Hafta içinde hem büyüme hem de enflasyon rakamları açıklandı. Sonuçlar pek iç açıcı değil.
Kuşkusuz bu sonuçlarda pandeminin etkisi büyük. Pandemiden öncede makroekonomik
dengeleri kuramamıştık. Zaten hiçbir dengede, zikzaklar, dalgalanmalar yaratmadan
sürdürülebilirlik sağlayamıyoruz. Makroekonomik göstergelerin çoğunda negatif ayrışıyor,
kırılganlıklarımız artıyor.
Büyüme:
Son beş yılın hareketli ağırlıklı büyüme oranı %3,2. Potansiyel büyüme oranımız %5 ten
düştü. Bu nedenle geçmiş krizlerden farklı olarak daralma veya bir başka deyişle küçülme
dönemleri uzamaya başladı. Bundan sonra durgunluk dönemleri kısa sürede kalıcı olarak
atlatılamayacak. Açıklanan büyüme rakamlarını şöyle özetlemek mümkün; 2020 yılı ikinci
çeyreğinde Türk ekonomisi yıllık bazda %9,9 oranında, çeyrekten çeyreğe ise %11 oranında
2009’dan bu yana en hızlı daralmasını kaydetti. Ekonominin GSYH büyüklüğü 742,9 milyar
dolar oldu. Bu tutar 2019 sonunda 754 milyar dolardı. 2020 yılında birinci ve ikinci
çeyreklerde küçülen Türkiye ekonomisi teknik olarak resesyona girdi. Piyasalar bir nebze
daha yüksek daralma bekliyordu. Ancak 2019 ikinci çeyreğinin (-)%1,7 daralmış olması
küçülme oranını aşağı çekti. İkinci çeyrekteki daralmanın ana belirleyicileri net ihracat ve
özel tüketim oldu. Bu arada TUİK geriye dönük olarak 2016-2019 yılları arasındaki milli gelir
rakamlarında revizyona gitti. Yazılı ve görsel medyada; ABD’nin %31,7, İngiltere’nin %21,7,
Meksika’nın %18,9, Euro bölgesinin %15 daraldığı ortamda %9,9 küçülme başarı olarak
değerlendirilse de karşılaştırılan rakamların aynı bazda olmadığı, elmalarla armutların
mukayese edildiği bir süre sonra anlaşıldı. ABD’nin yıllıklandırma usulüyle ülkemizin oranı
hesaplansaydı küçülme oranımız %37,4’e çıkacaktı. Yok, ABD’nin oranı bizim yöntemle
hesaplansa ABD’nin küçülme oranı bu defa %9,1 olacaktı. Görülüyor ki algılar, farklı verilerle
yapıldığında yanlış değerlendirmeler ortaya çıkıyor. Bu arada OECD’de küçülme oranı(-)
%10,9, G7 ülkelerinin de (-) 11,9 olarak gerçekleşti. Küçülmenin sektörler itibariyle oranlarına
gelince; İmalat sanayi (-)%18,4, İnşaat (-)%27, Hizmetler (-)25 oranında küçülürken Tarım
sektörü %4 olumlu katkı verdi. Kamu harcamaları büyümeye katkı vermezken dört çeyrektir
olumlu katkı yaratan stok artışının oranı %4,6 oldu.
Stok artışının dört dönemdir geçmişte olmayan bir süreklilikle artışının ve büyümeye olumlu
olumsuz aşırı etkilerinin TUİK tarafından izah edilmesinde yarar var. Bilindiği üzere bir
süredir aşırı kredi artışı teşviki uygulandığından küçülme oranı sınırlandı. Bu kredi artışı asıl
etkisini üçüncü çeyrekte gösterecek ve iktisadi faaliyet tekrar ivmelenecektir. Dördüncü çeyrekte ise parasal genişlemeden vazgeçilip sıkı para politikasına dönüldüğünden tekrar
durgun bir döneme gireceğiz. Pandemi nedeniyle hem yerel hem küresel bazda belirsizlikler
yüksek düzeyde kalmaya devam ediyor. Döviz kurundaki gelişmeler büyüme ve enflasyon
başta olmak üzere tüm göstergelerde etkisini sürdürecek. Artık eski krizlerden farklı olarak
uzun durgunluk dönemleri bize daha az iş, daha az aş ve daha az gelir olarak yansıyacak.
Yani fakirleşeceğiz. Nitekim Dünya Bankasının Türkiye ve Dünya’da kişi başı gelir
ortalamalarının 2013-2020 arasındaki gelişimine ilişkin açıklamaları bu fakirleşme sürecini
ortaya koyuyor. 2013 yılında 10,782 dolar olan dünyada kişi başı gelir ortalaması 2020 yılında
11,436 dolara yükselirken ülkemizde ise 12,480 dolar olan 2013 yılı ortalaması 2020 yılında
muhtemelen yaklaşık 8304 dolara inmiş olacak. 2019 yılında bu tutar 9,127 dolara inmişti.
Enflasyon
Ağustos ayı enflasyon oranları belli oldu. TÜFE aylık bazda %0,86 yıllık bazda %11,77
oranında beklentilerin bir miktar altında arttı. Endeks kapsamındaki 418 maddenin 273’ünde
artış gerçekleşti. ÜFE aylık bazda %2,35, yıllık bazda ise %11,53 oranında yükseldi. Böylelikle
ÜFE-TÜFE arasındaki makas kapandı. Yıllık çekirdek göstergeler %11 civarına oturdu. Kurdaki
değer kayıpları ve enerji fiyatlarındaki artışların maliyet tarafında baskısı devam ediyor. Yıl
sonu %8,9’luk tek haneli enflasyon hedefi mümkün görünmüyor. Manşet enflasyonunun
yıllık bazdaki seyri 2019 yılı Aralık ayından bu yana (%11,84) ikili hanelerdeki katılığını
koruyor. Bir başka deyişle izlenen siyasi kısıtlı para politikası başarısızlığının tabii sonucunu
görüyoruz. Para politikasındaki örtülü yetersiz faiz artışı makul reel faiz yaratmadığından
Türk Lirasının değer kaybı durdurulamıyor. Yaşadığımız kriz daha önceki (1994, 2000, 2009,
2018) krizlerden farklı. Türk Lirasındaki değer kaybının büyüklüğüne rağmen son açıklanan
ihracat rakamlarından görüyoruz ki ihracatımız eski kriz dönemlerinden farklı olarak
artmak bir yana azalıyor. ( Ağustos ayı %5,7 oranında azalma) İthalat ise aksine kur artışına
rağmen ciddi oranda arttı. (%20) Pandemi nedeniyle Turizm sektörünün neredeyse
sıfırlanması, Euro bölgesi başta küresel talebin ciddi oranda azalması, sermaye çıkışlarının
hızlanması, rezervlerin swap dahil eksi seviyede seyri, risk primimizin yüksekliği, maliyet
yönlü (özellikle kur kaynaklı) artışlar nedeniyle enflasyonun çift hanelerde devam edeceğini
gösteriyor.
Gelelim başlığımızdaki kalkınma ve demokrasi konusuna; Siyasal Bilgiler Fakültesi
öğrenciliğimden bu yana hatırladığım saygın akademisyen Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu’nun
tespitlerine dikkat çekmekte yarar var;“Türkiye’de güçlü bir kent yoksulu kesim var. Orta
sınıf çok azaldı, hemen hemen yok derecesinde. Orta sınıflar demokrasi ve hukuk devletinin
garantörleridir. Diğer kesimlerin demokrasi ve hukuk devleti konularında bir talepleri
olmuyor. Aksine hukuk devleti kuralları bu kesimlere pahalı maliyetler yüklüyor. Ancak
Daron Acemoğlu’nun belirttiği gibi hukuk devleti ve demokrasinin de getirisi sürdürülebilir
kalkınmayı sağlamak. Bu nedenle orta sınıfın yaygın olduğu ülkelerde hukuk devleti ve ona
dayalı çalışan demokrasiler yaşıyor ve ekonomik kalkınmalar da sürdürülebiliyor. Bugünkü
sorun da bu. Demokrasi olmadan hukuk devleti olmuyor. Hukuk devleti olmadan ekonomik
kalkınma olmuyor. Hukuk devletini tesis için pahalı da olsa kamu hizmetleri faturalarını ödeyecek, imar yasaları, trafik gibi kurallara uyacak, vergilerini tam olarak verecek ve ancak
ondan sonra özgürlük, hukuk devleti ve haklar talebinde bulunacaksınız.” Özetle bedavaya
demokrasi, bedavaya kalkınma yok.
Gözlem Gazetesi
04.09.2020


