Birkaç Cümle

Tam üç sene önce bugün yani 31 Mart 2020 günü sayfama yazdığım yazı. Zaman ne kadar da hızlı geçmiş, kaybolmasın diye buraya aldım.

Aklımdan geçenleri buranın sınırını epeyce zorlayan yazılarla anlatma isteğim artık yok. Muhtemelen virüs veya virüs ortamı yüzünden.

Belki de ölümün hayatımıza bu denli somut bir biçimde girmesinden, her gün maç skoru veya borsa indeksi gibi ölen kişi sayısının ilan ve analiz edilmesinden.

Nedenini tam bilmiyorum. Bir fikri etraflıca yazmaya karşı bir isteksizliğim var, bu sabah birkaç cümleyi etrafsız yani gelişine yazmak istedim. İlki budur, çok da etrafsız olmadı. Olsun, sağlık olsun.

…..

Paradigmalar bireylerde ciddi bir travmadan sonra değişiyor, diyorlar; toplumsal paradigmalar da toplumu sarsan temelli öbür travma halleri nedeniyle, aklıma gelenleri hemen sayayım: İçiyle dışıyla savaş, doğal afet, ekonomik kriz ve salgın hastalıklar.

Bu düşünce doğruysa, cesur bir yeni dünya geliyor.
Veya yeniden ve bir kez daha despotların hükümranlığında gözden geçirilmiş bir orta çağ.
….

Veba salgının tam da böyle bir tarihsel sıçrama yarattığını söyleyenler çok. Yaşanan büyük salgından sonra, kedilere ve akla düşman kilise itibarsızlaştı, feodel beyler kapitalistlere teslim oldu, düşünme gücü ve ardından aydınlanma başladı, çok değil sadece birkaç yüz yıl sonra da rönesans ve reform hareketleri ve sonunda bilim, tekniğin, aklın egemenliği….

Aşırı basitleştirilmiş de olsa, ilginç bir çizgi bu.
Basitçe düşünmeden karmaşık düşünemiyor insan.

…..
Sahi, insan dediğin ne ki zaten?
Kibrine efelenmesine aldırmayın.
Günde üç beş kez gelen sınır bilmez höykürme nöbetlerine bakmayın siz, vallahi hepsi zayıflığındadır.

Hepimiz gibi, onun da, bir virüslük canı var 🙂

….

Orta çağ demiş bir değerli yazar, insanlığın çocukluk yıllarıdır.
Çocukluğuna inmeden kimseyi anlayamazsınız.
Acaba diyorum..
Bugünkü deliliklerimizi anlamak için çocukluğumuza inmeye mi yarar acaba travmalarımız?

……
Çocukluk ve orta çağ deyince aklıma geldi.
Bizim toplum ergen davranışları gösteriyor, demişliğim çoktur.
(Allah affetsin. Diyanet hoş görmese de olur.)

Bizim ahalinin çocukluğunu incelemek için tarihin karanlık çağlarına gitmek gerekmiyor, demek ki.
Zaten ergenlik çağında ise. Bebekliğine gitmek gerekecek belki.

……

Devletin ve dolayısı ile verginin neden çok gerekli olduğu böyle dar günlerde daha net anlaşılıyor.
Bu kinaye değil, hakikaten öyle: topluma yönelmiş ciddi bir tehdit söz olduğunda piyasa hiç de toplum çıkarına çalışmıyor. Görünmeyen el, herkesin gözünü ve bu arada kendi g..nü çıkarıyor ortaya.

Adam Smith’in bunu bilmiyordu, eminim.

….
Şimdi kinaye:
İyi yönetimler vergi toplar, sorumluca harcar, geliri yeniden dağıtır, topluluğu toplum yapar. Kötü yönetimler, çalar ve yardım toplar.

Ortaçağdan bahsediyorum tabi. Yersen.

….
Amerikan merkez bankasının dört trilyon dolara varan finansal paketle piyasalara girmesi. Benzeri vardır, ama bu boyutta olanı görülmemiştir.
Mahallenin çocuklarının sapan kavgasına ağır abinin tabancayla gelmesidir, ama yetmez.
Bir de tankın yanında polis arabasını mahalleye getirmesidir; yine yetmez.
Bir biçim du manitasına anadan üryan halde minarede keşiş, haham, imam, büyücü ve papazlarla birlikte dua ettirmesidir.

Hadi ulemayı da çıkarın minareye tam olsun.
Sarı kafa ağzını gererek en önde dursun, sol elinde dolar destesi ile sırıtsın, sol elini manitasının çıplak omzuna atsın.

Memeler acep, hangi evde un eler..

….
Yukarıdaki cümleye içimdeki aklı başında adamın tepkisi:
Hoş geldin Dali.
Oldun mu Veli?
Ay, klavyem kaydı, vali diyecektim.
Nerenin valisi?
Mahallenin delisi, orta çağın varisi.
Ve virüslerin valsi.

Benden tepki:
Defol lan, kıran süpüre seni.

Ondan gelen karşılık ürküttü beni:
Bak, bir eline mikrofon bir eline trampet verir bizim deliyi de minareye çıkarırım. İbrahim Hakkı Efendi’nin ilahilerinden birini çaldırırım ona, Trump’ın şerefine.

Hangisini dedim?
Sormaz olaydım. Tutturdu.
‘Görelim mevlam neyler, neylerse güzel eyler.’

……
Evdeyim, virüs belirtisini çok bekledim; geldiğini sandığım zamanlar da oldu. Ama bestecisi Yesari Asım Arsoy olan o acıklı sanat müziği eserinde dendiği gibi..
Bekledim de gelmedi.

Şarkının sözlerini buldum, yazsam virüs duyar da baştan çıkar, bir gece ansızın gelir, diye anmıyorum.

….
Bu arada, Yesari solak demekmiş.
Solculukla alakası olmayan bir solaklık. Salaklıkla da alakası yok.

…..
Mahpusluk zor zenaat, hele virüs mahpusluğu.
Yürümeyi özledim. İyi ki online derslerim var.
Öğrencilerim var.
İyi ve ilgili, yani öğrenmek isteyen çok öğrencim var bu dönem.
Nedense.


Zaman geçmek bilmiyor, desem yalan olur. Yetmiyor, desem daha doğru. Galiba, ertelenmiş işleri ele aldığımdan..
Kendimi daha meşgul etmenin faziletini sistem kendiliğinden dikkate alıyor olmalı ki… Hep yeni iş çıkarıyor ve iyi ediyor.
….

Hayatın durağanlığına hareket katmak istiyorum. Birkaç fikrim var. Birincisini ilan edeyim.
Yakında görüntülü sohbet saatlerine başlayacağım.
Dostlara haber verip onlarla birlikte düşünme ve saçmalama hakkımı daha sık kullanmak istiyorum.

Böylece obez veya zombi kervanına karşı direneceğim. Düşünsel obeziteden kaçmak gerek. Cidden.

….
Kampanyalar çıktı ardı ardına.
Maaşını paylaş, kardeşine yaklaş kampanyası..
Milli Dayanışma Kampanyası..

Kampanyalara diyeceğim yok da..
İsimlerde bir gariplik var, yaklaşmak dayanışmak falan.
Temas yok, soyunmak yasak, eşe yaklaşmak yasaktı.
Kampanyalar paylaş, yaklaş diyorlar..
Sabah akşam mesafeyi uzun tutun derken, şimdi ince işler..
Manidar walla.

BUnları derken..
Minare geldi aklıma. Az önce sözünü ettiğim Dali’nin minaresi.
Şeytana lanet ediyorum.
Her şeye rağmen mesafeyi hem uzun hem de geniş tutup..
Yüzde bir maaşımı bugün Milli Dayanışma için deve idrarı ile birlikte..
Dali’nin Velisine yollayacağım. Güle güle harcasın. Dualarımla.

….
Dualarımdan paylaşabileceğim bir dua var, ötekileri paylaşırsam suç olur:
Allahım beni her duyduğuna inanan kullarından eyleme.
……

Sağlıkla sağlıcakla kalın.
Günler böyle uzadıkça sağlık zor ve daha uzarsa diye kafasal hazırlığınızı yapın dostlar.

Benim çarem, internetten canlı sohbetler.
Amon Ra, Alkatraz ve Nijeryalı İmam Bekir, ilk köle portresi ve benzeri hayretlik olaylar..
Onlarla başlayıp günümüzün hayretlik işlerine sataşmak istiyorum.
Salgın günlerinde en doğrusu çok gülüp az düşünmek. Arsızlık derler buna Urfada.
Duyarlı olmanın sırası değil. Büyüklerimiz başarıyor.
O sohbetlerde ben de başarırsam herkese yarar. Ne zaman başlayacağımı tam bilmiyorum.


Yarın veya sonrasında duyurur, bir Cuma akşamı yaparım.
Haberiniz olur mutlaka.
Çok net ve kesin bir plan oldu, maşallah.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir