Kriz Tasarrufsuz Çözülemez

Moda kılınan deyimle ‘yeniden dengelenme için’ yani büyük krizimizi aşmak için ek tasarruf yapma mecburiyeti yeterince anlaşılmış değil gibi geliyor bana. Borç yükü azaltılacağına göre kesinlikle ek tasarruf yapmamız gerekiyor.

Türkiye’nin tasarrufunu iki yıl için en az gsmh’nın yüzde beşi kadar artırması gerektiğini düşünüyorum. Bu tutar iki yıl için yaklaşık olarak 65-70 milyar dolar (yani cari kurla 400 milyar TL.) demektir. Bir yılda ödenmesi gereken dış borcun en az 100 milyar dolar olduğunu dikkate alırsanız, bu kadar tasatrufun yetersiz kalacağını ileri sürebilirsiniz. Bu görüş gerçekten de yabana atılamaz. Ne var ki, devlet dışında kaynaklardan tasarrufların ve belirli ölçüde borç yenilenmelerinin, bütçede tasarruf fikri ciddiye alınırsa ve ancak o zaman gerçekleşeceğini de hesaba katmak gerekir.

Bu kısa yazıda amaç tasarruf meselesini somutlaştırmak.. Biz milli gelirden beş puanlık ek tasarrufu en azından başlangıç için yeterli sayalım ve hesaba devam edelim: Bu tasarruf seviyesine ulaşmak için bile devlet bütçesinde her yıl yüzde yirmi veya yirmi beş oranında fazla vermek zorunlu görünüyor.

Bunu nasıl sağlayacağız peki?
Yani hangi kaynaktan ek gelir yeni vergi geliri sağlanacak, hangi bütçe kalemlerinden ne kadar tasarruf yapılacak? İki yıldır ermiş bulunan dış konjonktür sebebiyle on sene once ortaya çıkan ülke tarihindeki en büyük dış kaynak bolluğunu hovardaca harcamış olan iktidar için bu sorular krizin bu tehlikeli aşamasında bile henüz gündemde değildir. Dendiğine göre zaten kriz yoktur, yeniden dengelenme sorunu vardır.

Oysa ülke, tarihinin en büyük krizini yaşamaktadır. Karar vericiler ise önlem almak yerine algıları etkilemekle sorunu çözmeyi ummaktadır. Kendi beka sorunlarına deva bulma derdindedir. Tam da bu yüzden kriz hızla büyümekte derinleşmektedir.

Önlemlerin en kaçınılmaz olanı ise ulusal tasarrufu artırmaktır ve elbette devlet bütçesinden başlamak şarttır. Acı haber şu ki, ilk üç aylık uygulama bütçede bu yıl için öngörülen açık hedefinin epeyce aşılacağını gösteriyor. Çünkü bizi kriz noktasına getiren popülist teşvik ve garcama politikaları büyük ölçüde sürmektedir. Faiz ödemeleri de bütçeyi kemirmeye devam ediyor.

Son dönemde işsizlik artar, ekonomi küçülürken alınabilecek vergiler de azalıyor, alınacak olanların tahsilatı zorlaşıyor. Firmalar nakit darlığında, yuksek faizler sebebiyle para pahalı. Bu ortamda, vergi ödeme gücü de azalıyor, tahakkuk tahsilat oranları düşüyor.

Öte yandan ağırlıklı olarak kısa vadede değiştirilmesi mümkün olmayan cari harcamalardan oluşan bütçede, yatırımlar ve israflar dışında ciddi bir tasarruf imkanı yoktur. Kısacası, harcamaları kısıtlama olanağı epeyce sınırlıdır.

O zaman tasarruf için vergi asli kaynaktır.
Kimden veya hangi mal ve hizmetlerden geçen yıla göre bu yıl ve gelecek yıl daha çok vergi alacaksınız? Hem de vergi alırken yüksek düzeydeki enflasyonla daha çok bozulacak olan gelir dağılımını ek vergilerle çok daha fazla bozmamalısınız. Krizin başından beri bir türlü gündeme gelmeyen ve halen önümüzde duran ana soru budur.

Görüşümü hemen söyleyeyim: Bence en doğru çözüm genel bir net servet vergisinin büyük ağırlık taşıdığı kapsamlı bir vergi paketini kamu oyuna acilen sunmaktır. Sorunu halının altına süpürmek, krizin toplumsal maliyetini herkes için çok daha ağır hale getirecektir. Böyle bir vergi paketinde kayıt dışılığı azaltacak kuralların yanı sıra, vergi kaçakçılığını yaptırımlayan ciddi önlemleri de sisteme katmak gerekiyor. Bu arada servet beyanına işlerlik kazandırmak şarttır.

Yapılması gereken ve er geç yapılacak olan budur. Asıl kötü haber ise ironik biçimde konuyu izleyen herkesin ve özellikle finansmanına ihtiyaç duyduğumuz dış kaynakların çoktan ve çok iyi bildiği bir gerçek: Bugün ülkede tasarruf gereğini dillendiren bunu vurgulu biçimde dile getiren bir otorite yoktur; krizin varlığını açıkça kabul eden böyle bir paketi savunabilecek güç ve cesarette bir siyasi iktidar yoktur. İktidarı bu tür gerçekçi ve doğru çözümlere zorlayacak, kamu oyunu yönlendirecek bir muhalefet de yoktur. Ne siyasi zeminde, ne medyada, ne toplumsal planda krizi aşacak önlemlerle ilgili herhangi bir zihinsel hazırlık söz konusudur. Tüm ülke egemen söylemin dışına çıkmanın ürkekliğine gömülmüş bir mucize bekler gibidir.

Son siz olarak söyleyelim: Ülkede siyasi beka meselesinin ağırlık taşıdığı gündem üç beş ay daha sürerse, çok büyük bir ihtimalle kriz orta vadede çoklu organ yetmezliğini andıran genel bir buhrana yani topyekun sistem krizine dönüşecektir.

Yanılmayı elbette diliyoruz.
03 Mayıs 2019

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir