Gök Gürleyince Kul Allah Dedi: Tarzan Akılla Sağduyu Arasında

Kasım 2020 de o günkü gelişmeler için yazdığım yazı. Şimdi yazsam, sanırım başlığı şöyle olurdu:
YİNE VE YENİDEN TORNİSTAN
Nedeni yazının en sonunda.
……

Kapitalist Rusya’nın sosyalizme ulaşmak için 1917 yılında daldığı güzel düşten uyanıp yeniden kapitalizme ulaşması en az yetmiş beş yıl aldı. O günlerin Rus aydınları kendileriyle dalga geçerek, ‘kapitalizmden kapitalizme giden en uzun yolu biz keşfettik’ dediler. Aşka düşmüş ve aynı düşe hala kapılmış olanlar ne derse desin; komünizm veya sosyalizmdi o dikenli ve uzun yolun adı. Öylece yitirilen yılların ve değerlerin bedelini hesaplayan bildiğimiz kadarı ile olmadı.

Biz de akılla sağduyu arasındaki büyük boşlukta kabus dolu yıllar geçirdikten sonra devasa bir tornistan yaşadık bugün: Yerimizin Avrupa ve istikbalimizin batıda olduğu onca yıldan sonra yeniden keşfedildi. En yetkili ve etkili ağız tarafından ilan de edildi.

Biz de son dönemde akıl ile sağduyu arasındaki o geniş boşlukta dolanırken batı düşmanlığı ile bolca haşır neşir olduk. Arap dünyası ile yetmiş iki türlü cilveleştik. Aldattık, aldandık, aldatıldık.Endonezya ve Malezya benzerleri ile NATO’ya ve batıya alternatif Avrasya gibi yeni ittifaklar peşine düştük. Rusya ile S-400 ler altında ne flörtler ne maceralar, ne büyük aşklar yaşadık.

Ortadoğu’da güçlü bir oyun kurucu olmak, doları dünyada yerle bir etmek, bölgemizde derin strateji şampiyonluğu ile birlikte ümmetin önderliğini de kazanmak gibi uçuk kaçık heveslere bile kapıldık. Az kalsın, rastladığımız her kara gözlü güzelin sürmesini sezdirmeden gözünden çekip balla börekle keyfimizce yaşamanın mümkün olduğuna bile inanacaktık. Yeni Osmanlıcılık nidaları ile nice uzun ve daracık yollar yürüdük durduk.

Akıldan sağduyudan çok uzak bir sürü dolambaçlı yoldan, kırıp döke döke, başımız döne döne geçerken yığınla kavga edip sürüyle yüzleşmeye maruz kaldık ve devasa kayıplar yaşadık. O süreçte batıya iki yüzlüler, faşistler dedik,tehditler savurduk. Amerika’ya efelenip postalar koyduk. Suriye’nin camilerinde fetih namazları kılma hayalleri kurduk, aşiretlerle işbirliği yaptık, İşitle şaşkın gençler paniğini başardık. Mısır’da rabialaştık. Müslüman kardeşlerle aynı yağmurlarda yürüdük, aynı göz yaşları ile ıslandık. Beşar Esad’ı kardeşken düşman yaptık. Bedeli ağır oldu. Kucağımızda evinden yurdundan edilmiş üç milyon göçmen din kardeşimiz kaldı. Onlar sayesinde de batıya her fırsatta ve bir keresinde de Yunan sınırına sürerek göz dağı verdik.

Komşularla sıfır sorun derken sonunda yapayalnız kaldık.
Onurlu yalnızlık lafları ettik.

Yalanlardan şatafatlı hakikat şatoları kurduk. Alemi kör herkesi ahmak sanarak, en çok da kendimizi aldatarak dolandıkça, meydanlar inledi hileli gerçeklerimizden.

Bu arada, hesapsızlıktan, müsriflikten, itibardan, gösterişten ve yandaş peşkeşinden ötürü ekonomimizi karaya oturtmayı da becerdik.

Akla ve sağ duyuya uzak olduk. Her elimizi attığımız yeri kuruttuk.
Hazine boşalınca iki cami arasında binamaz her itikatsız kul gibi yolsuz, çaresiz ve sonunda susuz kaldık.

Berlin duvarının yıkıldığı günün gecesinde Rusya’da nasıl lamba birden yandı da herkes aydıysa, üç yıllık krizimizin geçen hafta döviz piyasalarında kusursuz fırtınayla cilveleşmesi sayesinde bizde de nihayet şafak attı. ‘Piyasa baş tacımız, biz bize yetmeyiz, yabancı yatırımcı ilacımız, yatırımcı bize güvensin,’ dedik. Kovalamak için her türlü tuhaflığı yaptığımız yabancılara davetiye çıkarmakla yetinmedik. Her şeyin belası ve en büyük günah olarak imanla ilan ettiğimiz faizleri yaklaşık beş puan birden arttırdık. Yine de dik durduk ama, faiz sebep enflasyon sonuç demeyi tüm uyarılara rağmen elbette ihmal etmedik. Faiz lobisini, ekonomimize faşist saldırı söylemlerini ise bir anda unutttuk.

Şeffaflıktan haktan paydaşlıktan ve acı reçeteden bile söz eder olduk.
Kaç yıldır boş yere tutuklu insanları bile hatırladık.
Hukukta reform dedik, yakında rönesans da denecek diye elimiz ödümüzde beklerken çok daha büyük bir tornistanla bugün büyük ve muhteşem U dönüşünü gördük.

Ve on yıl önceki çok daha zengin güçlü olduğumuz noktaya döndük: ülkenin geleceğini batı ekseninde kurmayı tasavvur ediyoruz. Amerika ile at yarıştırmayıp işbirliği yapacağız, diye bütün dünyaya gümbür gümbür ilan ettik.

Yakında şeriattan ziyade batının akılcı değerlerinin övüldüğünü de işitmeye hazırlanın. Ayasofya cami oldu ama, Pazar günleri kilise de olabilir denirse şaşmayın. Tarikatların demokratikleşmesi projesine İMF’den kaynak isteyeceğimiz günleri hayal edecek kadar genişletin ufkunuzu.

Nasıl mı oldu? Çok kolay oldu.
Gök gürleyince kul imana geldi; sağduyu ile Allah demeyi akıl etti. Peki, on yıl kadar önce aklımızı başımızdan alan neydi? Sağduyu neden onca yıl tatile çıktı? Kesin olan şudur: Bizi baştan çıkarıp şeytanın emrine veren, her neye mal olursa olsun yeniden seçilmek ve iktidarda kalmak sevdasıdır. Bu her şeyden kutsal hedef uğruna yandaşlarla çıkar birliğini sıkı tutmak mecburiyeti var. Buna sanat diyorlar, ustaca peşkeş çekme sanatı.

Yetmez, her haksızlığı ve talanı malum gaye için meşru saymak illeti geliyor o sanatın ardından. Popülist politika diyorlar buna nezaketen. Özünde, gelecek nesilleri bugünkü her kesimdeki bir avuç çıkarcıya feda etmek gibi acımasız bir hesap var. Siyasetin manası ancak ve sadece bu.

Ahlak veya vicdan bunun neresinde, diye sormak gereksiz. Atı alan bir Üsküdar bulur da geçerse güçlü oluyor, güçlü olan ise hem ahlakın hem adaletin mutlak sahibi sayılıyor.

Ne var ki sonunda her şey tıkanıyor, kaynağınız tükeniyor.
Borç almaya bile takatiniz kalmıyor. Sürekli yoksullaşıyorsunuz. Sarayınızın labirentleri arasındaki sayısız bocalama ve koşuşturmalarla birlikte itibarınız durmadan eriyor.

Ve bu yüzden o muhteşem tornistan geliyor.

…..

Aklı terkettikten sonra saptığımız dolambaçlı yollarda bata çıka ve çok örselenmiş olarak sağduyuya ulaştık. Gerçekten ulaştık mı? Bilmiyoruz.

Kesin olan ise şu:
O yolda kaybettiğimiz canların malların değerini, katlanılan diğer bedelleri hesaplarsanız son on veya on beş yıllık maceranın faturası koca bir neslin ödeyeceği kadardır.

Hatalarını gördüler de döndüler, helal olsun yine de, diyen şeytanın gözü kör olsun.

Ayrıca.. Şimdi küçük bir sorunumuz daha var: Samimiyet.
Her gün fırfır gibi dönen birine Batılılar inanmazlarsa..
Vallahi suçlu biz değiliz, diyebilir misiniz ey ahali?

Eğri oturup doğru konuşalım: Herkeste bu kadar büyük bir tornistan yeteneği yok ki.

…..

Üç gün önceki Gene Tornistan yazısı bu yazının eki sayılır.

Bağlantısı yorumlarda.
….

Yazıyı paylaştığım 2024 yılının Şubat ayının dokuzuncu günü söylemek zorundayım: Geçen dört yıl içinde değişik gök gürlemelerine bağlı olarak başka bir dizi tornistanlar daha yaşadık. Mide bulantısından başımız dönüyor artık.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir