Dogma ve Bilişsel Çelişki

Aşağıda alıntıladığım yazıda ayrıntılı olarak anlatılan olay dogmatizmin insanı ne kadar komik hallere düşüreceğini gösteren en çarpıcı ve en uç örneklerindendir. Yazıda güzel açıklanmış. Özetleyeyim: Ayetlerde geceyi ve gündüzü ayrı varlıklar olarak yarattık’ denince veya sonuçta genellikle bu anlam verilince, bir ilahiyat profesörü, gözle görülen ve bilimle ispatlanmış gece ve gündüzün birer ışık olayı olduğu gerçeğini aşıp durumu kutsal kitaba daha doğrusu onun genel yorumuna uydurmaya çalışıyor. İmanı bunu gerektiriyor çünkü. Böylece dini kurtaracak, diye düşünüyor olmalı.

İnanç ya da dogma böyle bir şey. Bu kadar aşikar tutarsızlığı bu netlikte kolay kolay bulamazsınız. Hakikate karşı direnme tavrının adına bilimde, bilişsel çelişki deniyor. İnancı sarsılmasın diye gerçeği kabul etmeme veya reddetme tavrı da diyebilirsiniz. Güneşte lekeler gördüğünden  söz eden Galile’ye de papaz ‘güneşte leke diye bir şey yok, leke teleskobun merceklerinde değilse gözlerindedir,’ mealinde bir şey söylemişti sanırım.

İnsan budur. Kendi paradigması ile görür her şeyi. Dünyasında oluşmuş veri setine göre yaşar, öğrenir. Ona ters düşen bir bilgiyi bilişsel çelişkiye düşmesin, imanına halel gelmesin, tüm paradigmasını sorgulamak zorunda kalmasın diye reddederek yaşar. Hoş görmek için değil ama gerçeği vurgulamak İçin ekleyeyim. Bu tavırdan tümüyle kurtulmuş birine rastlamak zordur.
…..
Çarpıcı bir başka örnek daha geldi aklıma.

Yeni Şafak Yazarı Yusuf Kaplan yazmış, Murat Göksü paylaşmış. Şöyle: “Göbeklitepe Urfa’nın Peygamberler şehri kimliğini yok etmek için icat edildi. Gözümüzün içine baka baka tarihî bir cinayet işleniyor ama biz göremiyoruz bile! Siyaset zihnimizi felç etti çünkü”

Dış güçler mi icat etmiş Göbeklitepe’yi. Orası peygamberlerden de önce, senden de önce, 7 ceddinden de önce oradaydı, demiş Murat Kardeşim. Haklıdır. Kaldı ki o dediği peygamberlerin hepsi de yahudidir, diye yazmış İrfan Palalı. Ama adam bunu kabul ederse, bütün inanç sistemini sarsılacak ve yaşama felsefesi dayanaksız kalacak belki çökecektir. Çelişkiye düşmemek için bilimi reddetmek, kendi kafasına uyan teoriler üretmek zorundadır. Komplo teorilerinin varlık nedenlerinden biri de zaten budur.

……
…….
Aşağıdaki yazı alıntıdır.
PROF. ABDÜLAZİZ BAYINDIR DENİLEN ÇAĞDAŞ MOLLADAN BİLİMSEL(!) BİR YORUM “Güneşin dünyamızı aydınlatması, güneş ışınlarının, DÜNYAMIZDA BULUNAN GÜNDÜZE ÇARPMASIYLA olmaktadır. Gündüz dediğimiz şeyin, 24 saati vardır. GECE VE GÜNDÜZ İKİ AYRI VARLIKTIR. Gecenin göstergesi yoktur. Onun için kutup bölgesinde, aydınlık geceler vardır. Karanlık gündüzlerin ise, göstergesi vardır; dolayısıyla karanlık gündüz olmaz. YANİ GÜNEŞ HİÇ DOĞMASA BİLE, GÜNDÜZLERİN AYDINLIK OLDUĞUNU GÖRÜRÜZ. GECE VE GÜNDÜZÜN, BİRER AYRI VARLIK olduğuna dair, birçok ayet vardır; ve bunu, ilk defa biz ortaya koyduk. Şu an dünyada birçok bilim adamı, bu konudaki makalemizin bitirilmesini beklemektedir. Türkiye’dekiler bizden utanıyorlarmış. Varsın utanmaya devam etsinler. Çok iyi olur. Onlar da bir gün öğrenirler.” Profesör -beklediği makamdan, izin alamamış olmalı ki- yıllar öncesi vadettiği açıklamayı, hâlâ yapmamıştır. Görüyor musunuz! Çağdaş molla, gece ve gündüzün, dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden meydana geldiğini, hâlâ kabul edemiyor. Kur’an’a göre haklı da. Meraklıları google girip “İlahiyatçı Prof. Abdülaziz Bayındır’ın, gece ve gündüz gerçeği,” diye yazıp, tıkladıktan sonra, kendi sesinden mollanın döktürdüğü incileri izleyebilirler. İşte İslâmiyet, böylesi profesör etiketli mollaların insafına terk edilmiştir. Bir profesör böyle bir kafa yapısına sahipse; bu adamın dine, insanlığa ne faydası olabilir. Daha doğrusu hepsi böyle; al birisini, vur ötekisine.
28 Eylül 2020

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir