Şeytan Taşlamaya Giderken Ölmek

Yaklaşık sekiz yüz kişi ezilerek öldü. Yaralıların tedavisi sürüyor olmalı. Onlardan ölecekler
ve sakat kalacakların sayısını henüz bilmiyoruz.
Olay hazin. Ölenlerin aileleri acı içinde. Şehitler ülkelerine yollanıyor, inanışa göre doğrudan
cennetlik hepsi. Öyle ölmeyi Allahın lûtfu görenlerin ve mümkün olsa orada ölmek
isteyenlerin var olduğu muhakkak ama İran’la Suudi Arabistan arasında bu olay yüzünden
söz savaşı başladı bile. İran ölenlerin sayısının aslında beş bine yaklaştığını iddia ediyor,
olaydan doğrudan Suudileri sorumlu tutarken, Suudiler trajedi üzerinden siyaset yapmakla
suçluyorlar rakiplerini. Yakında olanları fıtrata veya kadere bağlarlarsa hiç şaşmam.
Bizimkiler ise Suudi Yönetimi’ne karşı yumuşak bir dil kullanıyorlar, o yumuşak dilin altında
sevda tepesi imarına ilişkin çıkar ilişkileri bulanlar da var, iki ülkenin İran’a karşı geleneksel
ittifakını işaret edenler de olmalı. Eli ve ağzı kirli politikacılarımız arasından ‘Suudiler hac
organizasyonunu bize versinler, o zaman böyle şeyler olmaz,’ diyen aklıevvel politikacıparacı-dinci girişimcilerden de geçilmiyor bu arada. Suudilerin petrol gelirleri tepe taklak
olmuşken, şeytana atılacak birkaç taşı üç dolara satmayı, sonra aynı taşları paketleyip
yeniden ve yeniden satmayı akıl edecek kadar ilahi-ticari beceri sergilemiş olan Suud
sülalesinin HAC gibi devasa bir ticari imkanı başkalarına yedirmesi için aptal olması gerekir
ki, olacak iş değildir. Öte yandan, başkasını aptal yerine koymak da aptallıktır elbette, ne var
ki buna da sık rastlanır bizim gariban memleketteki çirkef siyasette.
Beni en çok işin insan yanı ilgilendiriyor bu sabah.
Mesela, taş atmakla yetinmeyip taş atmakta iken kulağında tuttuğu cep telefonunu da
birden bire şeytana fırlatan adamın ruh halini ve o sırada aklından geçeni fena halde merak
ediyorum. Taş atmakla şeytana nasıl bir zarar verilecek? Onu ise merak bile etmiyorum.
Büyük bir merakla kendi kendime sorduğum soru şu: Şeytanı taşlamak için kavşağı önce ben
geçeceğim diyen binlerce insanın inadının veya aceleciliğinin altında gerçekte ne var?
Bizim Urfa eski Müftüsü Halil Efendiye sorsak, bunu kitlesel vecde kapılmış müminlerin
sabırsızlığı ile açıklayacaktır ve böylesi bir hamaset yığınla aklı BAŞINDA insan ve hatta
Sağduyulu Müslüman için pek yeterli olmayacaktır. Din kardeşine saygıyı unutup önce ben
geçeyim telaşına düşmeyi iman zayıflığına yormaya kalkışanlar olur ise onlar da Müslüman
mahallesinde salyangoz satan garibanlar olarak taşlanmayacaklardır belki, ama mutlaka göz
ardı edilecektir.

Olayı lanet olası Şeytanın taşlanmaya karşı öz savunma yaptığı gibi uçuk bir gerekçeye
bağlamak elbette bir fantezi ama, bizim müftü efendinin ve bugünkü manevi şürekasının
fanteziden nasipsiz olmadığını iyi biliriz. Fantezi şirke yol açacak olsa da, durumu kurtaracak
her şey mubahtır. 
Bu insani mesele her yönü ile hazindir, üstünde durup iyice düşünmeye değer.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir