Usulca Kaynayan Bir Yetim Dil

Bir değerli arkadaşımın sıra dışı paylaşımına bu sabah yaptığım yorumu buraya başlık koyarak alıp geliştirdim.
Günaydın..
Ellerine sağlık. Güzelin güzeli düşünceler, değişik duygular taşıyan satırlar bunlar. Haklısın. En sonunda bir tek kazanan var hayatta: Zaman.
İlkeli yaşayan, zamanından önce ölmese de daha hızlı eskiyor galiba. Zamanı seve seve ıskalayarak. Haklılığını zamana geri almamacasına ödünç vererek bazan. Dik durmak adına, coşkusuzluğa yürekten razı olarak. Az insan, az eşya diyerek bir de mesela. Ne şamın şekeri, ne yalancının tutarsızın acizin meczubun yüzü. Ne zalim kralın saltanatına eyvallah ederek, ne Saray’ına konuk gidip onun keseye gizlenmiş altınına diş kirası diyerek. Bir tutam ot, bir parmak havuç, bir avuç pirinç için yardan yani özünden vaz geçmeye ruhen teşne, her mihnete katlanmaya hatta kendini inkara her zaman hazır sürüyle garibanın aczini, acı tatlı mahzun gülümsemelerle gülde üç veren diken gibi izleyerek..
Yine de kendi dünyasında huzurlarla, keşiflerle, gayet hoşnut ve biraz da çelebice var olarak. Koşullara uymak herkesin işi, kendi koşullarını ve kendini inşa edip öyle var olmayı seçmek ise elbette başka bir şey. Akıntıya karşı yüzmek gibi. Ömrüne daha özgün bir tavırla yanıt vermek de diyebilirsiniz. Yürünmemiş patikaların yokuşuna vurmak da. Galiba, uzaktan çileli gibi görünse de aslında hayata karşı böyle bir tavrın değişik bir tadı var. Tadı var. Acı veya tatlı, belki çoğunlukla ekşi, ama o tadı almak da yaşamak. Köpüklü kahvede acı, şarapta kekremsilik, evlada bakıştaki takdire huzura hoşnutluğa sinmiş derin bir melal gibi. Ve evet, illa da melal..
Alemin harcı olmayan duygular sadece öksüz değildir, yetimdir de, ama ayni zamanda adsızdır. Adı var olsa da derin, kıvrımlı, karmaşık ve en çok da janjanlı yanar döner bir duygudur melal. Ne kahkahadaki melali anlamıştır kitleler, ne de senin çok güzel sezdirdiğin o çok katmanlı katmerli zengin ama adsız duyguyu. Sözlüklerde yok bunlar.
Benzetmeler ve hele şiirler bence en çok bu işe yarıyor. Yani, pek harcı alem olmayan kuytu düşünceleri ve ipince duyguları birazcık da olsa somutlamaya. Ete kemiğe ancak öylece bürünüyor, ancak öylece kavranabiliyor o istisnai türden fikirler ve düşünceler. Sonra da ekinden tutup besleyen olursa tanınıp kavram oluyorlar. Düşünme dağarcığımızın bir yerinde kullanılmayı bekliyorlar. Umutsuzca bazan.

Böyle yaratıcı bir sürece yataklık etmenin hazzını anlatan bir sözcük de yok sözlüklerde. Sabahın erinde, tencerede hep için için fokurdayan o öksüz yetim ve nerdeyse kekeme ama her koşulda var olan minnetsiz dilin kapağını örtüsünü araladı satırların.
Teşekkürler.
22 Eylül 2017

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir