Kuşa Bakmak

Herkes kuşa bakarken, kuşu görüp de onunla ilgili konuşanlara, kuşla ilgili yorumlara kulak kabartmak bana kuştan çok daha ilginç gelir oldu. Hem ilginç hem de çok daha önemli. İmamoğlu’na verilen mahkumiyet ve yasaklılık kararını ele alalım mesela. Ve hemen o milyon dolarlık soruyu soralım: Bu haksız davanın ona siyasi kariyerinde büyük mağdurluk rantı yaratacağı aşikarken dava neden açıldı, karar neden böyle çıktı?

Zerre kadar kuşku emaresi göstermeden soruya büyük bir iştahla ve sonsuz bir güvenle herkes aklınca cevap veriyor. Tam bir senaryo enflasyonu var, hiçbirinin ikna edici bir dayanağı yok.

Meselenin ortaya böyle konulmasına kimsenin itirazı var mı? O da yok.
Herkes aşağı yukarı aynı kuşu görüyor besbelli. İsmail Saymaz’ın ilan ettiği küçük bir istisna var sadece: Davanın aslında Ak Partiye ve Erdoğan’a kurulmuş bir kumpas olduğunu mırıldanan ufak bir kesim aynı kuşa bakan herkesten çok daha yaratıcı ve fantezi yüklü bir yorum getirmiş. ‘Aslında o kuş değil, kuş tüylü bir zebra,’ demiş. Ağaçta ne işi var zebranın diye haddini birileri mırıldanacak olsa, küçük bir kuşku açıklarsa, otoriteden hak ettiği cevabı alacaktır.

-O uçan zebradır, kanatlarını senin gibi ahmaklar göremez.

Fanteziyi sürdürmek yerine ‘hiçbir şey olmasa da bir şeyler olmuştur’ neden derseniz çünkü seçimi biz kaybettik, safsatasının mucidini anımsatmakla yetineceğim. O kafanın türevi olarak doğmuş bulunan kuş tüylü ve tavuk kanatlı zebraya karşı sırf keyif olsun diye yani inadına akıl yürütmeye çalışacağım.

Efendim bu sonuç beylerin söylediği gibi İmamoğlu ve ekibinin kumpası ise durum gayetle çok ciddidir. Yani, yalnızca davanın açılmasını değil, daha makul bir cezadan fazlasını vicdanına sığdıramayan ilk yargıcın değiştirilmesini, onun yerine AKP yöneticileriyle fotoğrafları bulunan başka bir yargıcın atanmasını, cezanın siyasal yasağı içermesini, davanın altılı masa CB adayını açıklamadan önce kamu vicdanını sızlatacak şekilde karara bağlanmasını da sağlayan İmamoğlu ve ekibidir o zaman.

Bu kadar devasa bir marifet, saraya zebra kılığında tüneyen, ahmak soyundan geldiği söylenen kadı kızında bile yoktur beyler. Sanırsınız, İBB Başkanı devleti ele geçirmiş bir gizli örgütün veya tarikatın lideridir. Adeta o da devlet içinde kendi devletini kurmuştur, siyasi geleceğini sağlama almak ve hatta sonsuz kılmak için herkesi ve her şeyi keyfince hatta hoyratça kullanacak güçtedir.

Kargaların kahkaha attığı bir mevsimdeyiz, hanımlar beyler. Bu manyak mevsimi kaçırmayın, etrafınıza dalga geçerek bakın da göbek patlatacak tonda gülün. Malum çevredeki gülünçlük neden kargaları güldürecek kadar, artık açıkça görülüyor? Çünkü mızrağı çuvala aklımızı delmeden sığdırmaya çalışan meczup havası eğil efil esiyor ortalıkta.

Haksızlık etmeyelim, sadece o çevrede değil, her yanda. Gerçek şu ki bu berbat hastalık pandemi gibi bir mahalleden ötekine adı konmamış bir virüsle bulaşmış durumda.

Soralım: Nasıl bir virüs bu, araçları neler?
Vasatlık ve sığlık. Ağzı olan konuşuyor ve çoğunlukla boş konuşuyor, herkes gerçeği bulduğu görüntüsü altında kendi senaryosunu yazıp pazarlıyor. Koca resmin tek bir parçasına hatta fırça darbesine odaklanmak gibi bir gerçeklik yayılmış durumda.

Bir curcunadır gidiyor.
Hakka hukuka saygı laftan ibaret. Kalite, liyakat ve hakikat anlamsını yitirmiş, aslında kuruş kadar değersiz hale gelmiş. Kimse iddiasını ispat etme zahmetine katlanmıyor, ispat isteyen ise deli sayılıyor.

Kuşun gerçekte nasıl olduğunu anlamaya çalışan yok, herkesin görmek istediği gibi gördüğü kuş. Kendi meşrebine çıkarına sadakatine bağlı olarak kuşla ilgili söylediği her ne ise sadece ve yalnızca o gerçek. Dahası, herkes herkesin kendi dediğine inanmak zorunda olduğunda mutabık. İnanmamak diye bir hak yok. Kuşku imana zarar. İnanmakta daima fayda var.

Kısacası acayip bir zamanda ve bu zamanın en ağır sonuçlarını yaşayan güzelim bir ülkede yaşıyoruz.

….
Neyse ki dava ile ilgili her şeyin İmamoğlu’nun kurgusu olduğu, bazı çevrelerde söylenmiş olsa da onun daha Başkan olmadan birileriyle birlikte devleti ele geçirdiği henüz açıkça dillendirilmiş değil.

Hak yemek olmaz: Büyük gazeteci A. Kadir Selvi ‘bu karardan sarayın da çok rahatsız olduğunu kendi zannı olarak’ açıkça yazdı. Böylece, aslında davanın sarayın dışında geliştiğini dolaylı olarak ilan ve iddia ederek görevinin gereğini her zamanki gibi layığı ile yerine getirmiş ve daha önemlisi Saymaz’ın sözünü ettiği çevrelere selam verip destek atmış oldu.

Soruya dönelim:
İmamoğlu’na çok yarayacak hem de mahkumiyet ve siyasi yasaklılığı hedefleyen böyle bir dava neden açıldı, neden böyle milleti ayağa kaldıran bir karar verildi?

Rivayet muhtelif tabi. Herkes niyeti değişik Yani kendi niyetine göre okuyor.

Çünkü iktidar aslında onun aday olmasını istiyor efendim,diyenler var mesela. Usta politikacı kendi muhalefetini kendi seçer. Veya kendi seçmeyi tercih eder.

Peki neden onu istiyor? Burada ikiden fazla grup ikiden fazla sebep karşımıza çıkıyor. Biz ikisi ile başlayalım:

a) Çünkü en sorunlu aday o. Daha doğrusu.. Kılıçdaroğlu için koca beyimizin söyleyeceği hiçbir şey kalmadı. Yalanla dolanla da olsa İmamoğlu’nun üstünde kuşku bulutu yaratmak ise çok daha kolay değilse bile gayet mümkün.

b) Alakası yok. Onu istiyor, bu doğru. Ama sebebi bambaşka. Hatırlayın, İmamoğlu İBB adaylığı sırasında hemen saraya gitti, neden gitti diye sorulduğunda ondan oy istedim, destek istedim, dedi. Şimdi düşünün. AKP li kaç kişiyi işten attı başkanımız? Belediyedeki kaç yolsuzluk olayını afişe etti, Mansur Yavaş gibi dava açtı? Daha sorayım mı! Bence iktidarın başı ile bizim Başkan arasında öteden beri gizli bir anlaşma var. Her şey göründüğü gibi değil.

Bir başka öbekte başka bir görüş: Amaç altılı masada veya en azından CHP içerisinde bir bölünme değilse kargaşa yaratmak. İmamoğlu’nu öne çıkarıp Kılıçdaroğlu ile onun arasında veya Kılıçdaroğlu ile altılı masanın diğer liderleri arasında çıkacak sürtüşme ona yarar. Asıl amaçları ise masanın dağılmasını sağlamak asıl hedefleri.

Hepsi yanlış deyip doğrusu şu diyenler de elbette var: Belediyeyi tam seçimlere giderken kayyum veya başka bir şekilde ele geçirmek karşı mahalle için şart.

Bu işmdış güçlerin oyunu diyenler, AKP’yebkarşı bir yargı darbesidir diyenler de çıkabilir.

Çok uzun yazmak istemiyorum. Herkes kendince, pireyi deve yaparak teori üretiyor. Meydanlarda sarhoş bir coşku içinde ağza gelen söyleniyor, aklı evvel kardeşlerimiz de hemen o lafın perde arkasını hayal ederek çeşit çeşit senaryo yazıyor.

Dayanağı var mı, yok. Rüşvetİn belgesi olmuyor, hayalden yazmanın da dayanağı yok. Siyasette her şey mümkün. Öyleyse yaz yapabildiğini.

Hayal etmek çok güzel, dileklerini senaryolaştır, olsun bitsin. Bu arada mesela daha üç beş gün önce İmamoğlu’nun CHP’nin CB Başkanı adayı KIlıçdaroğludur dediğini teorinize uygun geldiği için unutursunuz. Genele bAşkan aday8m dedikten sonra bir başka CHP’liyi masaya aday adayı olarak kimin getireceğini düşünürsünüz? Akşaner? Neden yapsın ki bunu. Ç#nkü aslında Kılıçdaroğlu’nu o da istemiyor. Alla alla. Kocaelide üç ay kadar önce yaptığı yürek burkacak kadar duygusal konulmanın vdeosunu açıp dinleyin. Bu iktidarı gönderme noktasına noktaya gelmemizde herkesten çok KILIÇDAROĞLU’nun katkısından söz ediyor, minnet ifade ediyor.

Köpürtmeye çok seviyor bu toplum. Ağzı olan konuşmazsa aç kalır, ya da virüs bulaşır bir yerine sanıyor. Konuşmaya bir diyeceğim yok da biraz mantık, biraz ihtimal hesabı, biraz da önünü arkasını görecek kadar FERASET gerek.

Ama kargalar mevsimindeyiz ya.. Vefa deyince akla boza geliyorsa, feraset deyince neden akla saçmalamak gelmesin ki.

Kuşa bakmak yerine kuşa bakanlara bakınca..
Kafa karışıklığından ve tuhaf bir sidik yarşından başka bir şey göremiyoruz hanımlar beyler. Bu zeka ile demokrasi zebraya türkü söyletme çabasına benziyor.

16 Aralık 2022

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir