Memleket ve Futbolu Nasıl Kurtulur ?

İzmir futbolu nasıl kurtulur diye yoğun bir tartışma başlamış Ege’de. Hasta hatta ölümcül hasta olan sadece İzmir’deki futbol kulüpleri değil. Diğer futbol kulüpleri bir veya ikisi dışında İzmir’deki kulüplerden çok daha hasta. Bildiğim kadarı ile sorun şimdilik oranın elit çevrelerinde tartışılıyor. Bir holding kursak, hisseleri satsak, mümkünse kulüpleri birleştirsek ve o holding yönetse takımı, işler yoluna girer diye iyi niyetli bir yaklaşım var. Güçlü ve kemikleşmiş duyguların akıl tutulmasına yol açması bizim ülkemizde çok yaygındır. Hemen hemen her alanda bütün haşmetiyle hazır ve nazırdır. Paradigma felci dediğim bu toplumsal hastalık güzel yurdumda en keskin biçimde futbol dünyasında görülür. Hastalığın temelinde aynı yanlış şeyleri yapıp farklı sonuçlar beklemek gibi sivri dillilerin ‘akıl fukaralığı’ dediği habis bir psikolojik araz vardır. Covidden beter olduğu söylenir, abartmadır, çünkü öldürmez süründürür. Aynı arazı ve arızayı, yaklaşık on yılda bir tekrarlanan ekonomik krizlerimizde, ilan edilmiş veya edilmemiş şekilde olağan üstü hallerle sınanmak zorunda kalan cüce demokrasimizin devasa çıkmazlarında görürüz. Otuz yıl önceydi sanırım, futbolu kurtarmak amacı ile yarıştırılan çenelerde o sıralarda çiğnenen çoban sakızının ana malzemesi şirketleşme idi. Futbol kulüpleri şirketleşirse işler yoluna girecekti, yönetimler daha etkinleşip profesyonel olacaktı, kulüplerde hesap verilebilir yapılar oluşacaktı, alt yapılar desteklenecek futbolumuz düzlüğe çıkacak belki başarıdan başarıya koşacaktı. En büyük dediğimiz camiaların kulüpleri sonunda şirketleşti. Bununla kalmayıp halka açıldılar, bugün borsada işlem gören sanırım dört büyük güzide kulübümüzün hisseleri var. İyi değerlerle işlem görüyorlar üstelik. Ama bilançolarda yönetimlerde skorlarda pek düzelme olmadı. Onlar batmaya, battıkça devletten aldıkları yığınla destekten daha fazla yararlanmaya ve bankalardan inanılmaz büyüklükte kaynak almaya devam ettiler. Varlıklarından bir kısmını satmaları, hisse fiyatlarının borsada şişmesi, bedelli sermaye artırımı yapmaları sorunu çözmek bir yana, azaltmaya bile yetmedi. Futbol kulüplerini kurtarmaya yönelen sayısız paketlerden biri, geçen yıl bu sıralarda gündeme geldi, bankalar kulüpleri devlet desteğiyle kurtarmak üzereyken kamu oyu baskısı artınca herkese bir sus geldi. Sonuncu paket yapılandırma etiketi ile birkaç hafta evvel açıldı. Ayrıntılarını bilmiyoruz, Ali Koç sus gelmeden önceki pakete karşı çıkmıştı, bu tabuta son çividir mealinde gayet cesur ve basiretli bir itiraz dile getirmişti. Bu kez ne dediğini duymak nasip olmadı. Kabahat kulağımda değilse, o seviyede bile gayet kısa ömürlü bir basiret futbolumuz için epeyce manidardır.

İddiam odur ki yapısal soruna yol açan temel unsurlar aşılmadıkça, yani sorunun bileşenleri farklı davranmadıkça hukuki kalıpların biçimlerin değiştirilmesi sonucu değiştirmez, sadece hastalığı uzatır, ekonominin katlandığı maliyeti artırır. Bu yalın ve kesin gerçek anlaşılmadıkça, sadece futbolda değil, dertli olduğumuz her alanda daha çok ülke kaynağı tüketilir, kamu kaynağı harcanır, zaman kaybedilir. Bu arada, futbola kamu desteği neden verilir, açıkçası bu hiç anlaşılır gibi değildir. Sanayi ve sağlık için ithalat yapmaya kolayına döviz bulamazken milyon dolarlara futbolcu transfer etmek, halk ekmek sponsorluğunda futbola devlet veya belediye kesesinden para harcamak hangi saygın aklın eseridir, bilemem. Kamu hizmeti midir futbol? Kızacaklar çoktur ama söylemek lazım: Futbolun gerçekten spor olduğuna inanmak için mutlaka aşırı taraftar yani fazlası ile duygusal olmak gerek. Gözü şehla bir popülist olmak şart değildir ama çok yardımcı olur.
Lafı dolandırmanın gereği yok. Dupduru apaçık söyleyelim:
Futbol kulüplerinin sorunu müfrit taraftarların beklentisini karşılamak için imkanların çok üstünde transfer yapmak, buna karşılık bir türlü değer yaratamamaktır. Sonuç tıpkı ülke yönetiminde olduğu gibi, borç ve yönetim krizidir. Yanlış ve hesapsız yönetim, aşırı ve zaman zaman haksız rekabet, taraftar baskısı, gösteriş harcamaları, mali denetimsizlik ile adını ve türünü saymaya nefesimizin yetmeyeceği her türlü israf sorunun özünü, esasını oluşturuyor. Yapısal dememin nedeni tam da budur. Siyasetle inşaatın futbolla aynı yatakta halvet olmasından doğan büyük moral meseleye duyguları daha fazla rencide eder, diye burada girmek istemem.
Sadede gelelim: Öneri mutlaka iyi niyetli. Orada sorun yok. Holdingleşme para koyacak yerli ve yabancı yatırımcı çıkarsa, bu kulüplere kısa vadeli bir soluk verebilir. Paralarını yirmi otuz yılda alma imkanı olmadığını yatırımcılar göremeyeceklerse işin içinde mutlaka başka iş vardır, diyecek olsak da hatır için demeyelim. Buna karşılık ilgililerden yetkililerden tek ricam futbola artık kesinlikle kamu kaynağı verilmemesidir. Aksi takdirde bir başka moral kirlilik örneği, kamu çıkarının peşkeş çekilmesidir. Holdingleşmenin bu yapı içerisinde orta ve uzun vadede futbolu nasıl kurtaracağını anlamış değilim. Osmanlının Rus harbine veya Kırım savaşına girerken tefecilerden borç aramasına fena halde benziyor durum. Borç değil yatırım olacak, diyeceksiniz. Biliyorum. Osmanlı sarayı da savaş ganimeti ile öderiz bu borcu demişti tefecilere. Sevr’e giden yollar, o umutlarla alınan borçlarla döşendi. Buraya kadar söylenenlerden futbolumuza çok benzeyen demokrasimiz ve ekonomimiz için hakça paraleller çizmek okuyucunun ferasetine düşer. Tek farkla; ne devletimizde ne partilerimizde ne seçmenimizde bir dirhem moral kirlilik, israf ve benzeri sapma yoktur. Halkımız her şeyi temiz tutar. Hakkına her zaman razıdır, hırsızlığa haksızlığa karşıdır. Demokrasimizde partiler, siyasi hayatın vaz geçilmez unsurlarıdır, hepsi özellikle iktidar partileri ve partilerin liderleri ülke çıkarını her şeyden üstün tutar, bütün siyasiler gelecek seçimlerden ziyade gelecek nesilleri düşünür. Kendileri için bir şey istiyorlarsa namerttirler. Demirel aynen böyle demişti.

Bu kadarı yeter, hanımlar beyler, kendimizi daha fazla kandırmayalım. Duygusallığın da akılsızlığın da bir sınırı olmalı. Paradigma felci dediğimiz meret, duygularımızın bizi gerçeklere karşı kör değilse fena halde şaşı ediyor, doğru çözümlerden uzaklaştırıyor. Lütfen görün: Meselenin temelinde ‘duygusal’ eğilimlere tutsak olmamız var, öncelikle bunu aşmamız gerek. Oysa onu aşması gerekenler yönetimdeler, aşırı duygusallıkları nedeni ile seçilmişler. Tekrarlayalım: Seçilmelerinin ve yönetimde olmalarının nedeni zaten kendilerini seçenler gibi ‘çok aşırı duygusal’ olmaları. Yaygın paradigma felci de tam bundan neşet etmiş. O felçten kurtulamamak, her defasında ayni çukura yeniden ve bir kere daha düşmek de aynı nedenden kaynaklanıyor.Üç alanın ortak paydasını yani her üçünde de sorunun bileşenlerini sayalım ve susalım:
1. Gerçekçi olmayan kitlesel talep
2. O talebi kaynak yokluğuna karşın yine de karşılamaya azmetmiş ve bu uğurda her şeyi yapmaya arzulu alabildiğine duygusal yönetimler
3. Değer üretememek ve kaynak tüketmek
Bu denklemden, sürdürülebilir çözümler çıkmaz. O aslan buraya gelecek diyen kafayı bulmuş kedi gibi efelenerek tekrarlayalım: O paradigma değişecek. Başka yolu yok.
11.04.2021
……
Bitirirken son söz: Çözüm önerilerini akıl hastasının kendini tedavi etmesine, kümese tilkinin bekçi yapılmasına benzetenler de var ama ben katılmak istemem. Galiba bende de aşırı duygusallık veya onun türevi olan ürperti var:) İkinci son söz:Futbolun gerçek bir spor olduğunu düşünen büyük bir kitle var. Saygı duyalım. Bu arada Sevgili Bekir Coşkun’un ‘Futbol Spor Değil’ başlıklı 1 Mayıs 2004 tarihli yazısını hatırasını yad ederek tane tane okuyalım: https://www.hurriyet.com.tr/futbol-spor-degil-30- 222160
Not: İzmirdeki tartışmaya esas teşkil eden Sıtkı Şükürer’in değerli yazısını okumak isterseniz: https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sitki-sukurer/izmir-futbol-holding-a-s41785342

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir