Hocanın Helvası

 

Gün bugünki gibi 18 Şubat. Beş sene önce Urfadayım. O gün yazmışım şu satırları:

Dün beni traş eden berber en yakın çocukluk arkadaşımı çok iyi tanıyormuş. Nasıl mı? Berberin kayınpederi memleketin namlı hafızlarından biri, o kadar namlı ki ben bile tanırım, benim çocukluk arkadaşım da hem hafız hem de kırk elli yildir din diyanet camiasından. Klasik müzik repertuvarınin zenginliği dillere destan olan berberin kayınpederi ile bizimkinin muhabbetlerini de ta çocukluk günlerimden az biraz bilirim.

Güzel bir rastlantı, dedim. Berberle kayınpederinin sağlığını konuştuk. Bizimkinin oğlunu da tanıyormuş, onu konuştuk. Arkadaşımı sorduğumda durdu.
Öldü, dedi birden. Çoktan öldü.
Koltukta sıçradım. Bağırmışım.
Ne zaman yahu?
Çok oldu abi, dedi. Urfa’da değilsin diye duymamışsın. Üç sene oldu herhal.

İçime acı çöktü. Benden iki yaş büyüktü. Gözümü onunla açtım ben. Mahalleden arkadaşımdı. Okuldan da. Yığınla anımız vardı.
Bir kere daha onunla eski güzel günleri yad etmemizin artık mümkün olmadığını düşündüm. Üzüldüm. Siyasi konulardaki malum diyanetci bakışı yüzünden ondan son zamanlarda iyice uzak durmuştum, bu arada ölmüştü işte.

İçimde sızı ve pişmanlıkla eve geldim. Onu gıyabında tanıyan kız kardeşime olayı anlatırken birden aklıma düştü: Daha geçen yıl Dergahtaki imam hücresinde bir Cuma namazından sonra birlikte lahmacun yemiştik biz, üç yıl önce ölen o olamazdı. Berber onu başka biriyle karıştırmış olmalıydı. Umutlandım. Kez kardeşimde kalıyordum. Ona anlattım.

Kardeşim, ‘ablam o aileden birini iyi tanıyor,` deyince hemen öbür bacımı aradım. Öğrenir dönerim, dedi ama haber çıkmadı. Yanlış hatırlayan benim galiba, diye düşündüm. Umudum biraz kırıldı.

Dün gece uzun bir akşam yemeği için dostlarla birlikteyken içimi onlara açtım. Arkadaşımı bilen yoktu ama hafız bir tanıdığı olan bir dostumuz vardı masada, onu aradı. Biraz sonra o arkadaş bize hem arkadaşımın hem güzel sesiyle şöhretli bir hafız olmuş arkadaşımın oğlunun telefon numaralarını ulaştırdı. Berberin yanılmış olduğunu gösteriyordu durum.

Sofradayken hemen aradım onu. Telefon çaldı, cevap vermedi. Oğlunu aradım, adımı söyleyince tanıdı mi bilmem, ben hala tedirgindim, hal hatırdan sonra babasına ulasamadığımı söyledim. O döner sana, dedi. Ben söylerim aradığını.

Berber her nasılsa yanılmıştı işte. Şerefsiz dün gece aramadı.
Sabah onu ben aradım. Cevap verince hoş bir boşalmayla bastım küfrü.

Ve mutlu son: Bana lahmacun ısmarlayacak bir akşam namazından sonra. Ardından helvasını yiyeceğiz.

Ertelememem lazım. Kesin.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir