Nurhayat Kinay zaman zaman anılarını yazıyor, lezzetle ve ustalıkla. Bugün yazdığı anısının bir bölümünden çok etkilendim. Bu başlık altında sizlerle ayrıca paylaşmanın anlamlı olacağını düşündüm. Arkadaşımız İzmir’deki küçük evlerinden, babasını yitirdikten sonraki dönemde yaşadıkları geçim zorluğundan söz ediyor, bu nedenle yazları annesinin onları Salihli’nin Tekelioğlu Köyü’ne götürdüğünü, yaz tatillerini orada geçirdiklerini anlatıyor ve devam ediyor: Her yıl Haziran ayı geldiğinde, İzmir’den köye doğru yolculuk başlardı. Annem evden çıkmadan önce, tüm hazırlıklarını tamamlar ve en son bir kuzu ciğerini de ipe bağlayip, bizim tuvaletin çukurunun üzerine asardı. Eylül’ de okullar açılmadan hemen önce, köyden ayrılıp tekrar evimize dönerdik. Köyden döndüğümüzde foseptik çukurunun tertemiz ve bomboş olduğunu görürdük.
Bir gün anneme sordum:
“Anne neden bunu yapıyoruz?””
O da izah etti:
“Asılı ciğere bir müddet sonra kurtçuklar üşüşür. Ciğeri yer çoğalırlar. Onlar çoğaldıkça ciğer azalır.
Bir gün kurtçuklar ciğeri bitirir aşağıya düşerler. Bu sefer oradaki pislikleri yemeğe başlarlar. Kurtçuklar yine çoğalmaya başlarlar; bu defa da oradaki pislikler azalır. Gün gelir o pislikleri de bitirirler. Aç kalan kurtçuklar en sonunda birbirlerini yemeğe başlarlar. Nihayet onlar da biter ve kuyu tertemiz olur yavrum.” Menfaat grupları arasında son yaşanan çıkar çatışmalarını gördükçe, aklıma, o evin lağım çukurunun tepesine asılan ciğer geldi..
Üzülerek söylüyorum.ama, vaziyetin aynen böyle olduğu kanısına vardım.
Yıllar evvel bir ciğere saldırdılar. .Saldırdıkça çoğaldılar. Ciğer bitti, tuvaletin deliğine
düştüler.
O kadar açtılar ki oradaki pislikleri de yediler.
Doymadılar… Şimdi birbirlerini yiyorlar.
Yakında tertemiz olacak her yer…
…..
Memleket kurtlar değil ama solucanlar sofrasına dönmüş gibi, diye eklemek isterim ben de.


