye dahi tenezzül
etmediğimiz en küçük düşünceleri bile dahil edebiliriz. Kendi zihnimizle çelişkiye düşsek,
bilinçdışımız bazı şeyleri kabul etmemize zorluk çıkarsa bile sorgulamalı ve gerçekleri
bulana kadar pes etmemeliyiz. Her zaman bize bilimin öncülüğünde doğru yolu gösterebilecek,
aydınlığa doğru birlikte hareket edebileceğimiz, bizi hayata karşı olan dar bakış açımızdan
çekip çıkartabilecek kişileri takip etmeliyiz. İnsanlığın aydınlanması uğrunda canını dahi feda edebilecek bu kişileri suçlamak ve değiştirmek istedikleri düşünceleri reddetmek yerine
onların izinde kendi gerçeklerimizi bulmak, kendimizi tamamlamak ve aydınlığa kavuşmak için
onların mücadele ettiği gibi biz de bütün insanlık için mücadele etmeliyiz.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir