Tam altmış bir yıl önce bugün.
Türkiye Cumhuriyeti çok partili rejime geçişten sonraki ilk askeri müdahaleyi yaşamış. Kalitesiz demokrasimizin makus talihini yazanlar, 1950 yılından başlamak yerine askeri yargıçlar tarafından idam cezası verilen rahmetli Menderes’i acıma duygularımızı tahrik ederek anmayı tercih ederler. Doğaldır, merhamet insani bir duygudur. Düşünmek ise o kadar da doğal sayılmaz, her beyinsel faaliyet gibi büyük çaba ve kapsamlı donanım gerektirir. Hakikati arama kaygısı da çok doğal yeteneklerimizden değil elbette. Anamızdan doğarken getirdiğimiz bir kabiliyet sayılmaz, bu nedenle her insandan beklenmez, hatta hayata aykırıdır bile denebilir. Bu nedenle olsa gerek, 27 Mayıslar çoğumuz tarafından Menderes’i idama giderken çekilmiş resimlerle anar. Tek slogan gibi tek kare de yeterlidir. Öyle bakanlar için Menderes aslında bir demokrasi şehididir.
….
Ben de uzun yıllar boyunca onlardan biriydim. Babam Menderes’in hayranıydı, sıkı bir Demokrattı. Yani Demirkırat. Partili, lidere ölümden hayran.
Benim sık sık tekrarlanan yaygın ve duygu yüklü fikre kapılmam çocukluğumda rahmetlinin darağacındaki fotoğraflarını basmış olan gazeteleri babamın eve getirmesi ile başladı. Yedi yaşındaydım. O basmakalıp bakışım, Menderes dönemini ve rahmetliyi daha yakından inceleyinceye kadar, ilk gençlik yollarımdan sonra da az veya çöm sürdü.
Artık farklı düşünüyorum,
İdamı hak etti, diyemem. Vicdanım kaldırmaz. Zaten idam cezasına her şartta karşıyım. Ama şunu söylememek bana hakikati ifade etmekten kaçmak gibi gelir: Demokrasimizin sakatlığı ve bugünkü kalitesizliği ona çok şey borçludur. Allah taksiratını affetsin, sakat demokrasimizden de yardımını, rahmetini esirgemesin.
….
Acı olay üstüne çok yazmayacağım.
O dönemde işlenmiş suçları, akıl almaz keyfilikleri burada anlatmanın imkanı yok. Ama hayatla hakikat arasında bağ kurmak gibi bir derdi olanların şu yazıyı görmelerini hararetle öneririm. Sık tekrarlanan her şeye inanan ve zihnine yerleşmiş güya bilgileri sorgulamayanlar zahmet etmesin.


