Adalar ve Kitleler

Adaları biz hep denizde biliriz. Kimi zamanlar içinizdedir oysa, kimi zaman da beyninizde, düşlerinizdedir.
Kitlelerle adalar pek benzeşmezler. Kitleler daima ve her zaman aptaldır çünkü. Mal, güç ve iktidar sahibi olarak korkuları ile birlikte çoğalmak, varlıklarını sürdürmek ve herkesten üstün olmaya istemek gibi bir beyin fakirliğinin altında çaresizce ve talaş içinde çırpınmakla geçer ömürleri.
Kitle ile ilişkini kuş, çiçek ve böcek sevgisi düzeyinde tutup kendinize sığlık geçirmez adacıklar inşa edemiyorsanız, parçacık teorisini bilmek veya kitleleri kütle sanıp aslında gölgelerden ibaret olduklarını her gün yeniden keşfederek ahlanıp vahlanmak olur kaderiniz. Oysa mutluluk, deha gibi huzur gibi bireyseldir. Ancak kitleden uzakta kurduğunuz kendi adanızda, kendi kafanızda ve kendi çabanızla boy atar yeşerir.
Kitleler ise vasatın çorak bahçesidir. Çorak toprakta eşelenen çiçeğe böceğe, kurda kuşa ve en çok da kaplumbağalarla bukalemuna benzerler. Dertleri, kurallar ve kutsallar yaratmaktır, her şeye uyum sağlamak, dünyaya uyar görünmek ve güç sahiplerine yaranıp onaylanmaktır. Mal mülk edinmek de güç ve onay arayışının işe yaramaz araçlarıdır zaten. Olamayanların sahip olmakla avundukları ise gerçektir. Özenle seçerek düşsel düşünsel dünyana aldığın birkaç dostunla birlikte minicik adanda kurduğun ve dışarıdan bakana kulübe görünen koca şatonun camı kırık penceresinden rüzgarla salınan kızıl bir gelincik tarlasını seyreder gibi gülümseyerek ve hoşnutlukla uzaktan izlemelisin kitlenin insanlarını. Her birinin kaplumbağa ile bukalemunu bile hasedinden çatlatan ibretlik hallerini. Onlardaki vasatlığı , hayatı bir açık hava müzesi haline getiren birer ayrıntı veya doğal bir dekor olarak gör. Ne dertlenmeye düzeltmeye kalkış, ne eleştirmeye. Kötülük etme, aptalı sevme ve kendi adacığında bile kendini beğenmiş olmak gafletinden, hele tanrı sanmaktan mutlaka sakın.. Alkışa övgüye zinhar aldanma. Hayat sensin. Hayat senin, Ömür sınırlı. Hep faniliğin bilincinde yaşa. Kendini ölümsüz sanarak veya ölümsüz kalmaya çalışarak nafile umutlarla çırpınmak kitlelerde erimiş olanların müzmin hastalığıdır. Sana bulaşmasına kesinlikle izin verme. Gerçek bir ada sakini için kitleleri kurtarma hevesi pusulasız bir beynin ve şaşkın bir tavrın işaretidir. O boş çaba kendine yetmezlik duygusunun değilse, dinamiklerini pek de fark edemediğimiz zehirli bir kibrin eseridir çoğu zaman. Kendini inşa edemeyenlerin, kitleleri inşa edebileceklerini sanmalarını başka nasıl açıklar ki insan? Lütfen hep anımsa: Farklı bir bilinç düzeyinde kalarak kurtuluşa asıl ermiş olanlar belki o her haliyle kaplumbağaya benzeyen, bukalemunu bilerek bilmeyerek taklit eden adamlardır. Sen onları bilinçlendirmek umuduyla emek ve çaba harcayıp diye boş yere yorma kendini. İsteyen kişi kendi devrimini hem de bir başına bir gün kendi yapar ve zamanı geldiğinde adandaki ışıltılı ama kulübemsi şatonda onun yeri zaten hep vardır. Öbürleri için zamanı gelmemiş demektir daha. Bu ömürde belki hiç gelmeyecek de. Nefret etme yine de, hatta sev, sev ama uzaktan, çavdar tarlalarını sever gibi, sev ama sakın onu düşünce dünyana alma, onun bir parçası olma. Lütfen anla: İki yüz kelimelik bir kapasite iki bin kelimelik bir kapasitenin yanında sonradan bir kaplumbağadan farksızdır. Kaplumbağa ise kapasite sınırı sebebiyle dertsizdir. Asıl mesele var olmaksa eğer, senden çok ama çok daha uzundur ömrü. Hem dama dayanıklıdır. Hele sürü içinde ve örgütlü olduklarında çok da güçlüdürler, ama her durumda onlardan uzak dur, kendi adanda kendi kurallarınla kutsalsız yaşamanın tadına talipsen çıkacağın yol budur. Varacağın yol da budur. Kırk dereden beslenen bir fidanın ulu çınarlara doğru huzurla büyümesinin, özgün meyveler vermesinin sırrı da buradadır. Yani kitlelerden uzakta kendi adanda yaşamak. Bohr da, Higgs de, Trevanian da, Erasmus da, Tanpınar da, Kierkegaard da, ibni Rüşt de, ibni Haldun ve İbni Sina da bunu böyle bilir. Bunu bilmeyense eninde sonunda kendi kitlesinin acımasız vasatlığında erir. Kendini boş kalabalıklardan uzakta kendi adasında bulur ancak insan. Dinleyin Zweig Usta ne diyor: Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar. Kırk bin derenin suyunu içmiş, bir o kadar da çile yaşamış, satranç tahtasında hayatı çözmüş Zweig gibi bir usta yetmezse, bir de en olgun çağında bul da, mezarında Çetin Altan’a sor adaların insanlarını.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir