İki yüzlülük esastır bizim oralarda.
Bir pula ecdadını satar, üç kuruş için her melaneti yapar; yeter ki kimse bilmesin görmesin.
Görünüşte son derece dindardır, uysaldır, alçak gönüllü ve haktan yanadır, lafa gelince herkesten çok daha ar ve namus ehlidir.
Her şeyden çok güce tapar oysa.
Güçlüden it gibi ürker. Fırsat bulursa her suçu işler, her kötülüğü yapar, yeter ki yaptığı yanına kalsın. Kimse duymasın.
Dedim ya, esas olan iki yüzlülüktür bizim adamlarda.
O adamlar için hayatın özü yalandır, tuzaktır, hiledir, kindir; çalmak çırpmak, hayran ve yandaş kazanmak, haşa huzurdan zekat verirken dua ederken bile yaradanı aldatmaktır.
Menfaat için her şey mübahtır o adamlarda. Çalmak sıradan, adı ekmek parasıdır çünkü. Ekmek parası için evlat da, vatan da, din de güle oynaya ve hovardaca ve itina ile sömürülür.
Külüne muhtacım dediği, ahret kardeşim diye sarılıp övdüğü komşusunun evini kendi sigarasını yakmak için ateşe verdiği çok sık görülmüştür bizim adamların. Tarlasını komşu tarlasına taşırmak gelenektir. Mirasta hile haktır. Süte su katmak sağlıktır. Safı söğüşlemek, zayıfa zulum etmek layık olana müstehaktır.
İki yüzlülük bizim oraların en çok kullanılan silahıdır; her tür silahla can almak bizim adamların fıtratında vardır. Herkes herkese karşıdır; herkes birbirine yüzden can ciğer dost, içtense kanlısı gibi can düşmandır. Herkes herkesin açığını arar, zayıf noktasını bulur, en olmadık anda orasından hem de gurur duyarak alçakça vurur. Çünkü bizde hala insan insanın kurdudur.
Bizim oraların adamlarında yalan ibadet, talan zeka ve fazilet sayılır. Güveneni dolandırmak hinliktir, ustalıktır.
Gemisini yürüten her zaman kaptandır.
Bal tutan elbette parmağını yalar.
Satılmak ve parayla haksızlık satın almak adettir, gelenektir, kültürdür, felsefedir bizim oralarda.
‘El çalarken dürüstlük bize mi kalmıştır?’
Ben çıkarıma bakarım, cıgaramı yakarım, derler.
Gelen ağam giden paşamdır, biat eder itaat eder, gül gibi geçinir giderim, derler.
Böyle deyip öyle yaşayıp giderler.
Siz yine de onlara ve şehirleri saran akrabalarına sakın kusur bulmayın.
Adamların beşinci yüzyıl beyniyle bu yüzyılda zuhur etmelerinde kendilerinin hiçbir günahı yok ki.
Toplum halinde yaşamanın kurallarını anlamaya yetmeyen bir beyinle doğmuşsa, suç onun değil ki.
Beyinleri olsa üstüne zeka denen bir küçük format atılırdı. Beyin yok ki zeka olsun, kurnazlık yerine anlayış olsun. Yetmiş bin yıl önceki ataları gibi, bizimkilerin en iyi bildikleri şey; yemek içmek ve de çoğalarak güdülmek.
Mağaranın ta dibinde değil üçüncü bölmesinde varlığını sürdürmesine karşılık onların bugünkü ihtiyaçları hala o binlerce yol öncesi gibi: Et yer, su içer, ekmek yer, eti ete dürtmeyi, varlığını sürdürmek için hiç acımadan yok etmeyi bilir.
Gerisi gereksizdir.
Kendisi nihayet bir fanidir çünkü, insanlık dediğin de kendiyle başlar kendiyle biter. Ötesine kafa yormak kendini bir bok sanan mekteplilerin hastalıklı hallerindendir.
Virüsten korunmak, başkalarının haklarına saygı duymak, bir arada barış içinde ve üreterek yaşamak, hayata tat ve renk katmak, saygı sevgi, onur, dayanışma, kendini gerçekleştirmek.. Soyut ve soyut olduğu için son derece manasız şeylerdir bunlar, bizim oraların adamlarının dilinde arada bir kırık dökük dolaşsa da, beyninde bu türden değerler yer almaz.
Değer dediğin ettir, ekmektir, her fırsatta eti ete dürtmektir.
Bir de güçlünün merhameti.
Aşk dediğin başka bir bedene hiçbir sorumluluk duymadan sahip olmak, onu tepe tepe kullanmaktır.
Çocuk dediğin geleceğin garantisi. Devlet ise sağılacak inek.
Ahlak, adı var kendi yok, kullanıma gayet uygun bir nesne. İşine ne gelirse.
Din, şekilden ibaret; peçedir takarsın, korunaktır giyinir, şeyhine biat eder her şerden ona sığınırsın.
Vicdan mi? O dediğin cüzdanın yakın akrabası, değilse akılsızın yükünden ibaret.
Sorunumuz, onlarla birlikte yaşamak ve onların belirlediği kaderi paylaşmaktır.
Onların da gelişmiş insan olduğunu nedense hep sanarak. Ve bu yüzden her Allah’ın günü ve her geçen gün biraz daha fazla ve en çok da virüs günlerinde kahrolarak.
Ağır olmuş, çok sert vurmuşsun Nuri Kardeş.
Birkaç densizin son günlerdeki fütursuz hallerini görünce mantarın topuzunu kaçırmışsın. Her yerde böyleleri olur, her memlekette marjinaller var. Bizde de elhak çoktur, ama o kadar takma kafanı.
Son sözüm asıl bizim marjinal kaldığımızı, hatta bizim oranın adamlarına giderek daha çok benzediğimizi görmeden böyle konuşan yufka yürekli dostlara:
En kötü haber ortalıkta dolaşan bu öldürücü virüsten de beter: Her birimizin içinde o yaban mahluktan kocaman bir parça var, onlar gibi olmamız için sürekli taciz ediyor bizi. Bizim oranın garip mahlukları onlar gibi olmaya zorluyor bizi.
Nazım ustaca demiş diyeceğini: Akrep gibisin kardeşim.
Sonunda kendini sokar bizim oraların akrepleri.
Korkuyorum. Hepimiz galiba akrebiz artık, diyeceğim ama korkuyorum.
18 Mart 2020


