Çarpıcı Bir Analiz: Bir Güven Krizine Bakış

Alıntıladığım yazı ülkemiz insanının güven krizine ışık tutmaya çalışıyor. Tutulan ışığın bir
demetten öteye geçmediğini söylemek gerek. Onlarca doktora tezine konu olabilecek
derinlikte bir yara, bir sosyal olgu bu. Bir yazı çerçevesinde değinilmiş olması elbette yeterli
değil.
Yazıyı ilk paylaşımımdan sonra onu kendi duvarında paylaşırken yorum yazan değerli bir
öğrencime, Ece Ergin, şöyle yazdım:
Hepimizin bilip de dillendirmekte zorlandığı bir gerçeği araştırmaya dayanarak ortaya
koyuyor. Söylenmeyen bir şeyi de sana teşekkür anlamında burada ekleyeyim sevgili Ece:
toplumsal araştırma kıtlığı ve hatta yokluğu yüzünden sosyal konularda ne envanter bilgisi
yeterli, ne de bu verilerin analizine yönelik fikir üretimi var bu ülkede. Örneğin üniversite
öğrencilerinin iş hayatına ilişkin beklentileri konusunda durum nedir bugün? Diyelim ki üç
yıl öncesine göre durum neden ve nasıl değişmiştir? Kısacası toplumsal konulara yönelik
saha araştırmalarının olmaması kendimizi tanımamızı bile engelliyor. Sosyoloji bölümlerinde
yüzlerce sözüm ona bilim adamı neden araştırma yapmaz? Hangi bölüm yapar ki, deyip
geçmeyelim. Önce bunu araştırmak gerek, sanırım. Amerika’dan araştırmacı getirmek
gerekecek herhalde bunun için.:) sevgiler.
Yazının bence altı çizilmesi gereken satırları:
Dünya kişiler arası güven haritası da bu tabloyu doğruluyor. Ülkelerin renklerine göre
derecelendirildiği haritadaki kıpkırmızı Türkiye tablosu, bu ülkenin dünyanın en güvensiz bir
kaç ülkesinden biri olduğunu gösteriyor.
Bu verilere baktığımızda, Türkiye’nin paranoyak bir toplum olduğunu söylemek pek de
haksızlık olmaz. Bunun dış politikadaki yansıması, toplumun diğer ülkelerin Türkiye’ye karşı
sürekli komplolar kurduğuna inanması. Aynı paranoya, iç politikada ise şiddetli siyasi
çatışmalar, gövde gösterileri ve tekrarlanan cadı avları şeklinde tezahür ediyor.
Ancak bu paranoya -en azından henüz- Türkleri bencil bireylere çevirmiş değil; daha ziyade
tehlike denizinde sığınacak küçük güvenli limanlar arayan bireylerin oluşturduğu izole
cemaatlere bölünmüş durumdayız. (Ki bu cemaatler dini, siyasi, etnik ya da hemşehrilik
esaslı olabiliyor). Adam kayırmacılığın Türkiye’de bir anormallikten ziyade, bir kural kabul
edilmesi de yine bu güvensiz ve cemaatçi toplum dokusundan kaynaklanıyor. Belirli bir
zümre gücü ele geçirdiğinde yalnızca kendi mensuplarını ihya etmeye çalışıyor. Zira bu anlayışa göre yalnızca güvenilir olan dar bir topluluk iyiliği hak ediyor, güvenilir
olmayanların payına düşen ise dışlanmak ve ötekileştirilmek.
Peki, Türkiye’ye huzursuzluktan ve acıdan başka bir şey getirmeyen ve Türk toplumunu
potansiyelini gerçekleştirmekten hatta mutlu olmaktan alıkoyan bu aşırı şüpheciliğin
kaynağı ne? 
Read more: http://www.al-monitor.com/pulse/tr/originals/2014/11/turkey-polls-turksdislike-everybody.html#ixzz4DpQhA19k

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir