En büyük mesele: Sorun çözme kabiliyetini geliştirmek

Yeni dönemde yani seçimden hemen sonra yığınla karmaşık sorun bizi bekliyor. Peki, neler öncelikli, nasıl çözülür? iyi düşünmek konuşmak gerek, en önemlisi ise ortak akıl oluşturmak.
En uygun çözümlerin etrafında bir toplumsal uzlaşma yaratmanın yollarını aramak ise bunların ardından gelmek zorunda.
Uzun ve ince bir yol, üstelik çözdükçe dolaşacak karmaşıklarla örülü.

Yine de bir yerden başlamalı.
Bu sabah bir kez daha okuduğum Tinaz Titiz’in aşağıdaki satırları gayet makul bir başlangıç noktası bence. Çok uzun olmasın diye Yetkin Akıl başlıklı yazının son kısmını almakla yetindim. Okuyalım.

‘Milyon dolarlık soru!
Nasıl bir yol bulunacak da, “her sorunun önce anlaşılması sonra da çözülebilmesi ihtimali, o sorunun karmaşıklık düzeyi ile doğru orantılı yetkinlikte bir aklın üretimine bağlıdır” ilkesinin, yerçekiminden bile daha katı bir kural olduğu anlaşılabilecektir?

Birkaç yol var ama..
Bir tanesi, kendini unutturup böylece daraltıcılığı farkedilemez hale gelmiş bulunan akıl daraltıcı ve/ya genişleticilerin farkına varılması olabilir. Diğeri ise, her şeyi ile eşit iki kişinin dahi -başlangıç koşulları, kalıtsal özellikleri, çevreleyen koşullar vb farklılıklarının sonucunda- daralan ve/ya aksine genişleyen akıllarının örtüşmeyen bölümlerinin birbirlerinde yeni bakışları tetiklemesidir.
Bu yollara girişi açan beş kilit: Zorunluk, sıkışmışlık, inat, sabır, çaba!
Yüksek karmaşıklık düzeyindeki sorunlar, birbirine (ve) ile bağlanmış bu kilitlerin her biri tek tek açılmadan, belleğimizdeki çözümler stokundan çekip alınabilecek ezberlenmiş kalıplar yoluyla bırakınız çözülmek, anlaşılamaz dahi. Zorunluk, açılması gereken ilk kilittir. “Çözülse iyi olur ama çözülmezse de sonunda ölüm yok” türü yaklaşımlar diğer dört kilidin açılmasını yararsız kılacaktır. “Ya çözülecek ya
çözülecek”, yetkin akıl üretme sürecinin giriş vizesidir. Sıkışmışlık, bilinen, kolayca akla gelebilecek çözümlerin kullanılamayacağı, üstelik bir sürü hareket kısıtlayıcı koşul anlamına gelir. Sıkışmışlık ilk bakışta çözüm imkanlarını azaltan bir etki gibi sanılsa da, aslında yeni bakış açılarının kapılarını açar; bu yolla giderek daha yaratıcı fikirler üretmek üzere geliştirilmiş bir algoritma beş adımlı bir sıkıştırma sonunda bile ilk anda akla gelmeyebilecek ipuçlarının ortaya çıktığını göstermiştir. İnat, Arapça ˁnd kökünden gelen ˁinād عناد” inat etme, keyfi veya subjektif olma” sözcüğünden gelme olup rasyonel olmayan bir davranışı anlatır. Rasyonel tutum, ardışık başarısızlık halinde o tutumdan vazgeçilmesini, inat ise ısrarla sürdürülmesini gerektirir. Yetkin akıl sürecinde sürdürülecek inadın getirisi, başarısızlıklardan sağlanabilecek bilgilerdir.

Sabır, inadın ne kadar sürdürüleceği ile ilgilidir. Sabır, inat ve hatalardan öğrenebilirlik üçlüsü yararlı getiriler sağlayabilir. Ve çaba: “Kader çabaya aşıktır” deyimi, süreçte gösterilebilecek çaba düzeyinin, sonuçta umulan yetkinlikteki akıl çıktısını belirleyebileceğine işaret ediyor.

Kolektif Zeka tamam da superi nedir?
Buraya kadar açıklanmasına çalışılan Kolektif Zeka’nın (Birleşik Akıl diyelim), tek kişilerin akıllarından daha yetkin bir aklı üreteceği biraz zorlanılsa da anlaşılabilir bir akıl düzeyidir. Gündelik yaşamda sık rastlanmayan sorunların çözümünde ipuçları üretmekte yarar
sağlayacaktır. Örneğin, birbirine döngüsel mantık ile bağlı faiz-enflasyon sorunu Birleşik Akıl ile anlaşılıp çözülebilir. Bununla birlikte, sebepler ve sonuçlar birden fazla sayıda ise ve de aralarındaki ilişkiler hem döngüsel hem de zamana göre değişken, üstelik bir bölümü de sorunu anlamak / çözmek durumundaki kişilerden saklı veya gizli ise bu durumda çözüm üretme gücü daha yüksek bir kolektif zekaya veya birleşik akla ihtiyaç olacaktır. Buna Superkolektif Zeka veya Super Birleşik Akıl (SBA) denilebilir. SBA, Birleşik Aklın ilkelerine göre, ama oluşturan kişilerin zihinsel yeteneklerinin ortalamalardan yüksek olmasıyla oluşur.

1930’lu yıllarda iki Dünya Savaşı arasında Nazi işgaline uğrayan Avusturya’da, halen ününü koruyan Vienna Cafe denilen kahvehanede bir araya gelen şu ünlü bilim insanları, adına Vienna Circle denilen çemberi oluşturanlardır: Hans Hahn, Karl Menger ve onların öğrencisi
Kurt Gödel’in bulunduğu matematikçiler; fizikçi Philipp Frank; politik ekonomist ve sosyolog Otto Neurath; filozoflar Edgar Zilsel, Gustav Bergmann, Moritz Schlick, Rudolf Carnap, Friedrich Waismann ve grup yazıcısı filozof Rose Rand.

Bu insanlar bir bilimsel hipotezi tartışmak için değil, kendi hükümetlerince davet edilerek ülkeyi işgal etmiş Nazilere karşı, ellerinde simetrik mücadeleyi mümkün kılabilecek bir imkan yok iken tüm akıl daraltıcıları askıya alıp, tüm akıl genişleticileri harekete geçirerek
bir Super Birleşik Akıl üretebilmeyi tartışıyorlardı. “Aklın Devreden Çıktığı Dönemlerde Doğru Düşünme” adlı kitap bu girişimin hikayesidir. Viyana Çemberi’nin üyeleri daha sonraları bedeller ödedilerse de büyük ölçüde amaçlarına ulaştılar.

Viyana Çemberi SBA bağlamındaki ilk girişim değildir. Niccolò Machiavelli 1513’te “Prens” adlı yapıtıyla SBA’nın ilk örneklerinden birini vermişti. Burada vurgulanmak istenilen, Machiavelli’nin önerdiği yöntemler değil, akıl daraltıcılarından nasıl kurtulup, genişleticileri nasıl harekete geçirdiğidir.
Yani!
Günümüz Türkiyesi için uygun tanımlamalar içinde birisinin de “kolektif körlük ve sağırlık” olduğu ileri sürülebilir. Sokaktaki insan sorunların kökleri hakkında sorular sorma, anlama, çözüm ipuçları üretme konularında mazurdur; ama nitelikli insanlar Viyana Çemberi’nin deyimiyle “aklın devreden çıktığı zamanlarda doğru düşünme” doğal görevi ile yükümlüdür. Doğru düşünme (exact
thinking) deyimi ile kast ettiklerinin de tüm daraltıcılarından arındırılıp genişleticileri harekete geçirilmiş rasyonel akıl yoluyla düşünme olduğu bellidir. Bunu görüp anlamaya çalışmak sonra da gereğini yapmak yerine, bir koro halinde, çeşitli form ve tonlarda “bağırarak” -bunu da cesaret olarak niteleyerek-, ana yakıtı “çeşitli form ve tonlarda bağırmak” olanlara destek anlamına geldiğini gör(e)memek bir çeşit körlük ya da sağırlık değil midir?

Cesaret gerçekten de bu tür (yani aklın devreden çıktığı) zamanlarda en önemli ihtiyaçtır. Ama bu cesaretin hangi form ve tonlarda kullanılacağı esas cevap aranması gereken sorudur. Daraltıcılar haritasını oluşturan dallar üzerinde yeterli cesaret ile durup, olup
bitenleri bambaşka resimler halinde görebilmek, doğru düşünme yolunda bir Superkolektif Zeka (SBA) oluşturmanın ne denli yaşamsal olduğunu gösterecektir.’

Yazı bu kadar.
Sonuç bence şu: Alabildiğine karmaşık çapraşık ve birbirleri içinde erimiş meselelerimizi önceleyen mesele ise sorun çözme kapasitemizi artırmak. Sorunların kapsamı ve karmaşıklığı tek kişinin veya grubun olağan sorun çözme yeteneklerini çok aşar. Öyleyse, doğru çözümler ve etkin yöntemler için ortak aklı oluşturmak, sorunlar silsilesine bir bütünlük içinde bakmak ve birlikte çözüm inşa etmek zorundayız.
Sonra da çözümleri hayata geçirmenin en etkili yollarını bulmamız gerekiyor. Çözdükçe dolaşan, birbirinin önünü kesen, çukurlarla tuzaklarla çelmelerle dolu alabildiğine ince ve uzun bir yoldur bu. İlk adımla başlayacak. O adımı atmayanlar çözüm yerine sorunun
parçası olarak kalacak.
Yazının tamamı: https://www.beyaznokta.org.tr/oku.php?
id=1015&fbclid=IwAR302PRiqpZGr2Qlr2SAh4dBvTalJMRb61mQrzp1pjQBh69kXoWWFeEEbXY

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir