Mursi’nin vefatı sonrasında memleketimizde yapılanlar söylenenler içimdeki kuşkuyu bu sabah yeniden körükledi. Sıklıkla kullanılan şehitlik kavramını sorguluyorum. Ölene faniler arasında daha yüksek bir mertebe biçmek anlamına geliyor şehitlik. Müslümanlar şehitlerin işlemiş oldukları tüm günahlardan sorgusuz sualsiz arınmış olarak cennete gittiğine inanıyor. En yüksek ödül, en yüce mertebe bu.
Kimlerin şehit sayıldığı ise tartışmalı bir konu. Din için savaşırken ölenler, diye bir cevap vereceğim. Yetersiz, çünkü savaşın tarifi de gerekiyor. Savaşmak cihat, yoğun emek vermek, emek verip çabalamak ise ceht. İlim yolunda düşünce üretmek ise içtihat. Bu kavramların akrabalığı dikkati hemen çekiyor. Şahitlik kavramının yorumundaki farklılık da bu akrabalıktan doğuyor. Peygamberle birlikte cihada katılıp da savaşta ölenlerden ibarettir şehitler, diyenler var; islamı hakim ve muzaffer kılmak için cihat eden her müslüman eceliyle ölse de şehittir, diyenler de. Vatan millet uğruna can verenleri, ilim irfan yolunda emek sarf edenleri de bu kervana katmak isterseniz o kavramların komşuluğuna dayanarak görüşünüzü kolaylıkla savunabilirsiniz.
Kısacası.. Birçok şey gibi şehitlik kavramı da bizde oturmuş değil. Mesela görevi başında öldürülen polisler, şu veya bu örgütçe öldürülen öğretmenler, askerler, sınır ötesinde görev yaparken öldürülenler, yurt dışında katledilen diplomatlar bizde şehit sayılıyor. Turan Emeksiz devrim şehididir mesela. Listenin tamamı değildir bu. Devlet uğruna ölmek de şehitlik kapsamında. Şehit ve gazi maaşı diye bir maaş da var, emekli sandığı mevzuatında. İstiklal savaşı gazileri şehitleri ile 15 Temmuz şehitleri (sanırım ayrıca gazileri) arasında maaş bağlanmasında ikinciler lehine ayırım yapıldığına ilişkin haberleri de hatırlayın. Geçelim bunu.
Hristiyanlarda veya Musevilerde durum nedir? Emin değilim doğrusu. Ama bizimki kadar yaygın bir uygulaması olmadığını söyleyebilirim. Bu arada, Hristiyanlıkta şehitliğin savaş sırasında ölmekten ziyade, inancı yüzünden acı çekerek ölenlere yöneldiğini görüyoruz. Bu mantıkla olsa gerek, İsa ilk şehit olarak kabul edilmeli diyenler var. Diğer dinlerde özellikle Musevilikte de benzer bir kavram var mıdır? Emin değilim. Araştırmak keyifli olabilir.
Milliyetçiler ve devrimci hareketler içerisinde ‘dava’ için ölenlere daha doğrusu öldürülmüş olanlara şehit sıfatı verilse de, verilmese de daha rütbeli muamelesi görüyorlar. Şehitler ölmez, bilirsiniz. Şehitlik en yüce mertebe. Şehitliğin esas kaynağı din, o bağdan koparınca tanım büsbütün zorlaşıyor. Mafia içersinde benzer uygulamalar var mıdır mesela, diye tuhaf bir soru geliyor aklıma, yazıp geçiyorum.
Görüyorsunuz, buradaki pencereye sığmayacak kadar geniş ve çok yönlü bir konu. Tek cümle ile ve genel bir biçimde söylersek: Bu kavram ve kullanım biçimi aslında kendi grubumuzdan olanlar için güçlü bir teşvik sağlıyor. Davaya canla başla hizmet edip de ölenler yüceltilip örnek gösterilerek ödüllendiriliyor. Yaşayanlara ise mücadele azmi veriliyor. Şehitliğin özünde uhrevi değil dünyevi olduğu üzerine bu nedenle çok konuşulabilir ama şimdi ve burada gereksiz. Bu sabah rahmetli Mursi’nin ülkemizde neden şehit sayıldığını, ülkenin her yerinde neden giyabi cenaze namazı kılındığını düşünüp anlamaya çalışıyorum. Düşünürken sorularım şunlar: Mursi kimilerine göre neden şehit sayılırken başkaları buna karşı çıkar? Buna bir kişinin tek başına karar vermesi neden mümkün? Ülke çapında giyabi namaz kararını siyaset veriyorsa, din siyasetin ve o kişinin güdümüne girmiş olmaz mı? Birini şehit ötekini hain saymak siyasetin işi midir?
Deve dişi gibi sorular bunlar. Aslında mesele rahmetli Mursi’ye biçilen değeri anlamaktan ibaretse çözümleme göründüğünden çok daha basit. Mursi meselesinin bunca soruyu hak etmediği bile söylenebilir. Gerçek şu ki, Mursi de bizim devlet büyüklerimiz gibi ihvancıdır. İhvancılık örgütlü İslamcılığın önemli ayaklarından biri. Bizimkilerin ona parasal ve fikirsel destek verdikleri ise sır değil, ihvanlar arasında dolu dolu yaşanmış stratejik ve ideolojik kardeşlik ve çok yönlü iş birliği, kader birliği var. Duruşma sırasında kalp krizinden ölen rahmetliyi memleketimizde şehit mertebesine yükselten esasen budur. Kanıta gerek bile yok. Rabia işaretini, o adla anılan meydanları, o işaretle dikilen anıtları anımsamanız yeter. Bizim iktidarımızın tekelci ve ben merkezci tavrını zaten herkes biliyor. O yüzden ona iktidar istedi diye şehit mertebesi vermek şaşırtıcı değil. Böyle bir yetkileri var mıdır peki? Eğer şehitlik dinsel bir ünvansa herhalde yoktur, ulusal bir onursa elbette yoktur.
Peki, sevgili halkımızın dini hassasiyeti yüksek bölümü neden onu sorgusuz sualsiz bağrına basıyor? Cevapları net: çünkü onun mücadelesi ‘Mısır’ı tam bir islam devleti yapmak’ yani islama hizmet etmekten ibaretti, ama ABD izin vermedi. Öyleyse şehittir. Ülke yönetiminin o dönemde nasıl berbat hale geldiğine bakmak gerekmiyor bu vatandaşlar için. Çünkü ciddi araştırma ve düşünme, işlek bir eleştirel mantık ister. İslamda düşünmeyi cihat kadar kutsal sayan köklü bir düşüncenin varlığından ezbercinin haberi yoktur, onun işi itaat ve biattır. Kendisine yeterince tekrarlanan her sloganı, saçmalığı duraksamadan kabul eden yığınların mahrum olduğu şey işte o düşünme süreci. Soru sormakla başlar, yerleşik kabulleri sorgulamakla sürer. Sadece dini hassasiyetleri yüksek olanların değil, bu toplumda çoğu kişinin eleştirisel düşünme melekesi çoktan mevta olmuştur da bir türlü helvası yenmemiştir. Mursi için kılanacak giyabi cenaze namazı, belki yitirilmiş o kıymetli melekenin gıyabında yapılan manaya muhtaç bir ibadetten ibarettir aynı zamanda.
Allah kabul etsin, diyelim yine de.
19 Haziran 2019


