Başkalarını Suçlamak İnsana Tatlı Gelir

Abartıyorsam hoş görülsün, bence hakkıdır, Moris Levi bilgelikler dünyasından çok özel ve çok güzel bir insan. Kariyerini hizmetlerini anlatmaya niyetim yok. Beni en çok etkileyen yanı, yazıları. İki yıldan beri, kendisinin de izniyle yazılarını gördükçe bloguma alıyorum. Her biri ayrı bir hayat dersi. Kıvrak, içten, cesur bir anlatımı var. Bu sabah 22 sene önce Büyükada’da yazdığı bir yazısına rastladım. Bu kez olduğu gibi kopyalamak yerine, böyle kısa bir bir sunumla paylaşmak daha uygun geldi. Nedenlerini çok düşünmedim. Önemli de değil. Bu tercihin bana yazının başlığını değiştirme imkanı vermesinden memnunum. Konu aldığım şahane yazının temel fikrini başlıkta söylemek hoşuma gitti. İnsan tabiatının pek farkında olmadığımız potansiyelini ve zayıflıklarını tatlı bir üslupla hocalık tonu dışında kalarak sergilemek onun ustalığıdır. Söylemeden geçemeyeceğim: Yukarıdaki başlıkla rekabet eden başka bir başlık daha var aklımda: Akrep. Bir boy farkıyla geride kaldıysa bendeki hocalık tavrındandır. O da hoş görülsün.
Onun yazısı şu başlığı taşıyor: Baba akrep nedir?
Görünce aklıma bir an için ‘baba akrep’ diye bir tür olduğu geldi, neyse ki yazının başlangıç cümlesi bu yanılmayı hemen sildi: 5 yaşındaki kızım endişeli ve soran gözlerle eli ağzında karşımda duruyordu, diyerek anlatmaya başladı. Biraz önce annesi ve büyükannesinin hayret ve endişeyle birbirlerine anlattıklarını ikimiz de duymuştuk. Ev temizliği esnasında, temizlikçi kadın iki tane akrep yakalamıştı. Ve evde dikkatli olmak gerektiğini söylemişti. Kuzucuk, kadınların telaşından şaşkındı ve yanıma geldiğinde huzursuzluğu açıkça belli oluyordu. Onu kucağıma oturttum. Elini tutup ağzından çektim ve saçlarını okşayarak akrebin bir tür böcek olduğunu, rutubetli yerleri sevdiğini, insanlardan kaçtığını, muhtemelen bütün bir kış kapalı olan adadaki evde rutubetli köşelerde yuvalandığını anlattım. Bir yandan da “kuzucuk ile bir arada yaşadığımız bu huzurlu anları saklamak ve uzun yıllar ötesine taşımak mümkün olsaydı” diye düşünüyordum. Küçük kızım için ben galiba her şeyi bilen ve her şeyden gülünecek bir şaka yaratan yumuşak sesli huzur verici bir babayım. Daha doğrusu öyle olmaya çalışıyorum. Anlatımın tam da burasında kuzucuğu ile ilişkisini bir başka açıdan eğitici gören müthiş satırlar geliyor: Aslında huzur ve yumuşaklık, onun ilişkimize yansıttığı özellikler. Bunu şimdilik anlamıyor ama kuzucuğun olumlu ve bilge bir kişiliği var ve doğal olarak babasını yani beni de etkileyip eğitiyor. Bu arada galiba akrebi biraz fazla bilimsel anlatmıştım. Anlatılanlardan neden endişelenildiğini anlamamıştı. Bu kez yine sordu: Peki akrep ne yapar? Sormak istediği “Anne ile kadın neden korktular?” sorusuydu. Ben de söylemem gerekeni söyleyiverdim;
– Akrep sokar, diye cevap verdim.
Sonra da kocaman açılmış gözlerini izleyerek akrebin kuyruğunu, boyunu, zehrini ve kıskaçlarını anlattım ona. İşte o zaman can alıcı soru geldi:
– Akrep neden kötü?
İşte harika soru bu idi. Ona önce Zen dervişi ile akrebin öyküsünü onun anlayabileceği biçimde anlattım.

Öykünün aslı şu idi;
Bir zamanlar bir Budist rahibi Ganj nehri kıyısında öğrencileri ile birlikte oturmaktaydı. Akan suyu hep birlikte izlerken suya düşmüş bir akrebin çırpınmakta olduğunu gördüler. Rahip tereddütsüz elini uzatıp ölümle boğuşan akrebi yakaladı ve yere bıraktı. Ancak üzerindeki eli hisseden akrep hemen rahibi sokmuştu. Bir süre sonra aynı akrep kıyıda dolanırken tekrar suya düştü.Rahip de tekrar elini uzattı ve onu kurtardı. Rahip elini acıyla çekti akrep suya düştü. Rahip bir daha kurtardı. Akrep sudan çıkarılır çıkarılmaz kendini kurtaran eli tekrar soktu. Üçüncü kez aynı olaylar tekrarlanınca yeni öğrencilerden biri kendini tutamayıp öğretmenine sordu:
– Usta, Neden bu vahşi hayvanı kurtarıyorsun? Görmüyor musun her seferinde seni tekrar sokacak?
– Evet, beni tekrar tekrar sokacağını biliyorum, diye cevap verdi rahip, akrebin doğasıdır sokmak, ve benim doğam da kurtarmak olmalıdır.
Herkesin kendince fıtratı var, onu uygun davranır diyordu bu belgelik hikayesi. Ancak yazar, orda durmuyor, şu şaşırtıcı satırlarla bir aşama daha yapıyor:

Kuzu beni yan gözle bakarak dinlemişti. Azıcık da olsa anlamıştı besbelli. Sonra ona şunları söyledim:
– Hiçbir hayvan kötü değildir Sandy. Bütün hayvanlar ya acıktıkları için ya da korktukları için zarar verirler. Örneğin aslanlar diğer hayvanları yerler ama yemezlerse yaşayamayacakları için yalnızca acıktıklarında saldırırlar. Akrepler de insanın onlardan korktuğunu ve onları öldüreceğini bilir ve kaçarlar, kaçamadıkları zaman da kendilerini çaresiz hisseder saldırırlar. Kötülüğü yapanlar hayvanlar değildirler. Asıl kötülüğü yapacak olan biraz sonra senin tombul yanağını ısıracak olan benim…
Ve sustum, diye devam ediyor yazar, öğüt vermek yerine örnek olmanın önemini kendince gayet incelikle sezdiren şu satırlar geliyor ardından: Çünkü konuyu insanlara getirmek istiyordum ama çok da emin değildim. Nasıl da isterdim bütün okuduklarımı, bildiğimi sandıklarımı ona aktarabilmeyi. Ama bu düpedüz haksızlık olurdu. O benim yaşamımı yeniden yaşamamalıydı. Güzel olmasını umduğum yaşamında kendi akreplerinin ne zaman karşısına çıkacağını ve onu nasıl sokabileceğini kendisi görmeli ve öğrenmeliydi. Bana düşen,endişelenmenin, onu kurtarmaya yetmeyeceğini anlatmaktı.
En değer verdiği insanların bile,
bazen onunla,
bazen yaşamla,
bazen etrafındakilerle
hatta kendi kendileri ile savaşmak isteyebileceklerini,
bir akrep gibi -hatta kinle- sokabileceklerini,
ve en ilginci bunları yaparken yine de kötü insanlar olmayacaklarını
ve…….
umarım sezerdi.
Ve umarım yaşamı ve insanları yine de severdi.
Ve kendisinin de isteyerek veya istemeyerek kötü şeyler yapabileceğini kabullenir sonra da kendisiyle barışabilirdi.
Çünkü akrebin kötü olduğunu düşünmek -beş yaşında olduğu gibi- kolaydır.
Çünkü başkalarını suçlamak insana tatlı gelir.
..
Sevecen bir hayat dersi, sevgi ve bilgelik dolu bir dilim anı.
İyi ki de varsın Moris Levi.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir