Asrın en büyük muktedirinin yetmiş iki sarayından birinde Başvezir huzura girerken Sultan öfkelidir.
Çarşı pazar kan ağlar Paşa, diye bağırmaya başlar. Elin keferesi bizden alacağını ister, çeriler ulufe bekler. Mollalar desen gece gündüz kapımı aşındırır, ulema fakr-ü zaruret içinde.
Malumumuzdur Sultanım, diye mırıldanır Vezir.
İşler kesattır, diyerek devam eder Sultan. Mülkümde pahalılık almış başını gitmiştir, Hazine de tam takır, bana böyle derler Paşa. Bu hal kullarıma revayı hak mıdır?
Diz kırıp erek öperken mırıldanır vezir.
Halimiz nicedir hal değildir Sultanım.
Bize çare gerektir Paşa, acele bir yol bulmak gerektir.
Altından gümüşten başka çare yok. Esnaf kepenk açmaz oldu. Ekmek darlığı kapıda. Yağ çoktan gaybubette. Halk perişandır. Asker katıksız ekmekle talim eder haldedir. Ulema dahi üç aydır hakkını almadı.
Borç vermez oldu küffar bize, diye söylenir Sultan, ecnebinin dini imanı mangır. Borç verir, eşek yükü faiz alır, yermez bir de talep eder, mülke müdahil olur. Kulunuza da malumdur yüce Sultanım.
Muzaffer ordularımıza zafer nasip etmez oldu yüce allahım, kullarımda da borç verecek takat yok. Senin fikrin nedir?
Hazineye varidat lazım Sultanım.
Malumdur, o bizce de gayet malumdur Paşa, nereden nasıl? Sen onu söyle.
Kimse borç vermez oldu Sultanım, nereye gitsek önce aldığınızı ödeyin derler Sultanım. Hiç utanmadan.
O da fazlası ile malumdur paşa. Kefere yaralı parmağa işemez, ben bilirim de sen bilmez misin? Ne yapıp etmeli, mutlaka bir imkan bulmalı. Çeribaşı genç çerilerde tuhaf hareketler var dedi bu sabah. Gecikmemek lazım.
Hakkı-Aliniz var Sultanım.
Tamam da nerden bulacağız? Onu söyle.
Birkaç kez yutkunduktan sonra:
Kulunuza aşikar bir imkan var feraseti sonsuz sultanım der Paşa. Lakin o mümkünü ifade etmekten hicap duyar, haya eder kulunuz. Münasip olanı, muhakkak ki yüreği merhamet dolu cömert Sultanım çok daha iyi takdir eder.
Ağzındaki baklayı çıkar diye kükrer Sultan. Nerden alacağız, ne kadar alacağız?
Paşa susar.
Çare nedir tiz söyleyesin, diye bağırır.
Borç alma imkanı yoksa nedir çare? Ahali durmaz, camiler fitneye teslim olur maazallah. Devlet elden gider.
Paşanın gizlerim ayak ucundadır. Susmaya devam eder, Sultan tahtında kıvranır ve yeniden bağırmaya başlar: Bana çare söyle, hemen şimdi söyle. Yemin ederim ki çare Çin’de olsa onu alır gelirim. Kuşun kanadında karıncanın yağında olsa yine alırım. Geveleyip durma da, aklımdan geçen her ne ise hemen söyle!
Paşa aşikar çareyi ağzına alırsa olacaklardan emindir. Söylemek yine de evladır diye düşünür.
Kısa bir süre için yüce Sultanım diye başlar.
Sesi titremektedir, tedirginse devam eder.
Bu şartlar altında tek çare, bir süre için şahsi hazinenize müracaattır Sultanım.
Tahtında hop oturur, hop kalkarken:
Bu nasıl bir cürettir ey melun, diye hiddetinin son perdesinden bağırır Sultan.
Namusuma tasallut edenin kellesini alır, soyunu kuruturum, der.
Cellatlar diyerek kalkar ayağa, vezirin üstüne yürür.
Pos bıyıklı üç yağız çeri fırlar huzura.
Halledin bu iti, der. Mahremime tecavüze kalkanın katli vaciptir. Fetva vardır.
Paşa dizlerinin üstündedir.
Bari duamı edeyim, diye yalvarır.
İmansız seni, ne abdest var sana, ne dua. Hain seni. Sultanın hazinesi kendi malıdır, devletin hazinesi de kendi mülküdür. Sen bunu nasıl bilmezsin?
Yağlı kementi geçirirler boğazına. Hırıltılarla boğulur paşa.
….
Perde o zaman sonuna kadar açılır: Halk meydanlarda birbirini kementsiz boğazlamaktadır.


