Baharda Şelalelerden Bir Demet

 

Üç cemrenin düşmesinden iki hafta sonra baharın gelişini  ilan etmesinden midir nedendir, ruhuma dördüncü cemre düşmüş gibi bu sabah. Daha çok, evet, her günkünden daha çok coşkuluyum. Netteki yığınla pislik arasından seçip az önce okuduğum yazıların da etkisi var sanırım bunda. Çoğu aşk ve insan ilişkileri üzerine. Hemen hepsi kendimi bildim bileli sorup durduğum sorulara iyi yanıtlar buldum.

Yazılar çok keyiflendirdi beni. Bir de bugün öğleden sonra İstanbul’a gidiyorum. İstanbul’a gidişlerim hep neşe veriyor. Ordan buraya gelişlerim de öyle. Üstelik bugünkü gidişim daha farklı: Aklam üstü kadim dostum Müslüm’ü ve sevgili oğlu Engin’i, biriciğim Elifcan’ı, eşi Burak’ı birlikte göreceğim, bunun sevinci çok sıra dışı elbette.

Müslüm ve Engin dört gibi olacak Sabiha’da, ben altı gibi ineceğim. Elifcanlar ancak sekiz gibi. Yine de buluşacağız.

Kadim dostlarımdan daha kadim dostum Abdullah’ın sevgili eşi Demet’in doğum günü olduğunu sabahın sekiz buçuğunda öğrenince duraksamadan aradım. O kadar er saatte arayabilmenin, güvenin dostluğun bir işareti olduğundan, böylesi yakınlıkların kelaynaklar gibi artık kaybolduğundan söz ederek..

Şelale diye diye.. Yakası açılmamış kinayeler, insanı gülücüklere boğan yollamalar dokundurmalarla yer yer kahkaha tufanına çanak tutan bir sohbetin dibine vurduk.

Şelale meselesi o tatlı sohbetten çıktı işte.
Bir kenti, bir dağı, nehri, ovayı, kimi zaman bir müzeyi, hatta özgün mimarisi olan bir binayı görmek için uzun seyahatlere çıkmayı, büyük zahmetlere katlanmayı, harcama yapmayı göze alırız.

Mesela sırf bir şelaleyi görmek uğruna haftalarca tatlı bir hevesle hazırlanır, günler saatler süren yolculuklara çıkarız. İyi de ederiz. Mekan değiştirmek ferahlık getirir, keyiflidir, tazeler bizi. Tekdüze bir yaşamın şurasına burasına hoşluklar koymak iyi yaşama sanatının ustalarının dinleyene sıkça öğütlediği bir güzelliktir.

Şelale gibi herhangi bir yükseltiden dökülen suyun çağıltısını duymak olağanüstü bir keşiftir, her gün yaşanmayan bir keyiftir. Çağlayan veya şelale sadece nazlı akışı veya uğultulu düşüşü ile değil görüntüsüyle de muhteşemdir, bir çiçek, bir böcek, bir bulut parçası, bir esinti de öyle. Küçük bir derenin sakin akışının şırıltılında bülbül şakıması duymak da öyle. Bakmasını duymasını bilene, günlük dertleri unutturur, küçük adamların iktidar hırsı uğruna herkese çektirdiği tatsızlıklardan uzaklaştırır, bu sabahki gibi taptaze bir bahar soluğu verir bize.

Turist olup alemleri gezmek için zaman harcamaya bayılırız da, en az öyle doğal güzellikler kadar nadir ve aziz dostlara zaman ayırmayı pek akıl etmeyiz. Onları görmeyi, buluşup konuşmayı bir biçimde özleriz, ancak hep erteleriz. Erteledikçe, o güzelim dostların ışıltısını en azından aynı canlılıkla hatırlamaz oluruz.

Şelale gibi nadir, onlar kadar ihtişamlı dostlarımız vardır, verecekleri coşkudan alacak payımız vardır, o samimi coşkuyu besleyecek ve ondan beslenecek kimyamız da vardır, ama sinsi bir tembellik ve hayatın boş uğraşları hükmünü er geç icra eder; garip bir çaresizlik tavrı ile onları ihmal etmeyi sürdürürüz. Eksiklerine alıştığımız dostların gün gelir yokluklarına da alışırız.

Gelin de sormayın şimdi: Ölmek illa gömülmek midir sahi? Hayatınızdaki her şelalenin her gün birer birer ve damla damla kuruması da bir tür ölüm değil midir

Tersinden de sormalı: Sonunda, zaten matah bişey olmayan ve yitirilmiş dostluklarla büsbütün çoraklaşmış bir dünyada var olmak sahiden yaşamak mıdır?

Dostluk bağ gibi çiçek gibi bebek gibi bakım ister. Yoklukları kanıksadıkça, bir bakarsınız, ömür denen kısıtlı ve heyecanlı serüven, mülke sahip olmak derdine düşmüş veya daha fazla iktidar için boğuşan davarların kazanç hırsına ve kavgasına tanıklıkla tüketilmiş bir hayıflanma sürecinden ibaret olur çıkar.

Ancak yakınırsınız. Başka bir şey gelmeniz elinizden.

Şelale gibi insanlar varsa hayatınızda arayın, sorun, gidin görün, kıymetlerini bilin. Dostlarınızs bir saksı çiçeğine gösterdiğiniz özeni esirgemeyin, dahası onları düzenli olarak besleyin.

Öyle dostlardan yoksunsanız, birkaç şelale edinmenin yolunu bulun, tez elden ve mutlaka.

Hayat geçiyor çünkü. Hayatınızda şelaleler, çiçekler, yıldızlar azsa,  onları canlı tutan şairler yazarlar yoksa.. O durumda memlekete iyi günlerin ve iktidara iyi insanların gelmesi de işinize pek yaramaz belki; belki o günlerin bir türlü gelmemesinin bir nedeni de sizin ve benim şelale gibi nimetlerle dolu bir dünyada sefil derecede yoksul ve bu yüzden geçmişe geleceğe ve hatta ölümden sonrasına fazlaca odaklanmış olmamızdır, ne dersiniz?

Etrafa aval aval bakınmanın, baharda bile coşkusuz olmanın yani koşullara esareti ahmakça kabul etmenin hiç ama hiç manası yok.


Bu yazıyı beş sene önce dbakırda yazdım.
Bu sabah da er saatte aradım Demeti.

Demet gibi hayatıma şelale olup akan tüm dostlara.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir