Yazmaya niyetlendiğimde ilkin aklıma gelmemişti bu başlık, hoş oldu. Çünkü, bir bakıma her şeyin yolunda olduğunu söylüyor. Şöhretli yazarların dediği gibi, başlık okuyucuya ta baştan umut vermeli ki o da yazıyı okumak lütfunda bulunsun.
Lütuf beklemek başımızın derdi değil, soru işaretinin gerektirdiği küçük bir hayret kurıntısı ile okunduğunda başlık bence gerçek anlamını bulur, o hali ile gayet samimidir dostlar. Neden mi?
Birkaç veriye bakalım, yorumu öyle yapalım.
Son aylarda borsaya para girişi var. Doğru.
Lira artık hızlı değer kaybetmiyor. Evet.
Başımızın büyük belası KKM yavaş yavaş eriyor. Doğru.
Enflasyon hedefi yıllık yüzde 65 civarında olarak tuttu. Doğru.
Nas ne derse desin, faizler seçimden bu yana hızla arttı. Talepte daralma başladı, enflasyon bir yıl öncekinden farklı olarak bu sayede gelecek yılın ikinci yarsından itibaren biraz dizginlenecek gibi. Plan bu. Gerçekleşebilir mi? Mümkün tabii.
İhracatımız pek artmadı geçen yıl, ithalat ise yine çok artmış. Yüz milyar dolardan fazla açık vermişiz yine, yani daha çok borçlanmışız. Bu da acı gerçek. Bütçe tarafında da aynı mesele var.
Açıklar küçülmüyor pek. Nedenini yazının sonunda bulursunuz.
Büyüme ise fena sayılmaz.
Yukarıda andığım gelişmelerle birlikte ve özellikle faiz artışlarının yanı sıra büyümedeki başarı ile rating kuruluşları ve yabancı yatırımcılar ülkemize sıcak bakmaya başlamışlar. Yabancı sermaye özellikle borsaya gelecekmiş. Müjdeler olsun. Bu da gayet mümkün görünüyor..
Merkez bankasının rezerv açığı böylece azalacak, zamanla kapanacak noktaya gelecekmiş. Olmayacak şey değil.
Şimdi yine soralım.
Ne dersiniz? Ekonomi tkırında değil mi?
Lafı dolandırmadan görüşümüzü söyleyelim:
Yatalak hastanızın parmağını kıpırdatıp ayağa kalkma isteği göstermesi size elbette umut verir ama…
Hastalığın gerçek nedenini bilmiyorsanız..
O nedeni giderecek çözüm henüz ortada yoksa..
Hastanın elini ayağını yatağında günde üç beş kez ovmakla, her gün motivasyon mesajları niyetine hamaset nutuklarına maruz bırakmakla gelişme sağladığınızı sanır ve inancınız pekişsin diye her lafın başında şükğtürler ederek ‘valla hastamız artık iyileşiyor’ der misiniz?
İlimden bilimden nasipsizseniz ve hele umuttan başka gıdanız yoksa elbette dersiniz. Bir de yedi koldan her gün reklam tadında umut pompalanıyorsa.. Kitlelerin enflasyona ezdirilmediğine, verilen zamların derde deva olacağına inanacak kadar safsanız..
Kaçışınız kurtuluşunuz yoktur, öyle der, öyle inanır, her gün biraz daha inanarak umutlanırsınız.
Kötü haber şu: Kesinlikle yanılırsınız.
Kısa olsun istiyorum bu yazı, neden yanıldığınızı açıkça söyleyelim:
Hastalığın sebebini bilmiyorsunuz, bir hastalığın sonuçlarını geçici olarak hafifletmek tedavi sayılmaz.
Bizdek mesele şudur:
Bizim ekonomimiz öteden beri kaynak yetersizliği yüzünden hastadır. Toplumun ürettiği ile tükettiği arasında büyük bir dengesizlik vardır. Kendimizi sadece demokrasi ve hukuk alanında değil, tüketim konusunda da zengin ve gelişmiş ülkelerin liginde sanmak gibi bir iptila ile neredeyse yüz yıldır başımız dertte. Her iki konuda da kendimizi aldata aldata algımız bozulmuş, hatta başka bir şey düşünemez olmuşuz. Artık sadece kaynak eksikliğinden değil bilgi ve giderek akıl eksikliğinden de muzdaribiz.
…..
Meselenin esasına bir de bugünkü twitinde Adnan Dalgakıran’ın nasıl baktığını görünce sorunun kaynağı daha somutlaşıyor.
“Halkımızın siyasetçilerden talepleri neler”, diye sormuş ve saymış:
“-imar affı
-daha çok imar alanı
-vergi affı
-kayıt dışına müsamaha
– erken emeklilik
-az vasıf çok maaş
– bol teşvik
-kamu da memuriyet
– diploma
-enflasyon altında kredi
– kendi parasına yüksek faiz
-kendi gibi düşünenlere daha fazla özgürlük
– kendi gibi düşünmeyenlere daha fazla baskı
-torpil
-kendi gibi düşünenlere kayırmacılık
-eğitim sisteminin kendi gibi düşünenler yetiştirmesi, buna göre planlanması
-dünyaya kafa tutma
-borsa da tiyo
-tuttuğu takıma şampiyonluk
-ucuz döviz
-ucuz elektrik
-ucuz doğalgaz
– ucuz işçilik
– herkese bir başkanlık ( sivil toplum örgütleri)
-hiç bir nitelik olmasada saygınlık
– kendi ahlak anlayışının toplumda hakim olmasının sağlanması( yine de kendisi bundan muaf olmalı)
-nitelikli ile niteliksiz arasında eşitlik
– özel bir topluluk olduğuna inandırılmak
Bir de bu açıdan bakınca siyasetçilerin de işi zor, diyerek devam etmiş.
“Daha fazla demokrasi, daha adil bir hukuk sistemi, daha fazla özgürlük, daha fazla nitelikli insan yetiştirme, daha iyi eğitim sistemi, daha adil bir vergi sistemi, daha az sayıda kamu çalışanı, daha fazla şeffaflık,daha fazla barış,daha fazla verimlilik, kültürün gelişimi ve değişimi, vesaire oy getiren şeyler değil.”
Sonunda da hükmü vermiş:
Neticede alt yapı üst yapıyı belirler, demiş.
İsterseniz bir de kimin ne kadar vergi ödediğine göz atalım, böylece demokrasinin ve özellikle sosyal devletin yol arkadaşı olarak bilinen vergi düzenine bir bakın: Sayın Türkmen dün yazmıştı. Bu sayfada paylaşmıştım: Beyannameli gelir vergisi mükellefleri 2023 yılında kişi başı ortalama 20 veya 30 bin lira ödemiş. Devletten beklediklerini bu parayla sağlamak elbette imkansız. Bunu dert eden tek bir Allah’ın kulu ise tabii ki yok.
….
Örnekleri eğitime, camiye, köprüye, peşkeşe, israfa ve hele talana kadar götürmeye tabii ki gerek yok. Yapısal bozukluk çok açık. Toplumun yarısından fazlasının ‘çalışmaz’ durumda olduğu da aşikar. Öyleyse dengesizliğin bozukluğun ne denli temelli olduğunu görmek çok kolay. Doğru dürüst üretim yok, tüketime talep ise alabildiğine çok. Doğulu gibi kıt üretiyor, batılı gibi çok tüketmek istiyoruz.
Açık çok: Bütçe açığı, dış ticaret açığı, üretim açığı ve verimlilik açığı.
Bu açık yapıya rağmen topluma cennet vaad eden ve yalancı cennet yaratmayı hizmet veya siyaset sanan politika esnafı İçin yönetimde tek seçenek yüksek faizle aşırı borçlanmak oluyor. Borç ise ülkeyi tüketiyor. Siyaset hamasetle, kıvırmakla ve samimiyetsizlikle çevrelenmiş, büyük soruna çözüm bulup halka anlatmak yerine halktaki bu hastalıktan beslenmeyi partiler varlıklarının gereği sayıp bir geçerli yol olarak izliyor.
Bunun adı ise popülizm. Sonu ise yıkım.
Tam da koyu bir popülizmdir, ülkeyi felç edecek düzeye getiren. Ekonomi bu yüzden çoktan yatalak haldedir ve ovma ile pansumanla tedavi edilir değildir. Yoksulluk diz boyu, adaletsizlik arşa kadar. İşİn hoş tarafı halk bundan mırmır makamında sık sık sızlansa da sandık başında oy verirken gayet memnundur. Çünkü fedakarlığın hep başkasının lütfu olması gerektiğine inanmıştır.
Her durumda bir yolunu bulup kötürüm olmayacağından ise bildiğimiz nedenlerle her nasılsa gayet emindir.
Ekonomi tıkırında işte.
Tungır mıngır gidiyor.
Çukurunda diyenler de var ama onlar satılmış veya cahildir, aziz dostlar. Aralarında aynı zamanda hem satılmış gem cahil de mutlaka var. Halkımızın başarısını kıskanıyorlar. O kadar.
8 Ocak 2024

