Diclelilerin Bolu Buluşmasından İki Anı

Sanırım 2015 Mayıs idi. Anakara’dan bir yıl kadar sonra Bolu’da Dicleli dostlarla ve öğretmenlerimizle buluştuk, dönüş yolunda yazdığım yazıyı buraya alıyorum. Sonra ekleme yapma fırsatı bulurum, diye umuyorum.

29 Mayıs 2021
……
Diclelilerle dopdolu iki güzel gün paylaştık. Doğa, yemek ve dostluk. Hem de Elifcan’la ve ilk gün Raifle de birlikte. Elli yılın özlemini paylaşmanın güzelliğini anlatmaya hiçbir sözün gücü yetmez. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerler var, onlardan biri işte.
Şimdi dönüş yolundayım, aklımda taptaze kalan iki anıyı hemen yazmak istiyorum. İkisini de sevgili hocamız Recep Adakçılar anlattı. Onun ağzından aktaracağım. Başlıklar benim.
İki Dilim Fıstıklı Baklava
Öğrencilerimden biri bir gün Üniversitedeki dersten sonra beni ‘bugün ben sizi götürmek istiyorum,’ diyerek aracına aldı. Onu iyi tanıyordum. Kız kardeşi, Uludağ Üniversitesinde oğlumla birlikte okumuştu. Olağan üstü yumuşak, çok da yakışıklı bir gençti. Arabasında, dereden tepeden konuşurken birden bana döndü.
-Çok ama mutsuzum ben, dedi. O kadar tükendim ki, artık intihar etmek istiyorum.
Beynimden vurulmuşa döndüm.
-Olur mu öyle şey, dedim. Altında son model araba, sağlıklısın, yakışıklısın. Bir daha duymamayayım bu sözü senden. Bu hayat iki dilim fıstıklı baklava yemek için bile yaşamaya değer. Kim bilir yaşayacağın daha nice güzellikler var, senin.
Bu konuşmanın üzerinden bir hafta bile geçmedi, oğlanın kendini öldürdüğünü duydum. Derse girdiğimde ağıt boğazımda, boğazımda düşüm, ağlamamaya çalışıyordum. Onunla son konuşmamızı zorlanarak arkadaşları paylaştım. Duygu sardı bizi tabii. Ertesi derste çocuklar iki kilo fıstıklı baklava alıp getirmişler. Sınıfta yiyecek yemek yasaklanmıştı. İzin verirseniz burada birlikte yiyelim dediler, Yasağa aldırmadık. İki dilim fıstıklı baklava ile yaşamak arasında kurmuş olduğum bağ, o gün çocuklarla baklava
yerken hiç gelmedi aklıma.
.xxxxx
Demir Zengini Tosun
Dicle’de öğretmenlik yaptığım yıllarda ahırımızda adını tosun koyduğumuz bir danamız vardı. Dana kısa zamanda büyüdü, serpildi. Birkaç yıl geçmeden şiştikçe şişti. Biz de kesmeye karar verdik.
Kesince gördük ki, hayvan etrafta ne bulduysa yemiş. Karnından koca koca inşaat çivileri bile çıktı, üstelik hepsi iyice paslanmıştı. Etini mutfağa yolladık, karavanada çocuklarla birlikte afiyetle yedik.
Xx
Recep Hocamın anlattıkları dışında geçtiğimiz iki günde duyduğum başka anılar da oldu. Aklımda kalsın diye şimdilik onlardan birini veya ikisini sadece başlık olarak atayım. Fırsat bulunca onları da yazarım.
Sizi bilmem, ben..
Kemanından nefret eden bir müzik hocası…

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir