Kasabanın hocası artık yaşlandığına karar verip köşesine çekilmek, ibadetle ve ailesi, torunları ile birlikte vakit geçirmek istediğini söylediğinde kasabanın yöneticileri eninde sonunda gerçekleşecek bu değişimi birden karşılarında görüverdiler. Hoca herkesi tanırdı. Din adamlığının yanı sıra, yeri geldiğinde öğretmen, yeri geldiğinde psikolog, bazen arabulucu, bazen yönetici, çok zaman sırdaş olmasını bilen, herkesin sevip güvendiği çok tecrübeli bir insandı. Halk ona çok alışmıştı.
Önce hocayı ikna etmeye çalıştılar sonra da aradılar, taradılar uzak kasabalardan birinde yaşayan genç bir din adamını ailesi ile birlikte kasabaya davet ettiler. Genç adam teklifi kabul etti ve kasabaya gelip ibadethanenin yanındaki lojmana yerleşti, bilge hocanın elini öptü, hayır duasını aldı ve göreve başladı. Geldiği günden başlayarak da kasabada alışılmış usulleri değiştirdi. Gel gör ki yaşlılar alışkanlıklarından vazgeçmek istemiyorlardı.Bir kaç kez daha yaşlı hocanın kapısını aşındırdılar. Ama yaşlı bilge kararlı idi ve genç halefini huzursuz etmek istemiyordu. Kendisine gelen herkesi genç din adamına gönderdi. Büyük bir olgunlukla ibadethanede değişen basit usuller hakkında hiç kimseye yorum yapmadı, kapalı kapılar arkasında genç selefine her zaman yardımcı olmaya çalıştı.
Sonunda kasabanın yaşlı heyeti yaşlı hocaya geldiler. Yaşlı bilge nezaketle hepsini kabul etti, gülümseyerek onları dinledi ve her seferinde olduğu gibi değişikliğin normal ve kaçınılmaz olduğunu söyledi, gelen genç din adamının iyi, çalışkan, heyecanlı, yaptıklarının da doğru olduğunu belirtti. Ve onlara sordu;
– Bana yaptığınız bütün şikayetler boş. Allah aşkına söyleyin sizi huzursuz eden nedir? Nedir adamın kusuru ? Benim bilmediğim bir şey mi var ?
Gelen heyetin lideri ezilip büzülerek sonunda ağzından baklayı çıkardı;
– Yeni din adamı çok genç hocam.
Yaşlı bilge gülümsedi. Ve şöyle yanıt verdi;
– Doğru ama bu kusuru her geçen gün, hatta her geçen dakika azalıyor…
————–
Doğru, genç olma “kusuru” her geçen gün ve saniye azalır… Ne gariptir ki insan hem gençliğe özenir hem de genç insanların içlerindeki enerjiyi, yaşama sevincini kısmak, dizginlemek için elinden geleni yapar. Pekçoğumuz genç insanlara dünyayı değiştirmek istedikleri için kızıyoruz ama kendi kendimize yalnız kalınca da dünyada çok şeyin değişmesi gerektiğini itiraf ediyoruz. Dünyaya tekrar gelmek mümkün olsa, gençken büyüklerimizin bizleri yönlendirdikleri aynı ufuklara mı yol açardık ?
Neyse ki dünya bu konuda son bir-iki kuşaktır çok yol aldı. Bugün Pakistan’da bile, gençliğinin verdiği heyecan ile Malala Yousafzai diye 17 yaşında bir kız (üstelik kız) , cesaretle “Kral hem çıplak hem de vücudu çıban ve irin dolu-çirkin” diye haykırabilecek bir ortamı bulabiliyor. Giderek yaşam kuşakları arasındaki uzaklıklar, güvensizlikler, anlamsız hiyerarşiler gençler lehine bozuluyor.
Peki neden ve nasıl oluyor bu değişim?
Teknolojideki baş döndürücü gelişme doğal olarak yeniliğe, değişime açık gençliği avantajlı kılıyor da ondan. Bir zamanlar ekonomi tarihi gibi düşünce tarihi de çıraklık-kalfalık-ustalık düzenine göre şekillenmiş idi. İnsanoğlu, yaşamı / dünyayı okuyabilmek için kadim usullere ve zamana gereksinim duyuyordu, ve bilgi de yaşlı ustaların elinde idi. Oysa artık bilgi her yerde. Kirli bilgiyi ayıklayabilen çok başarılı olabilir. Böylece usul yerine liyakat öne geçiyor. Dünyayı hızlı ve olduğu gibi okuyabilen / anlayabilen ve anladığı değişimi kavrayabilen / becerebilen başarıyor. Rüzgarın yönü değişmiş ise eğer, eski rüzgarları yad etmekle vakit harcayan tutucu yaşlılar yerine yelkenlerini yeni rüzgara göre yönlendiren gençlik kazanıyor. **
İstesek de istemesek de olan ve olması gereken de bu. Yaşam neden gençliği öne koyuyor biliyor muyuz? Hem gençken hem de gençlikten öğrenecek çok şey var da ondan.
Yelken demiş iken burada denizcileri anmadan geçmemek gerek. Denizciler çok farklı insanlardır bilir misiniz ? İyi bir denizci tevekeldir, denizi asla zaptedemiyeceğini ne olur ise olsun denize uyması gerektiğini bilir öte yandan da denizi olduğu gibi sever ve sayar. Bu davranış bilinci denizcilerin yaşama, kadınlara, çocuklara bakışlarını da etkiler. Yaşamı denizci gibi anlamalı.
Gençlik ve denizcilik ! Ne ilgisi var demeyin! Samimi söylüyorum benim tanıdığım bütün denizciler hangi yaşta olurlarsa olsunlar gençtiler.
Bunun için Mark Twain aşağıdakileri, denizi de düşünerek herkese söylemiş;
“Twenty years from now, you will be more disappointed by the things you didn’t do than those you did. So throw off the bowlines. Sail away from safe harbor. Catch the wind in your sails. Explore. Dream. Discover.”(Bundan yirmi yıl sonra, yaptıklarınızdan daha fazla yapmadıklarınız için hayal kırıklığına uğrayacaksınız. O halde halatları atın. Güvenli limandan uzaklara yelken açın. Yelkenlerinizde rüzgarı yakalayın. Araştırın. Hayal edin. Keşfedin.)
————-
(Yitro)
Not 1 : Bu öyküyü Rav M. Chitrik’den işittim. Kendisine teşekkür ederim.
Not 2 ** : “You could not direct the wind, but you could trim your sail so as to propel your vessel as you pleased, no matter which way the wind blew.” Cora L. V. Hatch

