Adalar ve Faytonlar

adalar-faytonlar ve vahşi kapitalizm üzerine
eskilerde fısıltı ile yapılan bir tartışma şimdilerde sosyal medyada epeyce yankılanır oldu. konu, adalarda fayton çeken atların çilesi. yakıcı sıcakta baygınlık geçiren, bakımsızlıktan ölen cılız atlar ve onlara haşin davranan faytoncular gündemde. (herhalde göz görmeyince gönül katlanıyor; boş kalınca yabana salınan yılkı atlarından söz eden henüz yok.) insanın insana bitmez zulmünü görmezlikten gelip dilini kıpırdatmayanlar da, her melaneti sistemin vahşeti ile bağlantılı düşünmeye alışmış olanlar da, merhameti helal et, vefayı boza sananlar da adadaki atların kaderinden sızlanarak yakınma kervanına katılmış durumdalar.
onların yazdıklarını okurken aklıma çocukluğumda yaşadığım bir olay geliyor:
sanırım 6-7 yaşımdaydım. o sıralar, urfanın çok dar, hatta üç adamın yan yana zor geçebileceği sokaklarından birindeydi evimiz. yazın temmuzunda şehrin sıcaktan cayır cayır yandığı bir gün. ben evin önünde takılıyorum. bir hamal eşeğinin sırtına her biri 20 kilo 5-10 torba çimento vurmuş giderken hayvanı bizim sokaktaki dönemeçten bir türlü geçiremiyor. adam ne kadar çabalasa olmuyor. ben hayretle izliyorum. çimento torbaları duvara sürtündükçe aşındı, hayvan yoruldukça yoruldu, hamal kan-ter içinde soluyarak bir yandan elindeki sopayla hayvanın böğrüne böğrüne vuruyor, bir yandan da yulvarından çekiyor. ama köşeyi bir türlü dönemiyorlar. bir zaman sonra, hayvan yere yıkıldı. birkaç çimento torbası patladı. adam dehşete düştü. torbalardan dökülen çimentoyu mu toplasın, dizleri üstüne çökmüş olan eşeği mi kaldırsın bilemedi. tam o anda, sanki oracıkta imal ve inşa edilmiş gibi inçe bıyıklı bir belediye çavuşu ortaya çıktı. adama bağırıp çağırdı. aşırı yük yüklemişsin hayvana,sana ceza yazacağım diye tutturdu. hayvan debelenir, hamal burnundan ter damlarken yalvarır, herkes ter içinde. oradan birileri geçse de zabıta elemanı insafa gelse diye içimden geçiriyorum, bu arada hayvanın acınası haline bakıyorum. belediye çavuşu beş lira aldı, ittir olup gitti sonunda ve koskocaman adam hayvanın yanına oturdu, yerdeki çimentoları savurarak ağlamaya başladı. kime acımalı, o gün çocuk aklımla bilemedim. aradan geçen yarım asırda da bazı şeyler hiç değişmedi: kime acıyacağımı bugün de bilemiyorum.
keşke vahşi kapitalizme veya siyasi iktidara küfredip rahatlayacak, veya onları allaha havale edip unutacak kadar akıllı biri olabilseydim!

olamadım işte. sefam olsun!
……
yukarıdaki satırları ilk kez üç yıl kadar önce paylaştığımda bir dostum yorum yazıp şöyle demişti:
kapitalizm insana vurulmuş en ağır darbedir. ona şöyle karşılık vermiştim:
insana her vurulmuş darbe insan soyundandır. ya da insan öyle inanır. Ve örgütlü din, ilahiyatın değişmez ideolojisi olarak kapitalizmden de beterdir, hele onun silahlarını da kuşanmışsa…

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir