Aşk Üzerine

Bu devasa konu hakkında fazlaca okumuş düşünmüş biri için aşk denen gizem hakkında yazmak, kuru sıkı genellemelerle ahkam kesmek son derece zorlaşıyor. Köşeli kesinlemelere pek yatkın olmayan bir alan olduğunu zamanla görüp anlayıp kabul ediyorsun. Nereden geldik, nereye gideceğiz, neden buradayız sorularına sağlam yanıtlar vermeden yaptığımız gibi, kafana fazla takmadan yaşayıp gidiyorsun. Belki aşk üzerine düşünmekten bile kaçmanın, işine geldiği gibi yaşamayı tercih etmenin esas nedeni budur. Büyük soruların altında ezilmemek için bağlandığımız bütün inançların ortak yanı, sebepleri deşmek ve üstünde itina ile düşünmek yerine önümüze geldiği gibi, herkesin yaptığı gibi yaşamaktır zaten, deyip yanıtı kolay bir soruya geçelim. Aşk hakkında hakikaten böyle düşünüyorsan, bu başlık altında yazmanın neden ne o zaman? Cevap kolay ve net: Halil Cibran ile May Ziyade arasındaki aşk mektupları. Bu sabah boyu o konuda bulduğum yazılar, yaptığım okumalar. Buraya o yazıların bağlantılarını almak,kimilerini de aynen alıntılamak en azından bu yazıyı ‘görüntüde’ kısa tutmanın iyi bir yolu. Derken aklıma geçen gen bir dostuma yaptığım şaka geldi: Bir hikayem var, okumak İster misin diye sorduğumda o boş bulunup ‘kısa mı’ diye sorunca, gayet dürüstçe cevap verdim: Kısa hiç değil, çok uzun ve üstelik kalın.’ Ne sandıysa kıkır kıkır gülmeye başladı. Açıkça söylemek gerek. Aşk konusu zaten kalın, bari kısa tutayım diye bağlantlar alıntılar paylaşacağım ama Cibran ve Ziyade aşkından birkaç cümle ile söz etmemek olmaz. Hiç görüşmeden 19 yıl süren yoğun yazışmalarls süren muhteşem bir ‘taşma’ hali Ziyade evlendikten sonra da sürüyor. Cibran’ın ölümü üzerine belki tamamen bu sebeple olmasa da dengesini ciddi biçimde yitiriyor, bazılarına göre o sebeple deliriyor. Aşk Mektupları adlı eserde Cibran mektupları yayınlıyor. Peki, o kadar ateşli bir aşkı onca yıl uzakta yaşarken neden sadece birbirlerinin fotoğrafları ile yetiniyorlar? Neden yüz yüze görüşmüyorlar hiç? Neden birbirlerine dokunmayı, sarılmayı öpüşmeyi, sevişmeyi düşünmüyorlar? Nerden biliyoruz ki bu arzuları yaşamadıklarını, düşünmediklerini? Ziyade de Lübnanlı, ama o da Cibran gibi kadını köle yarısı görmeyecek bir birikime sahip çok öenmli bir yazar. İnsani duygularını kültürel değerlere feda etmediği kadının özgürlüğü gibi geniş bir alanı da var. İki tarafın birbirine yazdıklarını okuyunca, söylenenden başka yanıtlar çıkarmak gayet mümkün. Ama kuşkucu beyin, o yanıtların aslında neyi gizlediğini hala merak ediyor; çünkü güzel sözün ve şiirin tıpkı nezaket gibi kadifeden şala benzediğini, yani her örttüğünü güzelleştirdiğini biliyor ve o gerekçelerin altına saklanmış gerçeği düşünmeden edemiyor. Aşağıya bağlantıları ve birkaç alıntıyı en kısa zamanda koyacağım. Sonrası okuyucunun hevesine kalsın. Kısası bu kadar, fazlasını isteyen aşağıdaki yazıları okuyacak ve düşünecek. Düşünmek bu çağda ağır iş. Hele aşkı düşünmek.

Sevgiyle, dostlukla kalın.
…..

21 Aralık 2016
HALİL CİBRAN’IN AŞKI, MAY ZİYADE
May Ziyade, Filistin’de Arap Edebiyatı’ndaki ilk kadın yazarlarından. Denemeler yazar, bir süre gazete yöneticiliği yapar, aynı zamanda kadınların özgürlüğünün aktif savunucusudur. Çocukluğunda ailece Lübnan’a, oradan da Mısır’a göç etmek zorunda kalmıştır. Halil Cibran ise Lübnan doğumludur, on iki yaşında ailece önce Boston’a sonra New York’a yerleşir. May Ziyade, 1912’de Halil Cibran’ın Kırık Kanatlar adlı kitabını okur ve özellikle kitaptaki Selma Karami’den etkilenir ve Halil Cibran’a mektup yazar. Uzun bir bekleyişten sonra Cibran’dan yanıt gelir. İşte o günden, Cibran’ın öldüğü 1931 yılına dek tam on dokuz yıl boyunca aralıksız sürecek olan mektuplaşmalar başlar. Edebi ve felsefi görüşlerin paylaşıldığı entelektüel sohbetler içeren bu mektuplaşmalar, giderek derin bir tutkuya ve aşka dönüşür. Uzun yıllar görmeden, sesini duymadan, mektuplarıyla hayatını dolduran Cibran’ın ölümünden sonra intihara bile kalkışır. Bu girişiminin ardından yakınları onu Mısır’dan alıp Lübnan’a götürür. Bir süre akıl hastanesinde kalır. 1941 yılında Kahire’de ölür.

Halil Cibran (1883 – 1931)
May Ziyade (1886 – 1941)
OKUNMAYA DEĞER GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ

Halil Cibran Lübnan asıllı Amerikalı şair, filozof ve ressamdır. May Ziyade ise Filistinli Arap edebiyatının tanınan entelektüel simalarındandır, ilk Arap kadın yazarıdır ve gazetecidir. May Ziyade, 1912’de Halil Cibran’ın Kırık Kanatlar adlı kitabını okur; özellikle kitaptaki Selma Karami’den etkilenir ve Halil Cibran’a mektup yazar. Uzun bir bekleyişten sonra Cibran’dan yanıt gelir. İşte o günden, Cibran’ın öldüğü 1931 yılına dek tam on dokuz yıl boyunca aralıksız sürecek olan mektuplaşmalar başlar. Edebi ve felsefi görüşlerin paylaşıldığı entelektüel sohbetler içeren bu mektuplaşmalar, giderek derin bir tutkuya ve aşka dönüşür. Bu ikili aşklarını hep mektuplarda ve hayallerinde yaşarlar. May’in evlenmesinden sonra da durum değişmez.

Gerçek hayatta tanışmazlar ve aşklarını bu boyuta taşımaya yanaşmazlar. Neden birbirlerine mektuplarda kendilerini tamamen açan bu ikili hiç buluşmaya çalışmamışlardır, bilinmez. Bunun nedeni sadece aradaki kilometreler midir? Yoksa başka nedenler de var olabilir mi?Önce May’e bakalım. Ele geçtiği anda büyüsünü yitiren bir şeyden söz ediyor sanki: _“Sana karşı taşmalarım ne demek bu? Bütün bunlarla ne demek istediğimi gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğunu biliyorum… Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum? Böyle yaparak onları yitiriyorum. Yine de bunu yapmaya cesaret ediyorum. Tanrıya şükürler olsun ki, bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şimdi şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem.” Şimdi de Cibran’a bakalım. Ona göre erkekler iki kadına aşık olurlar. Birisi hayallerindekidir. Diğeri ise henüz doğmamış olanlardır. Belki de Cibran da aynı şeyden korkuyordur. Aşktan korkmam der ama kendisi de sıradanlıktan çekiniyordur sanki. Gerçek olan şey güzelliğini de yitirecektir. _“May, aşkı bir amaç olarak görürüz, bir sona ulaşmada bir araç olarak değil. Sen bende yaşıyorsun ve ben sende, bunu sen de biliyorsun, ben de. Tüm insanlar içinde ruhuma en yakın olanı, yüreğime en yakın olanı sensin, ruhlarımız ve yüreklerimiz asla kavga etmez. Sadece düşüncelerimiz kavga eder.

Bana aşktan korktuğunu söylüyorsun, neden küçüğüm?
Güneş ışığından korkuyor musun?
Denizin gelgitinden korkuyor musun?
Günün doğuşundan korkuyor musun?
Baharın gelişinden korkuyor musun?
Aşktan neden korktuğunu merak ediyorum. Sıradan bir aşkın beni memnun etmeyeceği gibi senin de sıradan bir aşktan hoşlanmayacağını biliyorum.

Sen ve ben ruhtaki duyguları sınırlamakla asla doyuma ulaşamayız. Daha çoğunu istiyoruz biz, her şeyi istiyoruz. Ah May, aşktan korkma, aşktan korkma, gönül dostum. Acıdan, perişanlıktan, arzudan yana ne getirirse getirsin, ne kadar karmaşık ve şaşkın olursa olsun kendimizi ona teslim etmeliyiz.” Ruhlar ve yürekler kavga etmezler, hele arada kilometreler varsa, iş sadece yazılı sözcüklere kaldıysa. Belki de bitmesinden korkuyorlardı aşklarının; eğer birliktelikleri başlarsa olacak olan buydu belki de. Uzun yıllar görmeden, sesini duymadan, mektuplarıyla hayatını dolduran Cibran’ın ölümünden sonra May intihara kalkışır. Ölmez, hayatta kalır ama bir akıl hastanesine kaldırılır.
Alıntı

This is the love story of Khalil Gibran and May Ziadeh. May Ziadeh was born in Palestine to a Lebanese father and to a Palestinian mother and moved to Egypt to write for Arab newspapers and periodicals. Gibran Khalil Gibran was born in Bechari village in Lebanon and immigrated to the United States to pursue his artistic studies and to take on his career as worldly renowned artist, poet, and writer. These two exceptional Arab identities share a unique love affair that has lasted till the end of their lives. They expressed their mutual admiration by words written down on and exchanged through letters. The first contact was established by May Ziadeh in 1912 when she sent a letter to Khalil Gibran showing how deeply she was moved with Selma Karameh’s story in Gibran´s one and only novel, The Broken Wings . Although she found the novel too liberal for her liking, she shared and acknowledged Gibran´s passion on women’s rights. From that moment on, they became close correspondents and devoted pen pals. Gibran Later received her picture. May Ziadeh was a champion of Gibran’s writings. By critiquing Khalil Gibran’s books, she spread his works across the Arab world and enhanced her own reputation as a literary critic. Gibran always replied to her letters and articles with utmost elegance and delicacy. For example, after she interpreted the main character of Khalil Gibran’s The Madman, he declared to her that the thoughts and feelings of the madman were not his own. Yet, in another letter to her, he affirms, The soul, May, does not see anything in life save that which is in the soul itself. It does not believe except in its own private events and when it experiences something, the outcome becomes a part of it.

Tragic Beauty

Khalil Gibran felt very close to and seemed to blindly trust May Ziadeh to reveal his deepest fears and emotions to her. To his pen pal, he admitted his fear of death, I am, May, a small volcano whose opening has been closed. Before his death, he wrote to her expressing his yearning to retreat back to his dearly beloved Lebanon, My longing for my homeland almost destroys me. In the early thirties, with the death of Gibran and her parents, May Ziadeh fell into a depression and was committed into a hospital for mental illnesses in Beirut. Despite never meeting her, the Lebanese Khalil Gibran loved the Palestinian feminist writer for almost 20 years. And despite the rumors of May Ziadeh’s love affairs with other Arab artists and writers who attended her literary salon, she cherished and maintained an idealized love relationship with him by letters. Their letters bear witness to a profound and supportive relationship enduring and thriving across the oceans until the last days of their lives.

Where are you, my beloved? Do you hear my weeping
From beyond the ocean? Do you understand my need?
Do you know the greatness of my patience?
Where are you, me beloved?
Oh, how great is Love!

And how little am I!
……

A Partnership Larger Than Marriage: The Stunning Love Letters of Kahlil Gibran and Mary Haskell

Benzer bir aşkı daha var Cibranin.
….

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir