90’larda Fethullah Gülen ve o yapıyı ilk kez deşifre eden basiret ve feraset sahibi bir mümin; Sukuti
Memioğlu… 2007 yılında vefat eden Sükuti Memioğlu, felsefe öğretmenliğinin yanısıra 1990-2001
yılları arasında çeşitli dergi ve gazetelerde yazdığı özgün makaleleri ile tanınıyor… Fethullah Gülen’in
psikolojisine ve Gülen hareketindeki anormalliklere ilk dikkat çeken yazardır. Herkesin Gülen
hareketinden ürktüğü bir dönemde cesurca yazılar kaleme alan Memioğlu, Gülen’in din algısında
yaptığı tahrifat ve saplantılara dikkat çekiyordu… Birçok yazar ve edebiyatçının sonradan
eserlerinde kullandığı “Sinek Kâğıdı” metaforu Memioğlu’na aittir… Gülen ihanet şebekesinin içinde
olduğu darbe girişimi vesilesiyle Memioğlu’nu rahmetle anarken, 1992’de yazdığı bir makalesini
paylaşıyorum… (Mehmet Rüştü Türker’e sevgilerle)
“Mistik hezeyanlar ve yeni bir kutb-u azam İslâm’ı toplumun gündeminden tasfiye etmeye ve onu
“ıssızlarda süren kişisel bir yaşantı, egemenliği azgınlara devreden izbe bir zihnî tasavvur” haline
getirmeye yönelik çabalar, işe kişi kültü oluşturarak başlarlar. Menkıbelerle efsaneleştirilen bir
“merkez kişilik” dinin odağı haline getirilir. Böyle bir kişiliğin etrafında örgütleştirilen mistik atmosfer
dinin bütünü yerine konulur. Böylece dinin alanı ve boyutları, seçilen kişiliğin ufku ve çapıyla tayin
edilir hale gelmiş olur. Din, yüceltilmiş bir ferdin kişisel anlayışı, indî görüşü ve telakkileri ile kayıtlı ve
sınırlı bir dünya görüşü haline getirilerek, kendi ilâhî kaynağının yerine beşerî bir kaynağa bağlanır.
Efsane kişinin merceğinden insana ilişkin, topluma, hayata ve ötesine ilişkin yansıyan ne varsa, din
olarak anlaşılıp, insanüstü olan ilâhî mesaj bir kişinin subjektiv yorumuna indirgenmiş olur. İslam’ın,
toplumsal hayatı belirleyebilecek bir konuma gelmesinden endişe duyan çevreler, onu toplumun
sosyal ve siyasal gündeminden uzaklaştırıp, fertlerin zihnî tasavvurları düzeyine indirerek, kendileri
için bir tehlike arzetmesini önlemeye çalışırlar. Bunu başarmanın yolu da, İslam’ın, kitap ve sünnet
düzleminde değil, bir ferdin kişisel mütalaaları çerçevesinde anlaşılmasını sağlamaktır. Bu
gerçekleştirildiğinde, yorum ve anlayışı, dinin odağı haline getirilen kişinin denetlenebilirliği
nisbetinde din de denetlenebilecek demektir. Dini denetlemek, onu, denetlenebilir bir otoriteye
bağımlı kılmakla mümkündür. Sistemle uzlaşabilen bir kişi kutsanarak dinî bir otorite kılınabilirse,
onun kişisel düşünceleri adeta birer nas gibi dinî bir kaynak ve delil haline getirilebilirse, onun
şahsında din de sistemle uzlaşmaya başlamış olur. Söz konusu kişinin günlük maslahatlar eliyle
evrilip çevrilebilirliği, dinin evrilip çevrilebilmesi için belirleyici bir ölçü haline getirilir. Müslüman
kitleleri edilgenleştirmek, dinlerini bireysel yaşantılarına hasredip, hayatın diğer bütün alanlarında
laik otoriteyle uzlaşmalarını sağlamak için, onları böyle bir merkez kişiliğe doğru yönlendirmek,
bütün kanaat ve düşüncelerini, bütün eylem ve etkilerini onun üzerinde odaklaştırmak yeterli olur.
Kitleler, dinlerini, yönlendirildikleri ferdin kişisel ölçülerinden almaya, hayatı algılama ve yorumlama
tarzlarını bu ölçülerle biçimlendirmeye ve daha önemlisi, olaylar karşısında geliştirecekleri pratikler
de böyle bir kişiye bağımlı hale gelmeye başladıklarında, bütün güç ve varlıklarını o kişiyi
denetleyebilecek olan mekanizmaların kontrolüne vermiş olurlar. Böylelikle müslümanların
potansiyel güç ve etkinlikleri daha doğmadan bir kısım mihraklar tarafından ipotek altına alınmış, laik egemenlik için bir güvenlik alanı oluşturulmuş demektir. Rejim, kuruluşundan bu yana kendisi
ile müslümanlar arasında böyle kişileri tampon olarak kullanmaya özen göstere gelmiştir.
Müslümanların ilgi ve teveccühünü üzerlerinde toplamayı başarabilen bazı abiler, hoca efendiler,
üstadlar ve hazretler marifetiyle, kitleleri denetim altında tutmayı, müslümanların güç ve
etkinliklerini kendisi için tehlikesiz alanlara yönlendirmeyi başarabilmiştir. Her dönemde elinin
altında böyle birkaç hoca efendi ve abiyi bulundurmayı, rejim, kendi varlığının teminatı saymış ve
onları müslümanlara karşı “sinek kâğıdı” gibi kullanmıştır. Sinek kâğıdı, kokusuyla sinekleri cezbeder
ve üzerine konanları nasıl etkisiz hale getirirse, bu “merkez şahsiyet”ler de müslümanları çevrelerine
toplar ve kendi etki alanı içine giren insanları, rejim adına teslim alarak etkisiz hale getirirler. Olağan
dönemlerde uygulama bu şekilde yürütülürken, bazı kritik ve olağanüstü dönemlerde, rejim, elinde
hazır bulundurduğu bu sinek kâğıtlarından birisini özel formüllerle rayihalandınp, süsleyerek
eskisinden çok daha çekici bir terkip halinde vizyona koyar. Son günlerde bir zamane gazetesinde
böyle bir çabaya girişilmiş olması, rejimin kendisini olağan üstü bir durumun eşiğinde hissettiğini
düşündürüyor. Gazete, eski hoca efendilerden birini, hoca efendiler içinde bir hoca efendi olmak.”


