Yahu, bu satırları sen mi yazdın ey şair? Aman Allahım. Bilmediğim yığınla sözcük var, zehir kesmiş duygulara belli belirsiz başkaldırırken kendi kabuğuna sığınmış asil bir teslimiyeti canını acıtmadan sezdiriyor. Divan şairinin üçüncü kuşaktan torunu yazmış sanki. Çok da güzel yazmış. Sen mi yazdın, diye bir kez daha sormadan edemiyorum. Çünkü uzaklarda yaşarsın.
…
Divan şiirine neden çok yakıştırdım?
Terkipler ve ağdalı dil, bunun birinci nedeni. Bu biçimsel yanı. Benzetmeleri de ekleyip biçimsel yanı geçeyim.
Asıl mesele ise içerikte. Tema: Çileli acılı aşk.
Kişinin dünyasını cehenneme döndüren acılarla ağularla yoğurmak aşkı, dayanılmaz bir vuslat özleminden yakınmak, yakıcı bir hasret.. Bir türlü kavuşamamanın daha doğrusu umutsuz kavuşma umudunun abartılmış hali..
İşte divan şiiri.
Basitleştirmiş oldum. Doğru.
Ama şu da doğru: Resmini boyasan divan şiirinde aşkın, palette en önce siyah tükenir. Egemen güçlerin bolluğunda özgür bireyi budamış, can bulup kanlananı
kanatlanmadan, başını kaldıranı kımıldamadan yok etmiş.
Doğunun dünyası, çorak bir yasak ve günah dünyası.
Kan ve kavga.
Adak ve adanma.
Bir de kendini inkar.
Dine, sultana, büyüğe, örfe adete, en çok da güçlüye itaat yani koşulsuz boyun eğiş vardır.
Birey ise yoktur. Var olduğu nadir hallerde ise içinde doğduğu ve aynen kabul etmek zorunda
olduğu kurulu düzenin bir ayrıntısından ibarettir, kişinin değeri güçlü beylere hizmeti
kadardır.
…
Egemenler egemeni saraydaki sultana bile hayatı zehreder Doğu. Saz şairi gibi saray şairi de hep yakınır. Aşka düştüğü için, yardan ayrı düştüğü için, aşkına karşılık bulamadığı ve karşılık bulduğunda ise maşuk hain çıktığı için.
Aşksız kaldığı için.
Aşk kara sevdadır zaten. Kavuşunca biten cinsinden. Aşk da tüm doğal arzular gibi yasaklar ve günahlar dünyasının liste başında yer alır Doğuda. Cezalar ağırdır. Yaptırımlar acımasız. Karalanmaktan ayıplanıp aşağılanmaktan başlar sürgüne kadar çıkar yolu. Namus meseleleri kadın kanıyla çözülür. Taşlanarak öldürülmek vaciptir. Egemenin hakikatine aykırı durmanın bedelini derisi yüzülerek canıyla ödeyenler olur. Bazen düpedüz çılgınlık düzeyine ulaşan batının engizisyonu iki yüz yıl kadar sürdü sanırım. Doğu engizisyonu tam yaşayamadı, egemene uyumu artırıp baskısını kalıcı ve daha sistematik hale getirdi; onu görünür kaba kuvvetten arındırarak kültürüne ahlakına ustalıkla giydirdi. Halen her yerde, hepimizin değişen derecelerde rızası ile çağdaş kılığı ile Yani kültürde ermiş haliyle beyliğini az çok sürdürüyor. Ad koymak gerekirse önerim hazır: İki yüzlülüğün istisna olmak yerine her alanda toplumsal bir değer olması. Belki de erdemden sayılması.
….
Divan şiirinden, yazdıklarından çıktık yola.
Doğuda arzunun, bireyselliğin inkarına ve insanın insana zulmüne geldik. Nereden nereye? Gücün ve servetin merkezde toplanması ve bireyin aczi tümünde ortak yandır. Kendine, kendi duygularına saygı ve sadakatle değil, dinin, ahlakın, paradigmanın ve gücün beyliğine boyun eğerek onun güdümünde yaşamak. Yaşamak budur Doğuda, işte tam olarak bundan, yani ekonomik ve siyasi gücün merkezde toplanmasından. İlk bakışta görünmez ama yeminle söylerim: Aşk acısı da bundan. Kızı istersin vermezlerse aşık olursun. Böyle demiş Koca Veysel. Onu arzu etmezsen şelale olmuş arzulardan bir damlacık bile söz etmezsen, ‘kötü gözle’ bakmazsan tertemiz bir aşk olur; aklında arzuların da varsa.. Aşk kirlenir.
Doğu iki yüzlüdür. Aşkı gerçek ve saygın saymak için kendini gerçeği inkar etmeni talep eder çünkü. Şairiyle sultanı, alimi uleması, esnafı hocası ile.
Değişmez hakikatları en derininde hissedip günlük çıkarlara uydurulmuş gerçeklere inanmayı adalet ve fazilet sandığı için iki yüzlüdür. Bireyi yok sayması ile egemene kurban etmediğinde hiç değerinde görmesinden ötürü iki yüzlüdür. Her gün başka birini kutsallaştırması, gidene ağam gelene paşam demesi ile de iki yüzlüdür. Aşk diye özünden koparılmış bir efsaneyi bin yıldır şiirlerine, ağıtlarına katık yaparken divan şairi de iki yüzlüdür. Sevgisiz bir aşkın daha doğrusu alacalı bir tutkunun pençesinde olduğu için yansa yakınsa yeridir aslında. Ama o aşk ateşiyle yanar, aşktan yakınır. Hakikat şu ki en çok yakındığı açlıktır. Fuzuli’ye sormuşlar: Sevilmek mi, sevmek mi daha iyidir?Sevişmiyorsan ikisi de Fuzuli, demiş. Yani.. Cinsel açlıktır yakındırır şairi Doğuda. Ve onun adsız arkadaşı: Kendine yetmezlik. Sevdalar halen ve hala yakıcıdır, hem da her zaman siyahtan siyah bir karaya boyanır, mutluluğun resmi yapılırken. Toplum bireyi inkar eder, birey ise arzularını. Töre arzuyu örtmeyi, asıl niyeti gizlemeyi. Aşk bir tek yerde mubahtır, yaradana karşı duyuluyorsa. Sevmek, sevilmek hele sevişmek zinhar yasak.
…
Sadece Doğuda mı? Elbette değil. Değil ama, batı ardında bıraktı dinsel ahlakın bu en ahlaksız iki yüzlülüğünü Mesela.. Cinselliği Tanrıya kul yetiştirmek için kutsal ibadetten ibaret sayan ve sevişmeyi sadece bu nedenle makbul gören ulema artık egemen değil Batıda, kültür de en az yüz yıldır iyice dışlar oldu böyle aptalca yorumu. Bizde ise aynen devam. Her şey namus meselesi. ‘Sevsem öldürürler, sevmesem ben öldüm düzeni,’ güya çağdaş saray şairleri yaratmakta hala. O nedenle sanırım, bahtlar gibi sevdalar da simsiyah ve kapkara. Sözü şaire ve şiire bırakalım yine de. Şiirden başka merhem yok çünkü feleğin gadrine uğramış buraların kırık kanatlı gönül kuşlarına.
kara sevda
svartsjuka” derler ona isveç dilinde:
“kara hastalık” diye çevrilebilir.
türkçesi “karasevda”
iki sözcüğün bileşimidir:
birinci sözcük “kara”
ikinci sözcük “sevda”
ki “güçlü tutku” anlamına gelir.
ama şunu da belirtelim ki,
“sevda” sözcüğü,
arapça “swad” sözünün
dişili, “sauda”dan
kırma bir sözcüktür;
ve işin hoş tarafı,
arapça’da
onun da anlamı “kara”.
üstelik hiçbir filoloji
açıklayarak yok edemez
onun gösterdiği belirtileri;
hiçbir dil incelemesi özünü betimleyemez onun;
ve hiçbir şiir,
örneğin bu şiirdeki gibi
düzenlenmiş dizelerle,
ne uzak tutabilir,
ne daha az öldürücü,
daha az tehlikeli,
daha az tatlı
ve en önemlisi
ne daha az kara
kılabilir onu.
…….
Danimarkalı şair Norbrandt buraları tanıyınca bir güzeldemiş diyeceğini. Dildeki çağrışımların izini sürerek.
Benim iki satırlık diyeceğim daha var, divan şairine selam olsun diyerek:
Kör olsun gözlerin de görmeyesin beni alaca karanlığımda
İrin olup aksın gözlerin yüreğime, kana kana ey kara sevda
12 Haziran 2020


