Başkanlık seçimini kaybeden Trump destekçileri tarafından 6 Ocak 2021’de düzenlenen ABD Kongre Binası işgalinin bir benzeri de Brezilya’da yaşandı. ABD’de iki yıl önce gerçekleşen baskının ardından bu sefer de Brezilya’nın Eski Başkanı Jair Bolsonaro’nun destekçileri Ulusal Kongre, Yüksek Mahkeme ve başkanlık sarayını basarak Bolsonaro’nun “Tropik kuşağın Trump’ı” olarak anılmasını sağladılar.
Brezilya’daki başarısız ayaklanma ile ABD Kongre Binası’na düzenlenen saldırı arasındaki esrarengiz benzerlik, Bolsonaro ile Trump arasındaki pek çok paralelliği de ortaya koymakta. Her ikisi de aşırı sağcı, antidemokratik, tek dönemlik başkanlar olup Covid-19 salgını sırasında sadece dezenformasyon ve kabadayılık yaparak yüz binlerce insanın hayatına mal oldular. Her ikisi de basını taciz etti ve yargının bağımsızlığına meydan okudu. Her ikisi de sadece büyük çaplı sahtekarlıkların ve hileli oy makinelerinin yeniden seçilmelerini engelleyebileceğini iddia etti. İkisinin de mirası, ülkelerindeki seçimlerin dürüstlüğünden şüphe eden milyonlarca vatandaş ile demokrasiyi yıkmak için beyhude bir çabayla kendi başkentlerini yağmalayan ve polis memurlarına şiddet uygulayan binlerce kişi oldu.
Ancak Bolsonaro ve Trump’ın başkanlık sonrası dönemleri arasındaki ince farklar, antidemokratik eski liderlerin yargılanmasının öneminin altını çiziyor. Pek çok Amerikalı, Trump’ın ayaklanmayı kışkırtmakla suçlanmasının, sonraki her yönetimin mahkemeleri siyasi hesaplaşmalar için kullandığı bir kısasa kısas dinamiği yaratacağından endişe ediyor. Ancak 1989’da Brezilya’da demokrasinin yeniden tesis edilmesinden bu yana yaşananlar bunun aksini gösteriyor.
Askerî rejimin sona ermesinin ardından Brezilya’da demokratik yollarla seçilen ilk başkan Fernando Collor, “nüfuz ticareti” yapmakla suçlanmasının ardından 1992 yılında istifa etti. Yine de görevden alındı ve böylece bir daha seçimle göreve gelmekten de men edilmiş oldu. Daha sonra cezai suçlamalardan beraat eden Collor’un siyasi hakları iade edilerek daha alt makamlara aday olmasına (ve kazanmasına) izin verildi.
Daha sonraki Brezilya başkanları da suçlandı ve bazıları adli ihlallerle karşı karşıya kaldı, ancak Brezilya sonsuz bir misilleme kovuşturması döngüsüne girmedi. Collor’un yerine geçen Fernando Henrique Cardoso, kendi halefi (ve şimdiki başkan) Luiz Inácio Lula da Silva’yı sık sık eleştiriyordu. Ancak Lula’nın yönetimi yargı sistemini hesaplaşmak için kullanmadı. Lula’nın kendisi de yolsuzluktan suçlu bulundu ve mahkumiyeti iptal edilmeden önce 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve iki yıldan az bir süre hapis yattıktan sonra 2019 yılında serbest bırakıldı. Lula’nın siyasi hakları nihayetinde iade edildi ve Bolsonaro’yu yenerek yeniden başkan oldu, ancak iddianamesinin gerekçeleri tamamen siyasi ya da temelsiz değildi.
Bolsonaro’nun kendisi de sahte haberler yayan bir trol ordusu kurmak ve elektronik oylama hakkında yanlış bilgi yaymak gibi suçlamalarla karşı karşıya kalabilir. Bolsonaro’nun siyasi partisi seçim mahkemesinden milyonlarca oyun iptalini talep ettiğinde, mahkeme ülkenin elektronik oylama sistemini baltalamaya çalıştığı gerekçesiyle partiyi para cezasına çarptırmış ve mal varlıklarını dondurmuştu. Brezilya medyası Bolsonaro’nun dokunulmazlık karşılığında demokrasiye saldırmayı bırakmayı teklif ederek kendisi ve aile üyelerini hapse girmekten kurtarmaya çalıştığını yazdı. Bazıları Bolsonaro’nun şu anda Florida’da bulunmasının, ülkesindeki olası suçlamalardan kaçma çabası olduğunu öne sürdü.
Bolsonaro’nun yasal risk altında olması, yıllarca idolünün izinden gittikten sonra neden aniden Trump’ın taktiklerinden saptığını açıklayabilir. Bolsonaro’nun seçim sonuçlarını kabul etmeyi reddetmesine rağmen, Başkan Yardımcısı kasım ayında iktidarın barışçıl bir şekilde el değiştirmesini kabul etti. Trump hâlâ büyük bir seçim sahtekarlığının kurbanı olduğunu iddia ederken, Bolsonaro sessizliğe gömüldü. Trump 6 Ocak’ta isyancıları bir araya getirip eylemlerini savunmaya devam ederken, Bolsonaro bu hafta Brezilya’da yaşanan şiddet olaylarını kınamak üzere Disney World yakınlarındaki sığınağından çıktı.
Brezilya’nın kuzey komşusu Venezuela da isyancıların yaptıklarının yanlarına kâr kalmasına izin vermenin tehlikelerini gözler önüne seriyor. Ülkenin deneyimlerinin de gösterdiği gibi, diktatörlük heveslileri yeniden ortaya çıktıklarında, daha da pervasız olma eğilimindedirler. 1992 yılında Hugo Chávez adında bir yarbay, seçilmiş Venezuela hükümetine karşı iki başarısız darbeye liderlik etti. Chávez 1998’de başkan seçilmeden önce dönemin başkanı Rafael Caldera tarafından hapisten erken salıverildi. Daha sonra Venezuela demokrasisinin yıkımına başkanlık etti ve ekonomisini çökertti.
Ekvador ise bir başka ibretlik öykü sunuyor. 2000 yılında ciddi bir ekonomik kriz ülkenin seçilmiş başkanı Jamil Mahuad’a karşı kitlesel protestolara yol açtı. Olay yerinde bulunan Albay Lucio Gutiérrez, göstericiler Ulusal Kongre’ye akın ederken seyirci kaldı. Protestolar daha sonra Gutiérrez ve kurmayları tarafından yönetilen bir darbe girişimine dönüştü. Gutiérrez ne askerî ne de sivil mahkemelerde darbe girişimi nedeniyle hiçbir zaman cezai kovuşturmaya uğramadı.
2002 yılında Gutiérrez başkanlığa adaylığını koydu ve kazandı. Daha önce demokratik kurumlara karşı sergilediği küçümseme, Yüksek Mahkeme’yi askıya aldığı ve daha sonra olağanüstü hâl ilan ettiği başkanlığının belirleyici özelliği haline geldi. Görev süresi, Brezilya’nın kendisine siyasi sığınma teklif etmesinin ardından helikopterle Ekvador’dan kaçmasıyla sona erdi.
Bolsonaro’nun hikayesinin son bölümü henüz yazılmadı. Ancak iddianame korkusunun onu terbiye ettiğine dair ipuçlarını şimdiden görüyoruz. Bu dersi iyi almalı: eski başkanları yargılamak riskler taşısa da, ayaklanmacıların ve otokratların hesap vermekten kaçmasına izin vermenin bedeli çok daha ağır olabilir.
Chicago Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Profesörü olan Susan Stokes, aynı zamanda Chicago Center on Democracy’nin de fakülte direktörüdür.
Alıntı: Aposto Gündem


