Hiç kuşkusuz Einstein dünyanın en zeki insanlarından biri, hatta en büyük dahi olduğu kabul edilir. Ölümünden birkaç saat sonra beyninin kafatasından çıkarıldığı ve korunduğu, sonra da çalındığı bilinir; onu bulmak için günlerce çabalayan gazetecinin, zekanın sırlarına ulaşmak için beyne ulaşmaya çalışan bilim insanlarının heyecan dolu hikayeleri en azından bir filme konu edilmemiş ise şaşarım. Meraklısı araştırmalıdır. (Tembelseniz bağlantılara bakmanız bu aşamada yeterli.) Evrim Ağacı’ndan kopyaladığım aşağıdaki satırlar merakınızı arttırabilir: Einstein 1955 yılında 76 yaşındayken öldüğünde, ölümünden sonraki 7 saat içerisinde beyni nekropsi ile alındı ve %10 formalin enjekte edilerek donduruldu. Beyninin farklı açılardan yüzlerce, belki binlerce fotoğrafı çekilip dosyalandı. İncelemelerde hiçbir nörolojik bozukluğa rastlanmadı. Daha sonra beyni her biri 10 santimetreküpten oluşan 240 parçaya bölündü. Bu bölümler, beynin farklı işlevsel kısımlarına karşılık gelmekteydi. Her bir parça selloidin içerisinde saklandı ve dokusal/hücresel analizleri yapıldı. Einstein’ın korunmuş beyni farklı bilim insanlarınca defalarca incelendi. En kapsamlı analiz ise 1999 yılında McMaster Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi tarafından yapıldı. Araştırmada Einstein’ın beyni 35 erkek (8’i 65 yaş üstü ve ortalama IQ’ları 116) ve 56 kadın beyniyle kıyaslandı.
Yapılan araştırmaların hepsi aynı sonuçları verdi. Einstein’ın beyni 1230 gram ağırlığındaydı. Halbuki çağdaşlarının ortalaması 1400 gram idi. Einstein’ın arka parietal lobunda ön tarafa doğru fazladan bir kıvrım bulunmaktaydı ve bu alan, normalden %15 daha geniş bir alana yayılmaktaydı. Buna karşılık Einstein’ın beyninde Sylvian Oyuğu daha az gelişmiş, parietal operkulum hiç gelişmemişti. Bu yapıların eksikliği, beynin bahsettiğimiz farklı bölgelerinin büyümesi için alan açmıştır. Frontal lobda (motor hareketleri kontrol eder) herhangi bir önemli farklılık bulunmamaktadır. Frontal korteksi ortalamadan biraz daha büyüktür, bu da etrafındaki olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkilerini kurma yetisini ileri götürmüş olabilir.
….
Bu bilgilerin ardından akla ister istemez başka bir soru daha geliyor:
Peki, onun çocukları da zeki miydi? Zeka kalıtımsal ise çocuklarının da olağanüstü zeki olması gerekmez mi?
Yanıtı bir kaynakta buldum: Einstein üç çocuk sahibi olmuş. Kızı Lieserl, ilk çocuğu, 1902 yılında doğmuş ama uzun bir zaman kimsenin pek haberi olmamış. Einstein ile ilk karısı arasında 1986 yılında ortaya çıkan mektuplar sayesinde dünya ondan haberdar oluyor. Başkaca bir şey de bilinmiyor. Bilim adamının ilk çocuğu çok küçük yaşta ölmüş olmalı. Hans ikinci çocuk. Muhtemelen ikinci eşten. Mühendislik doktorası yapmış. Hidrolik alanında uzmanlaşmış bilgili ve belli ölçüde zeki bir üniversite hocası olmuş. Ama dünyayı değiştirecek buluşların adamı olmadığı aşikar. Üçüncü çocuk Eduard, çocukluğunda sıra dışı zeka belirtileri göstermiş, ancak 21 yaşında ortaya çıkan şizofreni yüzünden kalan ömrünü akıl hastanelerinde tedavi ile geçirmiş. Ne çıkar bu bilgilerden? Hayat kesin genellemelere pek izin vermiyor. Genetik dediğimiz biyolojik faktörün sonraki kuşaklarda etkisi rastlantılara çok açık. Ayrıca kalıtım sadece babadan gelmiyor. Ayrıca çevresel faktörler, bütün sonuçlar üzerinde duruma göre farklı ölçülerde ama mutlaka etkili oluyor. O kadar etkili ki, buna sosyal genetik diyenler var. Şahane bir elma ağacı fidanının altına mutlaka muhteşem elmalar düşmüyor. Güneş gerek, su gerek, bakım gerek ve emek gerek. Yetmez, belki. Rastlantı veya şansın da sizden yana olması gerek. Onun ölümünden 23 sene sonra beynin peşine düşen ve bulunca meşhur olan Stevens Levy’nin TED konuşması. Ne yazık ki Türkçesini bulmadım henüz. Çok heyecan verici.
My Search for Einstein’s Brain: Steven Levy at TEDxBeaconStreet


