Öykülerimin Öyküsü-Moris Levi

Not: Başlık benim, haftalık yazı bünyesinde de başlıksız paylaşılmış. NA

Bu hafta bu yazı 353. Facebook yazım olacak.
Sorular üzerine bana çok şey katmış olan bu sürecin nasıl işlediğini bu yazıda paylaşmaya
karar verdim. Maksadım bir kaç kişiyi daha suç ortağım haline getirmek, yazmalarını teşvik
etmek. Yazıları herkesten önce kendimiz için yazıyoruz. Ben yazarken çokça düşünüyorum.
Bir sürü şey öğreniyorum. Sivri fikirlerimle, önyargılarımla yüzleşiyorum. Pek çok şeyi
araştırıyorum. Bağdaştırıyor, hayal kuruyor ve inanılmaz eğleniyorum.
Olur ya faydam olur bir kaç dostu heveslendiririm ümidiyle benim bir yazı yazma sürecimin
arka planını paylaşacağım. Mutfağa benimle girip, beni malzeme ayıklayıp yazı pişirirken
sonra da tabağı süslerken izleyeceksiniz.

Birinci adım,düşünce ve ilham perilerine üzerinden havalanacakları bir alan bulmalıyız.
Yeterince birikimli bir hangarı da olmalı. Benim için her zaman en iyisi kutsal kitaptır. 3000
yıllık bir bestseller neler neler vaad eder şaşarsınız.
Bu hafta dünyada Nuh peygamberin (Bizim söylemimizle Noah’ın) öyküsü okunuyor. Ufacık
bir çocukken ilk kez büyükannemden duyduğumda öykü beni büyülemişti. Büyükannem de
rengarenk, ve bir hayli heyecanlı anlatmıştı. Tiyatro izler gibi dinlemiş, defalarca
tekrarlatmıştım. Bugün, işte bu öyküyü perilerimizin üzerlerinden havalanacakları platform
olarak seçelim.
Başlayalım yazıya;

Önce bir daha okuyalım şu kadim öyküyü. Çeşitli kaynaklardan metin hakkındaki görüşleri
yorumlamaları araştıralım. Kelime kelime irdeleyelim. Hatta bilen biri ile birlikte bir kahve
içip kadim öğretileri duymak iyi olabilir. Duyduğumuz bir kelime, kışkırtılan bir tek düşünce
neler neler yazdırabilir. Sonra yaslanalım arkamıza ve boş bilgisayar ekranı ile bir süre
bakışalım.
Biliyorsunuz, Nuh gelecek olan büyük tufandan kurtarıp geleceğe taşımak için biri erkek biri
dişi olmak üzere ikişer hayvanı gemisine bindiriyor. Demek ki bu haftaki öykümüzde bir fabl
kullanabiliriz. Ya da çok daha iyisi; hayvanları birer sembol gibi kullanabiliriz.
Yalın bir bakış ile Nuh hayvanları geleceğe taşımıştı. Eğer “gemi geleceğe yolculuğu
simgeliyor” der isek (ki çok anlamlı olur) peki hayvanlar neleri simgeliyorlar?
Yaşamın çeşitliliğini mi? Doğanın vazgeçilmezliğini mi? Farklılıkları mı? Geçmişte, bugün ve
gelecekte -ve yaşamda- her tip düşünce, davranış, bakış, inanç, anlayış olduğunu / olması
gerektiğini mi? Ve en önemlisi gerekli bir düzen sağlanırsa farklı hayvanlar ve yaşam
şekillerinin pekala birlikte olabileceklerini mi? Ama bu konuyu birçok yazıda işlemiştim.
Başka bir şey bulalım…

Kafamda birden şimşek çakıverdi. Biliyorsunuz biz insanlar bütün hayvanlara bir sıfat
takarız. Örneğin; Tilki hilekardır, yılan sinsidir, koyun aptaldır, eşek kıt anlayışlıdır, katır
inatçıdır, aslan mağrurdur, timsah vahşidir, ceylan korkaktır, fare pistir, fil ağırdır, kedi
bencildir, köpek sadıktır ve dosttur, küçük kuşlar ürkektirler, büyük kuşlar saldırgandır,
böcekler iğrençtir (Uğur böceği hariç), karıncalar ve arılar çalışkandırlar, çakallar ve
sırtlanlar leş yiyicidirler, maymunlar şaklabandır, at asil duruşludur, kurt bağımsızdır, inek
böndür ama yararlıdır, keçi inatçıdır, kaplumbağa ağırkanlı, deve kindardır, saksağan
geveze, karga hırsızdır, öküz beceriksiz, papağan taklitçidir, akrep saldırgan, sivrisinek- bitpire- sülük kan emicidirler, balık pek çok kültürde bereketlidir ve tavşan sıkı şehvetlidir….Bu
liste uzar gider …
Şöyle bir neticeye varıverdim. Sanki Nuh hayvanları taşırken fiziksel olarak hayvanların
kendilerini değil de bütün bu karakter özelliklerini geleceğe taşıyordu.
Nasıl? Fena değil, değil mi?
Bu arada bu bakış tarzı, kiminize akıllara ziyan gelebilir, ama bilesiniz ki bu, binlerce yıllık bir
zihin egzersizidir.
Neyse, bir adım daha atabiliriz. Bana uydu. Ama bu durumda aklıma ikinci bir soru geliverdi;
Peki, o zaman, Nuh – yani insanoğlu- o gemiye ve geleceğe- kendisi beraberinde hangi
davranışı getirdi?
Öyle ya! Bu bakış açısıyla, insan da o gemiye, hayvanlarda olmayan bir ya da birkaç davranışı
beraberinde getirmiş olmalı.
Düşüncemin kanatları bambaşka bir yere uçtu işte. Hayvanlarda olmayıp da sadece
insanlarda olan bir iki huy bulabilir miyim? Başlayalım araştırmaya.
Peki siz söyleyebilir misiniz biz insanlarda olupta hayvanlarda olmayan bir özelliği ? Çok var
sanıyorsunuz değil mi? Fazla yok. Ben bulduğum bir iki tanesini paylaşayım sizinle.
Sadece insanlar sebepsiz yere nefret ederler. Ve bu yüzden başkalarını küçük düşürür /
utandırır fırsat buldukça gıybet yaparlar. Hayvanlar genelde korkmadıkça ya da aç
olmadıkları zamanlarda asla saldırmazlar. Biliyorum aklınıza kedi ve köpek gelecek. Hemen
okudum araştırdım. Köpeklerin kedileri kovalamaları da nefret değildir kaçan bir hayvanı
yakalama içgüdülerinden gelir.
Yazıyı insanların bu acıtıcı yönü üzerine kurabilirim. Ama geçmişte bu konuyu da çok işledim
başka bir şey düşünelim.
Bir de, insanlar daha karmaşık iletişimleri kurabilirler. Konuşabilir, soru sorabilirler, tasvirtarif ederler, tartışırlar, açıklama yapar, ima ederler, mektuplaşırlar, öykü dinler ve
anlatırlar, örnek verirler vsr vsr. Hem şaşırtıcı bir şekilde kutsal kitapta Nuh’un öyküsünden
hemen sonra -sanki devam niteliğinde- bir öykü daha var; Nemrut’un öyküsü. Şöyle
başlamış;
“Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı.
Birbirlerine, “Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.”
dediler. RAB ; “Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.”
Şimdi kimileri diyecekler ki “Bu iki öykünün peşpeşe olması tesadüf değil!”
Öyle veya değil. Aklımızın ermeyeceği konulara dalıp kaybolmayalım ama bu iki öykünün
birbirini takip etmesi, benim bugün öykü yazmak için kendime sorduğum bir iki sorunun cevaplarından hangilerine yöneleceğimi düşünürken sanki cuk oturdu.
Yazacağımız yazı şekillendi işte.
Şimdi hemen iletişimsizlik ile ilgili bir fabl bulmalı. La Fontaine harika bir kaynak olabilir.
“Tilki ile Leylek” olabilir mesela. Hani birbirlerini yemeğe davet ediyorlardı vsr vsr. Öyküyü
pastanın üzerindeki vişne şekerlemesi gibi oturturuz yazımızın en üstüne. İştah verir. Bu
buluştan istifade La Fontaine’in yaşamını da okuyalım. Belki bir şey çıkar. Gerçi sıkıcı bir
adammış daha evvelden biliyordum. Arada çok gecikmeden “konuşmak ama anlaşamamak”
konusunda bir iki de bilimsel makale okumalı. İlginç bir kaç söz ya da saptamayı punduna
getirip yazıya eklerim. Örneğin insanlar arası iletişimde kelimelerin rolünün yalnızca % 30
oldukları gerçeği çok çarpıcı. Ya da Orwell’ın 1984 romanındaki newspeak den bahsedilebilir.
Kullanılan dil ne kadar yoksul ise iletişim de beyinler de o kadar sığlaşır bunu anlatabilirim.

Yazı nerede ise bitiyor. Son olarak esinlendiğim Nuh öyküsünü çağrıştıran cümleleri
yontayım. Nuh’un öyküsü düşüncelerime katalizör etkisini tamamladı. Yazının altına (Noah)
yazmak yeterli. Anlayan anlar.

Her şey bir “öykü”, değil midir?
Öykü yazmak bile.
Bu yazı en çok kimi eğlendirdi dersiniz?
Ama bilin ki her yazıyı ilk okuyuşta “olmadı” derim.
Geceleri yazının üzerine yatar, düşünür, not alır dururum. Önümüzdeki üç – dört gün
boyunca yazı olgunlaşır. Kelimelerin, cümlelerin yerlerini değiştiririm.
Yazının başı ile sonu dans ederken aynı tempoda adım atmalıdır. Azıcık hayıflana hayıflana
da olsa bazı kelimeleri, cümleleri mutlaka silerim. Sonra eğer biraz fazla iddialı olduğumu
sezersem yazının köşelerini törpülerim. Kelimelere takla attırır, teşbihler yapar, nakış işler,
şiir yazarım. Bulandırmayacak kadar duygu katarım, süslerim, giydirir, baharatlarım. İçime
sindirene kadar uğraşır dürterim yazıyı. Çok tereddütlü isem birilerine anlatır tepkilerini
gözlemlerim.
Oyalanırım işte.
Hobimi yaşarım.
Haftada 10-11 saat sema yapar gibi döner dururum yazının etrafında.
Arada da öğrenirim.
Hem de çok…
Ve sonra Cuma sabahı gelir, son bir kez okur, “olduğu kadar oldu, yeter artık” der paylaşırım.
O gün facebook sayfasında bile son bir iki rötuş olur. Yorumları muhakkak okur, uyarıları
dikkate alırım. Ve inanınız ertesi gün o yazıyı unuturum.
Hadi bunları okudunuz ise yeni yazıyı düşünelim.
———————
(Noah)

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir