Yunanistan’daki Devrim Üzerine

(Dört yıl önceki yazı. Şimdi o devrimin yerinde yeller esiyor. Ama yazı halen geçerli.)
Kendi öz kaynaklarını yaratamayan ülkelerin kendi devrimlerini yaratma hakları ve olanakları yok, diyerek başlamak zorundayım. Yoksulluğu yok etmenin, özgürlük alanlarını sürekli genişletme çabasının uygarca bir erdem olduğunu bilseniz de bu gerçeği kabul etmek zorundasınız! Değilse, hayallerinizin er geç yıkılacağından kuşkunuz olmasın.
Hazırlanın ve dikkatle izleyin: önümüzdeki iki veya üç yıl içinde yanı başımızda yaşanacak olanlar, bu kehanet görünen öngörünün taze bir örneğini sunacak size. Kendi kaynağını yaratamayan Yunanistan hem de gırtlağına kadar borç içinde yüzerken, bir avuç sözümona devrimci idealist, talepleri ürettiklerinden ve harcamaları gelirlerinden alabildiğine fazla bir halk için sisteme meydan okumaya kalkışıyor.
Akıntıya karşı kürek çektiğimin farkındayım. Kendi ülkesindeki kör ve sağır iktidara karşı çaresizlik içinde yaşayan yığınla aklıbaşında ve sol eğilimli insanın, bizim taraftan suyun öte yakasına bakarak, başkasının aletiyle gerdeğe girme hazzı peşinde olduğunu görmek o kadar da zor değil. Bir alay iyi niyetli ve okur yazar ise bizim medyamızda Yunanistan’daki yeni sosyalist hükümetin dilek ve temennilerden öte gitmeyen popülist ve dengesiz programına hayranlık duyuyor, alkış tutuyor. Artık sosyalizmin zamanı diye yazıp çizenler de elbette eksik değil ve aman eksik olmasınlar.
Ne var ki, adil bir dünya düşleri gerçekleşiyor sanılırken beklentiler pek de gerçekçi değil. Programın neden dengesiz olduğunu açıklamak bunu göstermeye sanırım yeterli olacak:

Syriza kamu harcamalarını artıracak yığınla yeni icraat yapacağını vaad etti, bir kısmını hemen uygulamaya da koydu. Bunları hangi gelirlerle karşılayacağı ise belli değil. Üstelik hazine tamtakır, üstelik birkaç ay içinde ödenmesi gereken milyarlarca dolar borç var. Yunanistan kendi parasını basmak gibi bir lükse sahip olsa, hükümet, bu ölümcül dengesizliği yüksek enflasyona yol açarak iç borçlanma yaparak gizleyebilir, umutları bir süre daha canlı tutabilirdi. Sonu çok daha büyük bir hüsran olacak böyle bir olanak da söz konusu değil.
Özetle, komşudaki romantik deneyin başarı şansı bence hiç yok. Nedeni ise tekrarlıyorum: yeterli kaynak yok. Toplumun sistemden talebi, sistem için yarattığı imkanları aşıyor. Açığı kapatacak artı değer, ya gelecek kuşakların sırtına yüklenecek ya da edinilmiş servetlerin devletleştirilmesi sayesinde bulunacak. Yeniden üretim olmadıkça bunlar kalıcı çözüm yaratmayacak. Çıkmaz kesin olarak burada. Yeniden borçlanma ve berber traşları sorunu ertelemeden başka bir işe yaramayacak.
Sistemin Yunanistan’daki denemeyi alacak haklarına dayanarak bir kaşık suda boğmak isteyeceğini göz ardı etmeyenler, bir de kaynak yetersizliğinden haberdar olsalar, sanırım şenlikli düğün dernek havasından kurtulurlar. Kaynak meselesinin önemini kavrayamamış aydınlarımızın bu türden popülist ve hesapsız denemelerin geleceği noktayı açık bir biçimde görmeleri için başlarını kaldırıp mesela birkaç zaman önce isterik biçimde alkışladıkları Venezuela’ya yeniden ve yakından bakmaları yeterli olabilir.
Barış ekmek özgürlük ve adalet. Sömürüsüz dünya. Bu değerlere saygı duymamak olanaksız.
Mesele şu ki, yeterince üretmeden böyle bir büyük insanlık idealine varacağını sanmak için romantik olmak yetmez, aşkın ölümsüzlüğüne de inanmanız şarttır. Ayrıca, bilimsellik kılıfının gözünüzü kör etmiş olması da gerek.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir