Ibrahim Okuyan’dan alıntı
Uceymi Sadun PaşaPayitaht tarafından Osmanlı Nişanı ile ödüllendirilen Irak’ta başlayan yaşam öyküsünü,
Şanlıurfa’da, Germüş Köyünde devam ettiren bir kahraman,
Şeyh Uceymi Sadun Paşa.
Yazımıza, raporlarında Şeyh Uceymi Sadun Paşa’dan bahseden Gertrude Bell ile başlayalım.
Gertrude Bell, Kimdir?.
Birinci Dünya Savaşı’nda Mezopotamya’yı işgal eden
İngilizlerin Kılavuzu Gertrude Bell adlı bir Arkeolog-Tarihçi idi.
Gertrude Bell,
Bölge coğrafyası ve bu bölgede yaşayan Halklar hakkındaki derin bilgisini,
İngiliz işgal kuvvetlerinin Hizmetine sunmasının yanında,
Savaşın nihayetinde,
Irak’ın komşu devletleri (Türkiye, İran, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve Körfez Devletleri) ile
sınırlarını bizzat çizmek suretiyle,
Bölgenin kaderine mührünü vurmuş biridir.
Gertrude Bell’in; Irak’ın işgalinden Manda hükumetinin Kurulduğu döneme kadar olan gözlem ve
tespitlerini kaleme alarak İngiliz Parlamentosu’na sunduğu 147 sayfalık “Mezopotamya’da 1915-
1920 Sivil Yönetimi”
Adlı bir Resmi Raporu da vardır.
Raporda;1915-1920 döneminde İngiliz işgal yönetiminin
Mezopotamya’da yaşadıkları canlı bir şahidin gözüyle anlatılmaktadır.
Buna göre; Hindistan yolunun güvenliği için Kızıldeniz ve
Basra körfezini kontrol etmek isteyen İngiltere, Almanların açık denizlere ineceği korkusuyla bu
işgali başlatmıştır.
Savaş yıllarında petrolün önemi
Ve sanayideki kullanım teknolojisinin gelişmesine paralel olarak İngiliz yönetimi içerisinde siyasi
kanat,
Bölgenin işgalini sadece Hint yolu için değil,
Taşıdığı bu yeni zenginliğe el koyabilmek için de gerekli görmekteydi.
Irak’ın işgali bu nedenle 1. Dünya savaşı ve sonrasında Emperyalist paylaşım mücadelesinin
ekonomik maksatlarındaki Önemli değişimin de sahnesi olmuştur.
şte bu kanlı sahnenin ilk perdesi,
İngilizler ’in Ekim 1914’te Bahreyn’i,
Kasım 1914’te Fao yarımadasını işgal edip,
Ardından, Bağdat’a bağlı önemli bir liman kenti olan Basra’yı ele geçirdikleri gün açılmıştır.
Ortadoğu için karanlık,
Ve kanlı bir geleceğin başlangıcıdır bu işgal.
Basra’nın işgali ve İngilizlerin Bağdat’a yaklaşması,
İstanbul’da Bab-ı Ali Yönetimi üzerinde bomba tesiri yapar.
Aralık 1914’te, Basra’yı geri almak amacıyla cephe komutanlığına Süleyman AskeriBey atandı.
Ve neticede; Necef’in en büyük müçtehidinin oğlu Muhammed Kazım Yazdı’nın Cihat çağrısıyla
toplanan Şammar aşireti,
Sadun Paşa komutasındaki Araplar,
Bazı aşiret askerleri ile 1.000 kişilik Kürt ordusu
Ve 6.000 civarındaki Türk Birliği Süleyman Askeri komutasında toplanarak Şu’ayba’da İngilizlerle
savaştılar.
Savaşı Türkler kaybetti ve yenilgiyi hazmedemeyen yaralı Süleyman Askeri Bey intihar etti.
İngiliz Ajanı Arabistanlı Lawrence,
Süleyman Askeri’nin şehadetini öğrendiğinde,
Mekke’de Şerif Hüseyin’in yanında yakında başlatacağı isyanın Planlarını hazırlıyordu.
Tarihler 22 Kasım 1915’i gösterirken İngilizler,
Bağdat’ın güneyinde bulunan Selman-ı Pak’ta savunma için Bekleyen Türk kuvvetlerine bir taarruz
harekâtı başlatır.
Bu emsali ancak Çanakkale’de görülen şiddette bir saldırıdır.
Ancak, Ağır kayıplar verirler ve Kut ül Amare’ye çekilirler.
Türk kuvvetleri Kut ül Amare’yi kuşatır.
Sonuçta, Kut ül Amare’deki İngiliz güçleri teslim olur.
Tarihe Kut ül Amare zaferi olarak geçen ve yaklaşık 5 ay süren Kuşatmanın ardından,
13 general,
481 subay ve 13 bin 300 İngiliz askeri esir alınmıştı.
İngilizler 40 bin kayıp verirken Osmanlı birliklerinde ise 25 bin Askerimiz şehit olmuştu.
İngilizlere göre Kut ül Amare yenilgisi,
“1842’deki Kabil bozgunundan beri
İngiliz ordusunun yaşadığı en aşağılayıcı hezimet” tir.
Birinci Dünya Savaşında Irak cephesi,
Kut ül Amare zaferi gibi bir destanın yanında ölümsüz Dostlukların,
Yiğitlik hikâyelerinin,
Nice kahramanların unutulmayacak öyküleriyle de doludur.
Süleyman Askeri Bey,
Halil Paşa,
Ve daha binlerce isimsiz kahraman askerimizin yanında,
Tarihimiz içinde özel bir yeri olan kahramanlar da vardı.
Bütün işgal boyunca,
Basra, Bağdat ve Musul bölgelerinde Yaşayan aşiretlerin duruma göre pozisyon alan politikalarına
karşı,
Ölüm kalım meselesi olarak adlandırabileceğimiz bu Muharebeler içinde Osmanlı’ya en büyük
desteği verecek olan kimse ise,
Irak’ta “ Şeyhlerin Şeyhi “ olarak adlandırılmakta olan Şeyh Uceymi Sadun Paşa idi.
Uceymi Sadun Paşa’nın insanı hayretler içerisinde bırakan bir öyküsü vardır.
Uceymi Paşa, Irak’ın işgaline karşı direnişlerin olduğu her Bölgede çöllerden bir rüzgârla ortaya çıkar
düşmana bir hışımla saldırır,
Oradan diğer bir çatışma alanına atını sürerdi.
Uceymi Sadun Paşa,
Bütün Arap yarımadasında,
Özellikle Irak’ta asalet,
Cesaret
Ve servetleriyle ün salmış büyük bir Arap ailesinin oğluydu.
Uceymi Paşa’nın adı Irak cephesindeki mücadelesi adeta Efsaneleşmişti.
Uceymi Sadun Paşa Osmanlıları terk etmemiş ve sadakatini sürdürmüştü.
Gertrude Bell, Uceymi Sadun Paşa’nın kendilerine yanaşmaması Ve Türklerle olan dostluk ve
işbirliğini sürdürmesi sebebiyle, Hatıratının başından sonuna kadar ondan nefretle bahsetmektedir.
Şeyh Uceymi Sadun Paşa,
İşgalciler ve yerel işbirlikçilerinin korkulu rüyasıydı.
Zira sürekli Irak’ın bir ucundan bir ucuna at koşturmakta
Ve direnişine aralıksız devam etmektedir.
Ve Şeyh Uceymi Sadun Paşa’nın bu direnişi karşısında artık pes diyen İngiliz’ler,
Şeyhe karşı ünlü casusları Lawrence’i devreye sokarlar.
Lawrence’ın görevi şeyhin, hangi şartlar altında Müslüman Osmanlı askerini terk edeceğini
öğrenmektir.
Lawrence, İngiliz yanlısı Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah’ı,
Şeyh Uceymi Sadun Paşa’nın yanına göndermek ister.
Emir Abdullah, bu vazifeyi kabul etmek istemez zira
Şeyh Uceymi Paşa’nın hiçbir şekilde böyle bir teklife yanaşmayacağını bilmektedir.
Ancak Lawrence’ın ve babasının ısrarı ile Şeyh ile temasa geçer. Şeyh’e, “Türklere ihanetinin bedeli
olarak
Irak Krallığı ve 150.000 dönüm toprak” teklif edilir.
Ancak Şeyh, bu ahlaksız teklifi de aynı kararlılık ve sertlikle reddeder.
Bağdat topraklarının Şeyhi Uceymi Sadun Paşa,
Lawrence’ın gönderdiği teklife aynen şu sözlerle karşılık veri
“O hain elime geçmesin.
Bir insan sadakati bilmeyebilir.
Fakat kendi ihanetini başkasında düşünmesi için bir sebep lazımdır.
Ona bir gün böyle bir teklifi bana yapabilme cesaretini nereden bulduğunu soracağım.”
Şeyh Uceymi Sadun Paşa’ya, onun bu büyük vefasını hayranlıkla izlemiş olan Sultan Mehmet Reşat
tarafından Osmanlı Nişanı verilir.
Şeyh Uceymi Sadun Paşa; Türk ordusu Irak’tan çekildikten sonra da Osmanlıya bağlığını sürdürecek,
İslam âleminin ortak düşmanına karşı direnişe devam edecek ve İngilizlere karşı çete savaşları
örgütleyecektir.
Ve tarihler 15 Haziran 1919’u gösterdiğinde,
Şeyhin bu kahramanlık
Ve Osmanlı’ya olan sadakatini iyi bilen Mustafa Kemal,
Şeyh Uceymi’ye şifreli bir mektup yazacaktır.
“İslam âleminin iki gözbebeği olan Türk ve Arap milletlerinin ayrılması
İki tarafta da zafiyetlere sebep oldu.
Ümmet-i Muhammed için şanlı bir halde buna karşı el ele Vererek “Ümmet-i Muhammed’in Hürriyet
ve İstiklali” uğrunda Mücadele eylemek bizler için farzdır.
Kâfirlere karşı yapmış olduğunuz cihatta,
Kültürümüzü korumak ve ırkçılığa karşı verilen mücadelede Sizin her zaman destekçiniz olup
yanınızdayım.
Bu konuyu 13. Ordu Komutanlığı ile görüşmenizi ve görüşünüz İçin yüce şahsınıza sunup gereğinin
yapılmasını arz eder, Saygılarımı sunarım.”
Mustafa Kemal Paşa
Uceymi Paşa, Musul’a kadar çekildikleri tarihlerde,
Musul’daki birliklerde
İngiliz bayrağını görünce Atatürk’e bir telgraf yollar.
“Biz buralarda savaşı kaybetmedik ki, niye İngiliz Bayrağı asılı” diye.
Sonuçta, 20. yüzyılın petrole bağlı yeni güç dengeleri kazandı ve bütün Ortadoğu parçalandı.
Şerif Hüseyin ve diğer ayrılıkçı Arap liderleri,
Savaş boyunca kendilerine vaat edilen bağımsız
“Büyük Arap Devleti”’nin bir kandırmaca olduğunun farkına vardılar.
Ama Basra, Bağdat, Musul, Kerkük gibi şehirler Anadolu’dan uzak düşmenin hasretini ve acısını hiç
dindiremedi…
Süleyman Askeri’nin,
Halil Paşa’nın,
Uceymi Sadun’un,
Özdemir Bey’in Irak’ı ise Dicle ve Fırat’ın Anadolu’dan akıttığı suyla bu hatıraları hala bağrında
besliyor.
Kut’ül Amare’de,
Şuaybe’de,
Telafer’de toprağa düşen şehitlerimiz ise,
Vatan ve onur için ölümsüzlüğe kavuşmanın huzuru içinde yatıyorlar…
1.Dünya Savaşı’nda Türklere ihaneti karşılığında teklif edilen Irak Krallığı’nı reddeden ve 150 bin
dönüm toprağını Irak’ta bırakan Uceymi Paşa, 5 Haziran 1920’de Mardin’e gelecektir.
Genelkurmaya başvurarak, Kurtuluş Savaşı’nda adamlarıyla birlikte Fransızlara karşı mücadele
etmek isteyecektir.
Iraklı Şeyh, Urfa’nın kurtuluşunda aktif rol oynayacaktır.
Şeyh Uceymi Paşa’nın İslam birlikteliğine olan inancı ve sadakati, Cumhuriyet kurulduktan sonra
unutulmayacaktır.
İlk TBMM, Şeyh ve akrabaları için Şanlıurfa‘da 14 köyün bağışlanmasını görüşerek, bunu hemen
kabul eder.
Uceymi Paşa’nın akrabalarından çoğu Irak’a geri dönmüştür,
Bu nedenle Şeyh Uceymi Sadun Paşa,
14 köy arazisinin fazla olduğunu,
Kendisine ve yanında kalan akrabalarına bir köyün yeteceğini söyler.
İşte bu köy, Urfa Germüş Köyü’dür…
Şanlıurfa il merkezinin 10 km kuzeydoğusunda yer alan Germüş Köyü,
Ermenilerden kalma bir köydür.
Bu günkü ismi Dağ eteği köyü’dür.
Şeyh Uceymi Sadun Paşa, daha sonra Urfa’da evlenir.
1934 yılında çıkan Soyadı kanunundan sonra Sümer soyadını alır.
Kızı Mübine Sadun ve oğulları İsa Sümer ile Abbas Sümer bu evlilikten doğacaktır.
Kendi çocukları çiftçilikle uğraşırken,
En yakın adamlarından Şüleyde’nin çocuklarının hepsini okuttu.
Biri Hacettepe Üniversitesi’nde Ortopedi profesörlüğünden Emekli Prof. Nasır Özdemir,
Diğeri Cumhuriyet Savcısı Şükrü Özdemir,
Bir diğeri de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Profesörü
Hasan Özdemir’di.
Onlar Şeyh Uceymi’nin Türkiye Cumhuriyeti için okuttuğu insanlardı.
Osmanlı’ya daima bağlı kalan yüreği onu buraya kadar getirirken, Osmanlı’nın son, Cumhuriyetin ilk
yıllarındaki tüm acı ve sevinçlerimize ortak olur.
Uceymi Paşa, İngilizlere karşı verdiği bu büyük mücadele ile tarihe kaydedildi.
Öyle ki İngilizler Uceymi Paşayı yıllar sonra bile unutmadılar.
Ve 1943’te ikinci dünya savaşı sırasında Adana’ya gelen İngiltere BaşbakanıWinston Churcill,
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşmesi sırasında Uceymi Paşa’nın kendilerine teslim edilmesini
istemişti.
İnönü bu teklifi reddetti.
1958 de Ankara’ya yerleşir.
Ölürken başucunda,
Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra kendisine gönderdiği,
Üzerinde ‘Mücahidi Muhterem Uceymi Paşa Hazretleri’ne.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan Müşir Gazi Mustafa Kemal’ yazılı resmiyle,
Irak çöllerinde kendisiyle savaşan arkadaşı General Kenan’ın fotoğrafı vardı.
Bu iki insana büyük bir sevgi duyuyordu.
29 Ekim 1960’ta, 73 yaşında hayata gözlerini yumana kadar
Her 10 Kasım’da saatlerce odasına kapanıp Atatürk için ağlardı.
Çöllerin özgür savaşçısı Uceymi, ebedi istirahatgâh olarak ta
Bu hür vatan toprağının başkentini seçmişti.
Mekânı cennet olsun.
İyiler ve iyilikler hep bizimle olsun..
Saygılarımla.
İbrahim Halil Okuyan
İnşaat Yüksek Mühendisi
2.Mayıs.2011 Şanlıurfa..


