Hayata yeniden bakmam gerekiyor artık…
Bir zaman önce bana dipsiz bir uçurum gibi görünen uçsuz bucaksız bu devasa fırsata hep ürkekçe bakıp harcamamalıyım ömrümü. Çocuk değilim. Bu yaşımda bilmeliyim artık..
Göğün derin boşluğunda veya yer kürenin herhangi bir kıyıcığında kocaman bir huzur konağı olduğunu, öyle bir konak yoksa bile onu kendi zihnimde ve kendimce inşa etmem gerektiğini kabul etmeliyim.
Kuşkuyu, kaygıyı bir yana bırakmalıyım, gülmekle ve sevmekle yaşama sevincimi beslemeliyim; hayatı gökyüzünün eşsiz maviliğini kucaklar gibi kucaklamalıyım. Bitmeli artık korkularım, kaçmak yerine acısıyla tatlısıyla her gelen günü yudum yudum yaşamalıyım.
Kuş artık kanadına kavuşmalı.
Etrafımız yeşil, deniz sessiz. İçimde bir kıpırtı.
Güzel bir dönemeçtir belki bu sabahki yaşama sevinci, bayramla ve çocuklarla birlikte canlanan umutlarım belki yüreğimdeki ürkek kuşu artık havalandırır.. Nicedir kaskatı kesilmiş ruhum, belki bayram mucizesiyle bir kuş tüyü olur, çıkar bulutların üstünde.
Güneşe bakarken gülümsüyor ve düşünüyorum: Nisan sabahlarında güneş daha mı parlaktır acaba?
Tepeden tırnağa, hem de kirpiklerimin ucuna kadar yayılmış tedirginliğimi eritsin Nisan güneşi bu bayram sabahında. Bayram çocuklarının pır pır eden yüreklerinin yüzü suyu hürmetine.
Güneşe bakarken, karmaşık hayatımda geçmişle gelecek arasındaki o ince çizgiyi görüyorum. Kırık, kesik, inişli çıkışlı, çoğu zaman gri ve kimi zaman simsiyah. Hızla koşmak istiyorum. Geçmişten geleceğe giden son vapura yetişmek için.. Korku, coşku ve telaşla da olsa.. Umudu yedeğime alarak ve bir kısrağın yelesine tutunur gibi umuda sarılarak koşmak. Özgürlük düşündeyim sanki, özgürce içimi döküyorum sana gizli defterim.. Sana ve bir tek sana. En çok sen duyuyorsun sesimi çünkü. En çok ve en iyi sen hissediyorsun içimden geçenleri.
En çok sen biliyorsun, dolu dolu yaşamakla kuru sıkı var olmak arasındaki gelgitlerimi.
Alemin birlik olup kör kuyulara attığı benliğimi ve onlarla birlikte dışımda hapsettiğim bütün güzellikleri artık geri getirmek istiyorum hayatıma. Neşemi, gülüşlerimi, her gününü bayram gibi yaşamak istediğim bir zaman öncesinin boz bulanık çocukluğumu.
Hani takılıyorum ya hep deli saçması şeylere.
Hani hep öfkeli ve gerginim ya.. Kaygılara korkulara kapılıp duruyorum ya durmadan.
Hepsinden kurtulmak ve doyasıya yaşamak istiyorum artık.
Bu arzuyu iliklerimde hissedince Beethoven senfonileriyle dans ediyor denizin üstünde. Vivaldi kıvrak nağmelerle damarlarımdan nabzıma yürüyor. Nazımın isyana çağıran çığlığı dolduruyor yüreğimi. Mahzunî, Nesimi, Neşet ve Veysel ve illa Veysel sazı ile sözü ile sarıyor her yanımı. Ezgileri bir arada ayrılık gayrılık bilmeden sevişir gibi oyundan oyuna salınıyorlar.
Yağmur var dışarıda. Güneş altında bahar yağmuru.
Ben şimdi, o ozanlarla ve ezgileriyle birlikte denizde olmalıyım; evet, bedenimi kendi malı, beynimi kendi mülkü sayan bu kıçı kırık dünyanın tüm dayatmalarına ve işgallerine inat yağmur altında, başı dik ve çırılçıplak olmalıyım.
Ezgiler sarmalı beni, barış ve sevgi ezgileri.
O ezgilerin dillendirdiği sızının can alıcı noktasında buluyorum huzuru. Hayatın amacını en çok mutlu olduğumuz yerde aramak gerekiyorsa; benim yerim tam da o fırtınaların tam ortasında işte.
Evet sevmeliyim. Belirsizlikleri de, acıları da, yenilgileri de, zaferleri de sevmeliyim.
Kırılmayı, incinmeyi de, incitilmeyi de sevmeliyim.
Ölüm ve yoksulluk kokan sokaklara, anaların göğü tutmuş acısına, bebeklerin umutlarının kırılmasına, karanlığın akılsız beyliğine ve cehaletin egemenliğine karşın..
Yaşamayı ve hem de severek yaşamayı öğrenmeliyim.
Severek ve isyan ederek..
Haksızlığa ağız dolusu küfretmenin bedelini helalinden ödeyerek yaşamalıyım..
Bedelsiz mutlulukların eksik ve topal kaldığını hep hatırlamalıyım.
Her türden bedel ödemeyi yaşamanın gereği sayarak dolu dolu yaşamalıyım. Ölümü de hayatın bir biçimi gibi güleç yüzle karşılayarak..Bu bayram sabahı hayata taptaze bir bakışla yeniden bakmalıyım artık.
Hayatı kendim doğurup kendim büyüteceğim bir bebek gibi her hücremde hissederek…
23 Nisan 2016


