Bir İlkellik Damarı

İnsanın içinde doğup büyüdüğü kültürel coğrafyanın mahkumu olduğunu düşündüğünüz olur mu hiç? Coğrafya kaderdir derken İbn-i Haldun esasen bunu kasdetmiş olabilir mi? Paradigmamızın ilk on veya on beş senede çevremiz tarafından oluşturulduğunu kabul ederseniz ve onu değiştirmek için attığımız her adımda fazlası ile zorlandığınızı düşünürseniz ne demeye çalıştığımı anlarsınız. O paradigmanın eksenini bin yıl geride kalmış bir ilkellik damarı oluşturur. Tam da bu nedenle, mesela memleketin yığınla solcusu da aslında sağcıdır. Çünkü her şeyden önce akla ve bilime saygısı kıttır, evrensel kültürden nasipsizdir, tekçidir, lafta eşitlikçi ve adil görünür ama gerçekte bu değerlerle tanışıklığı olmamıştır. Çünkü yaşadığımız sosyal çevrede, çağdaşlığın karşılığı yoktur. Öyle olunca, bizden olsun çamurdan olsun da der, kol kırılır yen içinde, diye söylenir. İlkeli olmaktan açık CD net davranmaktan söz eder, buna karşılık yetmez ama evet de der, kadın derneğinde yalvararak etek kovaladıktan sonra evde yemeğe fazla tuz koyan karısını döver, çocuğunu Abdi ağa yöntemi ile despotça korkuların beşiğinde büyütür, okey masasında taş çalmayı hak sayar. Yalan zaten çıkarlar söz konusuysa mubahtır.
Sözde özgürlükçüdür yurdum insanı, beri yanda ya benimsin ya toprağın cinsinden aşklar yaşar. Tutarlılık ağır yüktür, kaldıramaz, kaldırsa uzun süre taşıyamaz. Sevgi, insan sevgisi ve hayvan sevgisi tarihin derinliklerinden, kültürün, dinin, düşüncenin kaynağından gelmez.

Ama ideolojinin gereklerindendir, pırıltılıdır, moda olduğu için eser miktarda baharat mesabesinde bir mana ifade eder. O da görünüşte kalır. Maçoluk yaygın bir tavır olarak ilkel bir güç gösterisidir, korkak bir etobur mahalle kabadayısı olarak resimleyin onu. Gücü ve silahı olduğunda zulum eden, zayıf olduğunda ise sığınmakta, teslim olmakta, kaçmakta ve yalvarmakta erdem bulan bir iki ayaklı türlüdür; varlığını sürdürmekten başka değer tanımayan mesela kertenkele gibi bir sürüngen. Maço için yiğitliğin onda biri vurmak ya da dik durmaksa onda dokuzu eğilmek veya kaçmaktır. Yanaşmalık, yandaşlık, öıyakçılık maçonun esas ve asıl işidir. Güce tapar, gücü olduğunda da tapınmak ister; yani aslan ve köpek aynı postta dense yeridir. Bir daha söylemek gerek: Aslında salt erkeğe ya da mahrem ilişkilere de özgü değildir bu anlamdaki maçoluk. Gücün ve hilenin her türlü keyfilikle kullanılıp kutsallaştırıldığı bir ilkesiz kültürdür. O kültürün temelindeki yapı taşı, kazık atmanın, yalan dolanın, yağmanın talanın ve cümle illetlerin türlerinden oluşur. Döneklik de öyledir. Kendini yok edecek ölçüde çıkarcıdır, ben merkezcidir maço. Kültürün unsurlarını oluşturan binbir illetten dolayı, tavrını davranışını ilkesizlik belirler. Yemeğini pişirmek için bütün bir mahalleyi yakmaktan çekinmez, mesela. Ama ağıtta göz yaşı dökenlerin de önünde gelir. Hak ve sorumluluk yerine, dayılık ve bedevacılık vardır. Emre baş eğmenin, hakka değil güce sadakatin güdümündedir.
Mesela milliyetçiliği hukuktan üstün tutar. Benim başkanımı, devletimi uluslar arası mahkeme yargılayamaz dediğinde, Prof da olsa Barolar Birliği başkanı da olsa erkek veya kadın da olsa farketmez, çünkü kendinden olanı sırf bu nedenle üstün tutan, kendi dininden milliyetinden kentinden olmayanı aşağılayan her iki ayaklı yaratık şovendir. Bizim toprakların işine geldiğinde büker kuralı. Güçlüyse haklıdır, güçsüzse güçlü olanlar haklıdır. Halkın nabzına göre şerbet vermek gibi bir şeydir maçoluk aynı zamanda. Elbette iktidar hatırına.
Maçoluk bu nedenle merhametten sevgiden yoksundur. Aslında hayatın ve insanın anlamı üzerine düşünmeye vakit bulamamış kafası bulanık bir ergenlik halinin kemikleşmesidir maçoluk. Değilse insan nasıl öldürür sevdiğini ya da kutsal davası sayesinde düşmanlaştırdığı birilerini. İnsan nasıl yamyamca hakaret eder öyle, aynı çizgide değil diye kendi dava arkadaşını veya kendi düşüncesine şehla bakan herhangi bir insanı nasıl öyle hunharca harcar. Kendi günlük çıkarı için gelecek nesilleri hangi vicdanla yok sayar? Nasıl sorumluluk duymaz her çocuğa ve hele kendi çocuklarına karşı? Ve de nasıl o kadar kutsala biçimsel olarak gece gündüz tapınır, hem de hiç bir değere gerçekte bir gıdım saygı duymazken?
Sağcı dediğimiz insanlarda onulmaz görünen hastalığın kendini aydın sayan ve aman aman solcu geçinen sürüyle adama bulaşmış değil aslında iliklerinde var olduğunu ne kadar sık görüyoruz. Maço kültürden bırakın eşitlikçi ve adil bir tavrı, düzgün bir adam bile kolay çıkmayacağını unutmak bizim gibi saftirik romantikler için ne güzeldir. Kadın kısmı da maçoya hayrandır bu arada. Kendi ayakları üstünde duramayan kişi, nasıl bağımsız olsun!
Nasıl aşsın annesini?
Hepimiz herkes öyledir demiyorum. Ama adına maçoluk dediğim yaygın sığlık kadını erkeği ile sağcısı solcusu ile çok ama çok yaygındır diyorum. Töresel hevesleri geniş kadın da değiştirmek istediği geleneksel kadının kanını taşır, onun gölgesinde kalır. Mesela hem söver hem döver demez de, herifin iğrenç maçoluğunda, ben yaptım oldu tavrında devrimci bir damar bile bulur, köylülüğünde bir uygarca tutum arar; onun güya ilkeli aslında ilkel tavırlarından kendine pay çıkarır, seven kıskanır diye gururlanır mesela. Kuzgunun yavrusunun kendine anka görünmesinin aşkla soslanmış hikayesidir. Kısacası kültürü ekonomisinden çok daha geri kalmış ve geçmişi fikirle beslenmemiş ülkenin bir alay solcusu, isterseniz yığınla güya aydını diye okuyun, lafını ettiği evrensel kültürü, sevgiyi ve eşitliği özümseme olanağını bu toplumda bulamaz, bu nedenle kendi özel hayatında ve değerlerinde ilkelliğin ve sığlığın yolcusudur. Siyasal tavrında da çoğu kere gösterişçi, intikamcı ve fırsatçıdır. Hatta yeri geldiğinde iğrenç derecede çıkarcıdır. Bölünür, yalpalar ve yanar döner, takıldığında ustaların kırk yıl veya yüz kırk yıl önce dediklerine bakar; hafızlar gibi o da düşünmez, ezberler ve ustasını liderini, dincinin şeyhini izlediği gibi kerameti vardır diyerek körü körüne izler. Şimdi biraz duralım. Vuralım ama vururken dinleyelim: bu türden solculara kızmak gerek ama anlamaya çalışmak da gerek; çünkü onlar da çağdışı yozlarla aynı toprakta büyürler. Mayaları aynıdır. Aynı sahada top oynarlar. Çoğu durumda değişik formalarla da olsa aynı sahada aynı futbolu oynarlar. Maçlarda aynı şekilde söverler, hakem bağlama, topçu alma, maç çalma yöntemleri üç aşağı beş yukarı aynıdır. Formaları bile aynıdır, renkleri, evet biraz da söylemleri sloganları farklıdır, o kadar. Hıyar tarlasında kabak biter de, muz yetişmez. Kendini bu koşullarda bile yetiştiren yeniden inşa edenler hiç yok mudur? Elbette vardır, ama büyük bir olasılıkla aynı türküyü çağıranlar yüzünden akort tutmaz çalgılar gibi dışlanmışlardır. Kısacası yüzeysel bir toplumda derinlik, hele düşünsel derinlik nadirdir, dürüstlük de kesinlikle kural değil istisnadır. Sabah sabah yığınla sataşmaya açık bu satırları yazmış olarak bekleyelim, görelim.
….
Pek de sataşan olmadı, bir yıl sonra sağlam bir uyarı geldi.
Peki, solculara o kadar eleştiri getirmişsin de sağcılara ne buyrulur?
Onlar sütten çıkmış ak kaşık mı?
Aslında eleştirilmeye değer bulduğum için yazının odağında solcular var. İlkesizlik, maçoluk, ilkellik ve bilim dışılık gibi tutumları yakıştıramadığım için o cenahtan söz ediyorum. Öteki cenaha yakışıyor zaten. İstisnaları da yok değil bu arada.
Sorun, uygar görünüp ilkellik damarına yenik düşmekte.
Söylediğim de bu zaten aynen budur bu yazıda.

29 Mayıs 2019

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir