Ayarı Sağlam Terazi

Bana yedi kefeli bir terazi gerek usta, sende bulunur mu?

Terazi Çarşısının girişindeki küçük dükkanında sabah kahvesini içmekteydi usta, yaklaşıp selam verdikten sonra bu sözleri söyleyen beyaz sakallı, çelebi görünüşlü adama garipseyerek baktı. Çarşının gün görmüş adamlarındandı. Soruyu önce anlamadı, çok geçmeden toparlandı.

Terazinin öylesini hiç görmüş değilim beyim, dedi, ustamdan da duymadım. Biz teraziyi evvel ezel iki kefeli biliriz.
Bana yedi kefeli bir terazi gerek evlat, sen yaparsın belki.
Yapamam demem, diyemem. Bizim işimiz mesleğimiz bu. Adımız haliyle ustaya çıkmış, bir şekilde yaparız. Lakin biraz zaman alır.
Olsun. Çok fazla sürmezse, beklerim. Ne kadar zamanda yaparsın?
Nasıl bir terazi istediğine bağlı beyim.
Haklısın, dedi adam. Yedi kefeli olsun, ayarı sağlam olsun. Ötesi önemsiz.
Ayarsız terazi bu çarşıda zinhar olmaz. Ayarı bozulursa uğraşıp düzeltmek lazım.
Doğru söylersin usta. Neyse.. Ayarı sağlam olsun. Gerisi teferruat, dedim ya ötesi mühim değil.
Anladım beyim. Yedi kefe yedi terazi sahanı demek, tek kirişe bağlı yedi kol olacak..

Adam dikkatle dinliyordu.
Malzeme? Hangi malzemeden olsun istersin?
Bilmem ki. Ne uygunsa ondan yap. Önemi yok. Yeter ki yedi kefeli olsun, ayarı..
Anladım beyim, ayarı sağlam olsun diyeceksin. Ama malzeme de mühim değil, dersin. Öyle dersin ama. Mesela.. Kirişleri pirinçten bakırdan, gümüşten de olur. Sahanlar kefe kolları da öyle. Dirhemlerine gelince… Onlar çeşit çeşit.
Dirhem lazım değil bana evlat. Terazi olsun yeter.
Nasıl yani, derken sesinin yükseldiğini kaşlarının çatıldığını fark edince durdu usta. Birkaç kez yutkundu.

Affedersin beyim. Dirhemsiz terazi.. Vallahi onu da hiç duymuş değilim ben. Dirhemsiz ne tartarsın ki beyim?
Ben ne tartacağımı biliyorum, onu hiç tasa etme sen.

Sabırsızlanmaya başladığı belliydi.
Bana dirhem gereksiz, diye tekrarladı. Sen bana ayarı sağlam bir terazi yap, yedi kefeli olsun, ayarı bozuk olmasın.. Ucuz olsun, tez zamanda olsun. Bana sorup durma, gerisi senin bileceğin iş.

Usta ne diyeceğini bilemedi önce.
Sağlam ayar deyip geçmek olmaz beyim. Hem malzemeye, hem de büyüklüğüne bağlı. Misal.. Tezekten olsun, dersen ucuzdur, tez de olur. Ama çok dayanmaz, ayar tutmaz. Hayır, dayanaklı olsun, ayarı sıcaktan soğuktan bozulmasın dersen..
Varsın dayanıklı olmasın, diyerek kesti ustanın sözünü, bir gecelik ömrü olsun, bana yeter da artar evlat.
Bir gecelik mi, dersin beyim?
Evet. Bir gecelik, hadi işler ters gitti diyelim, olsa olsa bir günlük, bunun sence mahzuru mu var?
Yooo, dedi usta. Bizde uzun ömürlü olsun istenir hep. Yıllarca dayansın denir.
Benim öyle bir derdim yok. O kadar çok zamanım da yok evlat Mümkün olan en kısa zamanda, ayarı sağlam, ucuz olsun. İster tezekten, ister gümüşten. Ama kimsenin hakkını kimseye zinhar geçirmesin..

Ustayı bir düşünmektir aldı. Ne tartacaktı ki öyle bir teraziyle? O kadar kısa zamanda. Neden yedi kefe? Aklına bin türlü ihtimal geldi, hiçbirini manalı bulmadı. Sormalıydı. Belli ki adamın acelesi vardı.
Otursana bey, dedi sonunda. Ne tartacaksın bu yedi kefeli terazide sen? Bir güzel anlat bana. Teraziyi ona göre yaparız. Malzemeyi ona göre seçeriz. Ayakta kalma. Otur da anlat.

Adam cevap vermedi. Oturmak yerine hayırlı işler diledi, çarşının içine doğru hızla yürüdü gitti. Onun başka bir dükkanın önünde durduğunu görünce “aklımdan evvel canımı al Allahım’ diye mırıldanarak arkasındaki duvara yaslandı usta.

Karşısındaki duvara asılı çerçevedeki yazıyı bir kez daha okudu.

Şaşkın kaptana düşer dümeni bozuk gemi,
Tezekten terazinin boktan olur dirhemi!

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir