Maçoluk

Buraya da alıyorum bu sabah yazdığım bir yorumu. Azıcık daha durulaştırmaya çalışarak ve birkaç cümle ekleyerek.
Bu memleketin yığınla solcusu da aslında sağcıdır. Çünkü her şeyden önce bilime saygısı kıttır, evrensel kültürden nasipsizdir, fena hande tekçidir; lafta adil görünse de bunu başarmasını engelleyen yığınla etkenin güdümü altındadır garibim. Bizden olsun çamurdan olsun da der, kol kırılır yen içinde, diye söylenir. Yetmez ama evetçidir. Maço için kadın köleden sadece bir parmak daha değerlidir ve yalnızca bir tek işe yarar. Onları adam yerine koymaz, saygı duyanlara ise aşağılar. Ne var ki kerameti kaprisinden menkul kadınların derneğinde yalvar yakar etek kovalamaktan geri durmaz, yemeğe tuz koyarken ölçüyü kaçıran karısı ise döver, çocuğunu Abdi ağa yöntemi ile despotça korkuların beşiğinde büyütür. Dürüstlük söz konusu olunca mangalda kül bırakmaz ama okey masasında taş çalar, çıkar için dava için yalanı daima mübah sayar. Her maço saygı ve sevgi laflarının becerikli ebesidir ama ya benimsin ya toprağın cinsinden aşklar yaşar. Sevgi, insan sevgisi ve hayvan sevgisini diline sıkça dolar. Ama bunlar ona tarihinin derinliklerinden, dininin ve düşüncesinin kaynağından gelmez de kendini adadığı ideolojinin gereklerinden olduğu için ve aslında moda olduğu için eser miktarda baharat mesabesinde bir mana ifade eder. O da görünüşte. Maçoluk yaygın bir tavır olarak ilkel bir güç gösterisidir, korkak bir mahalle kabadayısı
olarak resimleyin siz onu. Gücü yetince zulum eden, zayıf olduğunda ise sığınmakta, teslim olmakta, kaçmakta ve yalvarmakta erdem bulan yaltaklanma köpek tavrının daha bir ürkekçesi ile donanmıştır. Adeta var olmaktan başka değer taşımayan bir sürüngendir.
Kendisi için de yiğitliğin onda biri vurmaksa onda dokuzu kaçmaktır. Yanaşmalık ve yandaşlık maçonun esas işidir. Güce tapar, ama kendi güçlü olunca zulmü fazilet sayar. Bir daha söylemek gerek: Aslında salt erkeğe ya da mahrem ilişkilere de özgü değildir bu anlamda maçoluk. Gücün ve hilenin her türlü şekilde kullanılıp kutsallaştırıldığı bir alt kültürdür, o kültürün yapı taşı, kazık atmanın, yalan dolanın, yağmanın ve bu illetlerin türevlerinden oluşur. Döneklik de öyledir. Kendini yok edecek ölçüde çıkarcıdır, ben merkezcidir maço. Kültürünün yapı taşlarındaki binbir illetten dolayı, davranışını ilkesizlik belirler maçonun. Yemeğini pişirmek için mahalleyi yakmaktan çekinmez. Milliyetçiliğini hukuktan üstün tutar mesela maço. Benim başkanımı, devletimi uluslar arası mahkeme yargılayamaz dediğinde, Prof da olsa Barolar Birliği başkanı da olsa erkek veya kadın da olsa farketmez, çünkü her şoven maçodur. İlke, kural tanımaz, işine geldiğine göre büker kuralı. Güçlüyse haklıdır, güçsüzse güçlü olanlar haklıdır. Halkın nabzına göre şerbet vermek gibi bir şeydir maçoluk aynı zamanda. Elbette iktidar hatırına.
Maçoluk bu nedenle merhamet ve sevgiden yoksundur. Aslında hayatın ve insanın anlamı üzerine düşünmeye vakit bulamamış kafası bulanık bir ergenlik halinin kemikleşmesidir.
Değilse insan nasıl öldürür sevdiğini ya da kutsal davası sayesinde düşmanlaştırdığı birilerini. İnsan nasıl yamyamca hakaret eder öyle, aynı çizgide değil diye kendi dava arkadaşını veya kendi düşüncesine şehla bakan herhangi bir insanı nasıl harcar. Kendi günlük çıkarı için gelecek nesilleri nasıl yok sayabilir insan? Çocuklara hatta kendi çocuklarına karşı nasıl sorumluluk duymaz? Ve de nasıl o kadar kutsala biçimsel olarak gece gündüz tapınırken, hiçbir şeye bir gıdım saygı duymaz?
Sağcı dediğimiz insanlardaki bu onulmaz görünen hastalığın kendini aydın sayan ve aman aman solcu geçinen sürüyle adama bulaşmış değil aslında iliklerinde var olduğunu ne kadar sık görüyoruz. Maço kültürden bırakın eşitlikçi ve adil bir tavrı, düzgün bir adam bile kolay
çıkmayacağını unutmak bizim gibi romantikler için ne güzeldir yaw. Kadın kısmı da maçolara hayrandır. Kendi ayakları üstünde duramayan kişi, nasıl bağımsız olsun! Nasıl aşsın annesini?
Hepimiz herkes öyledir demiyorum. Ama adına maçoluk dediğim yaygın sığlık kadını erkeği ile sağcısı solcusu ile çok ama çok yaygındır diyorum. Töresel hevesleri geniş kadın da değiştirmek istediği geleneksel kadının kanını taşır, onun tavrından elbette uzak değildir.
Mesela hem söver hem döver demez de, herifin iğrenç maçoluğunda, ben yaptım oldu tavrında devrimci bir damar bulur, köylülüğünde bir uygarca tutum arar; onun güya ilkeli aslında ilkel tavırlarından kendine pay bile çıkarır, seven kıskanır diye gururlanır mesela. Bir
başka, yavrusunun kuzguna anka görünme hikayesidir.
Kısacası kültürü ekonomisinden çok daha geri kalmış ve geçmişi fikirle beslenmemiş ülkenin bir alay solcusu, isterseniz yığınla güya aydını diye okuyun, lafını ettiği evrensel kültürü, sevgiyi ve eşitliği özümseme olanağını bu toplumda bulamaz, bu nedenle kendi özel
hayatında ve değerlerinde ilkelliğin ve sığlığın yolcusudur. Siyasal tavrında da çoğu kere gösterişçi, intikamcı ve fırsatçıdır. Hatta yeri geldiğinde iyiden iyiye çıkarcıdır. Bölünür, yalpalar ve yanar döner, takıldığında ustaların kırk yıl veya yüz kırk yıl önce dediklerine bakar; hafızlar gibi o da düşünmez, ezberler ve ustasını liderini, dincinin şeyhini izlediği gibi kerameti vardır diyerek körü körüne izler.
Şimdi biraz duralım. Vuralım ama vururken dinleyelim: bu türden solculara kızmak gerek ama anlamaya çalışmak da gerek; çünkü onlar da çağ dışı yozlarla aynı toprakta büyürler. Aynı sahada top oynarlar. Çoğu durumda değişik formalarla da olsa aynı sahada aynı futbolu
oynarlar. Maçlarda aynı şekilde söverler, hakem bağlama, topçu alma, maç çalma yöntemleri üç aşağı beş yukarı aynıdır. Formaları bile aynıdır, renkleri, evet biraz da söylemleri sloganları farklıdır, o kadar. Hıyar tarlasında kabak biter de, muz yetişmez kolayına. Kendini bu koşullarda bile yetiştiren yeniden inşa edenler yok mudur? Elbette vardır, ama büyük bir olasılıkla aynı türküyü çağıranlar yüzünden akort tutmaz çalgılar gibi dışlanmışlardır. Kısacası yüzeysel bir toplumda derinlik, hele düşünsel derinlik nadirdir, dürüstlük de kesinlikle kural değil istisnadır.
Sabah sabah yığınla sataşmaya açık bu satırları yazmış olarak bekleyelim, görelim.
27 Mayıs 2019

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir