Mehmet Çakar kardeşim dün bir gözlemini anlattı. (Üç sene önceki yazı.)
Müdürlüğünü yaptığı dershanenin önünde çocuklar arasında bir kavga başlayınca, itişip kalkışmayı pencerelerinden gören yönetici takımından ve öğretmenlerden birkaçı:
-Çocuklarımızı dövüyorlar, diye odalarından hırsla dışarı fırlıyorlar.
Sonrasında neler olacağını hepimiz biliriz.
Bir an için, o küçük ergen kavgasının o dershane öğrencileri ile başka yerin çocukları arasında çıkmış olduğunu hayal edin, başka yetişkinlerin katılması ile o itişip kakışmanın iki dershane arasında bir arbedeye dönüşmesi işten bile değildir. Bizimkileri ötekiler dövüyorsa, hemen iki yandan katılımla kavga büyür.
Futbol Takımları arasındaki taraftar kavgalarında da, damarlarımızdaki asil kanda gururla taşıdığımız ‘renk aşkı’ sayesinde aynı rezillik yaşanır. Aileler aşiretler arasında yıllarca süren ve yüzlerce binlerce can alan kan davaları da yanlış biz ve ötekinin yani kimlik kaygılarının yaydığı ötekileştirme illetinden beslenir. Ülkeler dinler arasındaki büyük savaşların en azından tetikleyici sebebi de aynıdır. Bunlar her zaman, yoğun bir ötekileştirme ile başlar ve ‘bizim’ veya ‘bizden’ saydığımız değerlerin abartılıp yüceltilmesi ile mayalanır. Ve dünyayı yaşanmaz kılar. Insanın esasta bencil ve savaşçı olduğuna inananların böyle bir dünyaya pek diyeceği yoktur. Onlara kalırsa, Çatışma, kavga ve savaş insanlığın kaderidir! Güçlü olan varlığını sürdürür, zayıflar ise yok olur gider. Bu bir doğa kanunudur. Zaten medeniyet de en güçlü olanın zaferiyle gelişir hep.
Savaşlar mı? Onlar insan fıtratında vardır, insanın doğayla ve insanın insanla yıkıcı mücadelesi gelişmenin itici gücü değilse bile, bugünkü medeniyetin yan ürünleridir. Hayatın gerçeği budur. Savaşı bizimkiler kazandığı sürece, o acı gerçek hayata çoğu zaman tat ve anlam katar. Bizimkiler ise er geç ama mutlaka kazanır. Çünkü biz her zaman haklıyız, kazara haksızlık yapmışsak sebebi mutlaka ötekilerdir. Zaten esasında güçlü olan haklıdır. Yakalanmadığınız sürece yalan dolan, hile ve düzen de aklımızın, gücümüzün belirtisidir. Ve zafer, gücümüzün, inancımızın ödülüdür. Böyle bir düşünce tarzının kökeninde daima bencillik ve kaçınılmaz olarak ötekileştirme vardır. Dünyayı yüz yıllardır kana bulayan düşmanlıklar, çıkar çatışmasından kaynaklanır ve kavgalar her zaman ötekileştirme ile başlar. Bu illeti aşmadan insana yer yüzünde rahat yoktur. Barışçı bir insani dünya isteyenler, ötekileştirmezler. Benim ve bizim demek yerine hepimizin dediğimizde daha yaşanacak olur bu dünya.
Mehmet Çakar tamamen haklıdır:
Hangi mahallenin, hangi dershanenin, hangi aşiretin veya ailenin çocukları olursa olsunlar… Hangi dinden, dilden nasiplenmiş veya nasiplenmemiş olurlarsa olsunlar.. Aslında bütün çocuklar hepimizin çocuklarıdır.
…..,,.
Bu yıl yazıyı bir kez bir daha paylaşırken sadece bir cümle ekliyorum: Bütün insanlar, aynı yurtta yaşayalım veya yaşamayalım aslında bizim insanlarımız.


