İnsan ve Tanrısı

Russell her zamanki gibi dupduru söylemiş:
Zalim insanlar zalim bir tanrıya inanırlar ve inançlarını zalimliklerinin bahanesi olarak kullanırlar. Sadece merhametli insanlar rahmet sahibi (rahim) bir tanrıya inanırlar. Herkes kendi duyarlığına uygun bir tanrıya inanmak eğilimindedir.
Bu çevirinin orijinalini hemen vereyim, sonra diyeceğim var.

Cruel men believe in a cruel God, and use their belief to excuse their cruelty. Only kindly men believe in a kindly God, and they would be kindly in any case. Men tend to have the beliefs that suit their passions.”
~Bertrand Russell “In London Calling” (1947), p. 18.

Ben ekliyorum:
Herkes tanrıyı kendi hevesine, birikimine ve eğilimine göre anlamak ve anlatmak zorundadır. Bu nedenle kaynakları ne olursa olsun, hiç bir din yığınlarca ne veri bir zamanda, ne de değişik zamanlarda aynı şekilde anlaşılamaz.

Daha önce paylaştığım bir yazıyı, bu cümlelerin altında bir kez daha paylaşmam yararlı olacak:
İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANA OLMAK ÖRGÜTLENMİŞ DİNLERİN ÇOK AMA ÇOK UZAĞINDA KALIR.
İhsan Eliaçık’ın aşağıda linkini verdiğim yazısı, her yorum gibi her çevirinin de birbirinden ne denli farklı olabileceğini kurban örneğinde çıkça göstermesi bakımından çok ilginç geldi bana. Yazı, bir yazımda vurguladığım çok sağlam bir fikre kuranın tercümesi ve yorumu bağlamında bir dizi kanıt getiriyor; temel fikre sağlam dayanaklar sağlıyor.
O fikri yineleyeyim burada:
Her türlü tercüme, meal açıklaması ve yorum kaçınılmaz olarak bunu yapanın ürünüdür, o kişinin kültürünün ve inançlarının izlerini taşır; değişik derecelerde de olsa, nihai ürün onun zihinsel ve ruhsal dünyasını da yansıtır. Bir cümle daha: Kelam ne olursa olsun, kelamın anlamını onu anlatma çabasına girişen zatın paradigması (yani dünyayı ve hayatı algılama biçimi) belirler. ‘Güneşe tapılan ülkede çekim kanunları doğru anlaşılmaz,’ derken B. Russell bu somut evrensel gerçeği vurguluyordu. Kilisenin yüz yıllarca dünyayı evrenin merkezi sanmış olmasının altında da aynı gerçeği tüm yoğunluğu ile görebiliriz.
Tercüme ve yorumu nesnel olamaz, her hal ve şartta öznelliğin izlerini taşır. Her okuyucu aynı metni değişik derecelerde de olsa farklı algılar, değişik anlar, değişik yorumlar. Bu gerçeği tam olarak anlamadıkça din meselelerini doğru bir perspektifle algılama ve anlama olanağımız yoktur. Öte yandan, bu gerçeği bütün uzantıları ile kavrayan ve inanç özgürlüğüne gerçekten inanan aklı başında kişiler için ‘herkesin inancı kendine,’ demekten başka bir yol kalmıyor. Bu noktaya ulaştığınızda ise, örgütlü her dinin aslında daima iktidara yönelmiş bir ideoloji olduğunu açıkça görürsünüz. Öyle olunca da, şartlandırılmış dindarların savunmayı pek sevdiği sözüm ona inanç özgürlüğünün aslında başkalarını kendi inandıklarına şartlandırma hakkının kılıfı olduğunu da hemen görürsünüz.

Elbette görmeye hazırsanız..
Neyi göreceğiniz çoğu durumda nasıl baktığınıza da bağlıdır çünkü.

www.ihsaneliacik.com/2012/10/26/kuranda-kurban-ayetleri-haritasi/

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir