Murat Akyıldız
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Günlük hayatta birçok kimse uyumlu davranış gösterme adına, kendi kişisel tercihlerinden vazgeçerek toplum ya da bireylerin beklentilere uygun davranış gösterebilir Şüphesiz bu tür davranışların altında yatan asıl neden, bireylerin davranışı sonucunda ortaya çıkan faydayı maksimize ederken zararı minimize etme çabasıdır. İlk bakışta insanların bu tür davranışlarının rasyonel olduğu düşünülebilir.
Bununla birlikte rasyonel görünen bu davranışların bazıları bireyin kendisine bir takım psikolojik maliyetler yüklerken, uzun dönemde toplumsal çıkarlara küçümsenemeyecek zararlar verebilir. Örneğin, hatırşinas biri, arkadaş grubu içindeyken çok sevdiği içecek yerine, daha az tercih ettiği bir içeceği seçebilir veya kendisine verilen bir hediyenin zevklerine hitap etmemesi ve memnuniyet yaratmamasına rağmen, çevreninin sempatisini kazanmak amacıyla çok sevindiğini söyleyebilir. Bu tür davranışlar, sıradan bir davranış olarak kabul edilebilir ve kişiye psikolojik açıdan bir maliyet yüklemeyebilir. Buna karşılık başka biri, içkili araba kullanımına karşı çıkarılan yasaları çok sert bulmasına rağmen, çoğunluğun sahip olduğu kanaat nedeniyle kendi düşüncesini açıklamak yerine içinde bulunduğu grubun düşüncelerinin çok doğru olduğuna dair bir inanca sahip olduğunu belirtebilir. Böyle bir durumda bazı kişiler yaşadığı iç çatışmanın neden olduğu psikolojik maliyetlere katlanmak zorunda kalabilir.
Bunun daha uç örnekleri, uzun dönemde toplumsal zararla sonuçlanabilecek davranışlar olup, bireylerin zorunluluk veya baskı karşısında hiç tasvip etmediği ve benimsemediği bir görüşü benimsemiş gibi davranmasıdır (Duffy ve Lafky; 2018:2).
Kaynağı ve şiddeti ne ölçüde olursa olsun, bu tür davranışlar, bakış açısına göre yumuşak huyluluk, uyumluluk, samimiyetsizlik, ikiyüzlülük, sahtecilik veya ilkesizlik gibi pek çok farklı kelimelerle tanımlanabilir. Kuran (1995) otokratik rejimleri incelediği çalışmasında, kişilerin kendi tutumlarıyla ters düşen davranışlarını tanımlamak için “tercih çarpıtması” kavramını kullanır.
Bu bağlamda tercih çarpıtması algılanan sosyal baskı altında kişinin gerçek görüşlerini ve isteklerini kasten yanlış sunma eylemi olarak tanımlanır (Jiang ve Yang, 2016:601). Sosyal baskı sadece grup değil aynı zamanda baskın kişilik özelliklerinden de kaynaklanabilir. Kişi gerçekte düşündüklerinden çok farklı şeylerdile getirdiği için kendisi hakkında çevresinde gerçek olmayan bir algı oluşmasını sağlar. Böylece o kişinin, biri gerçekten inandığı, öbürü dışarıya yansıttığı ve toplumca ve toplumda güç sahiplerince algılanan iki tercih kümesi oluşur. Birincisi kişisel tercih/saklı (private preference); ikincisi kamuoyuna veya dominant kişilere beyan ettiği açık tercihtir (publıc preference). Açık tercih, kamuya ya da başkalarına açıklanan tercihi; kişisel tercih (saklı tercih), kişinin sosyal baskılar olmadan ifade edeceği gerçek tercihi ifade eder.
Bu noktada cevaplanması gereken iki soru vardır. Birincisi, kişisel tercihi yerini açık tercihini kullanan birinin davranışının her durumda “tercih çarpıtma” terimiyle tanımlanıp tanımlanamayacağı; ikincisi, ahlaki açıdan yalancılık, samimiyetsizlik veya ikiyüzlülükle suçlanıp suçlanamayacağıdır.
Kuran’ın (1995), tercih çarpıtmasının, ikiyüzlülük ve diğer yalan çeşitlerinden farklı olduğunu ileri sürer. Yazar bu farklılığı beyaz yalan niteliğindeki davranışların iyi niyet barındırması nedeniyle kişinin psikolojik rahatsızlık yaşamasına neden olmadığını bu yüzden tercih çarpıtması kavramının dışında tutulması gerektiğini savunur. Ayrıca insanlar bazen sosyal baskı dışındaki nedenlerle özel tercihlerini gizleyebilir. Kişi başkalarını eğlendirme, cesur kişilik algısı yaratma, özel tercihinin belirsizlik taşıması veya baskı söz konusu olmaksızın kendi iyiliği için bir şeyi gizleme isteğiyle gerçek tercihini açıklamayabilir (Kuran, 2001).
Bu açıklamalar, baskı söz konusu olmaksızın iyi niyetle yapılan ve kişide psikolojik maliyet yaratmayan davranışların tercih çarpıklığı kavramı dışında tutulması gerektiğini işaret eder. Nitekim çarpıtılma veya tahrifin ortaya çıkması baskı ve zorlamayı gerektirir. Baskı ve zorlamanın derecesi, ayıplanmak ve dışlanmaktan ciddi kayıplara yol açacak sonuçlara kadar uzanabilir.
Birinin gerçek düşüncesini gizleyerek karşısındakini inanmadığı bir şeye inanıyormuş gibi yaparak aldatıcı davranış sergilemesini ifade eden tercih çarpıtmasının ahlaki olup olmadığı, benimsenen ahlak anlayışına bağlı olarak değiştiği söylenebilir. Eğer ahlak, kişi veya toplum hayatına hâkim olan inanç ve değerler sistemi olarak tanımlanırsa, böyle bir ahlak anlayışının toplumdan topluma ve zamana göre değişebileceği açıktır. Örneğin 13. yüzyılda yaşamış mesnevi felsefesinin temsilcisi Mevlana’nın öğütleri arasında yer alan “ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi görün” sözünü referans alan toplum için tercih çarpıtması ahlaki olmayan davranış olarak algılanabilir. Buna karşılık 20 yüzyılın İtalyan kökenli bilim adamı Umberto Eco’nun “Deliler ve çocuklar her zaman gerçekleri söyler” sözünü referans alan toplumlar tercih çarpıtmasını ahlaki olduğunu düşünebilir.
Gerçeğin söylenmesi ve söylenmemesi konusunda birbirine zıt bu iki ifadeden her ikisinin de her durumda doğru davranış tarzı olduğunu söylemek zordur. Her konuda olduğu gibi bu alanda da bir dengenin kurulması gerektiği açıktır. Aksi halde Andersen masallarında anlatılan kralın olmayan elbiselerini kendilerine yapılan, aptalların kumaşı göremeyeceği telkiniyle, ta ki küçük bir çocuğun kral çıplak diye bağırana kadar kralın elbiselerini çok beğenirmiş gibi yapan halkın davranışlarına benzer. Böyle bir davranışın toplumun felakete sürüklenmesine yol açması kuvvetle muhtemeldir.
Dolayısıyla bireylerin kendi faydalarını maksimize etmek amacıyla tercihlerini çarpıtmaları bir noktaya kadar ahlaki açıdan sorun yaratmayabilir. Tercih çarpıtmasının ahlaki açıdan sorun yarattığı nokta bireysel faydanın toplumsal faydayı aştığı noktadır.
Tercih Çarpıtmasının Nedenleri ve Toplumsal Sonuçları
Tercih çarpıtması, yaygın olarak insan hakları ve özgürce konuşmanın yasal koruma altına alınmadığı otokratik anlayışla yönetilen devletler, örgütler, cemaatler ve tarikatlar gibi dini topluluklarda görülebilir. Ancak demokratik anlayışla yönetilen toplumlarda da tercih çarpıtmasının yaşanmadığı söylenemez. Modern demokrasinin gelişimi, politikacının toplumsal açıdan kabul gören maske takma dürtüsünü ortadan kaldıramamıştır. Bu nedenle tercih çarpıtması, dünyanın her yanında politik süreci ve insan davranışlarını biçimlendirmeye devam etmektedir (Kuran, 2018: 33).
Gerçekten değerli bu makalenin bütünü için:
https://www.researchgate.net/publication/363949989_TERCIH_CARPITMASININ_KURAMSAL_TEMELLERI_VE_ISLETMELER_ACISINDAN_ANALIZI_THEORETICAL_FOUNDATIONS_OF_PREFERENCE_FALSIFICATION_AND_ANALYSIS_IN_TERMS_OF_THE_BUSINESSES


