Müjdenin Laneti: Fukaralık ve Yoksulluk

Memleket üç gündür büyük müjde sarhoşluğu ile çalkalanıyor. Önce müjde haberi verildi. Sonra haberin kendisi geldi: Karadeniz’de yerli ve milli imkanlarımızla doğalgaz bulmuşuz. Bir coşku bir sevinç dalgası ki sormayın. Nerdeyse kurtuluş günleri kutlamalarındaki gibi otuz üç pare top atıp caddelerde sokaklarda horon tepeceğiz. Bazı iflah olmaz muhalifler ise burun kıvırdı. Aynı rezerv sekiz sene önce de bulunmuştu, dediler. Zaten büyük bir keşif sayılmaz, ülkenin üç beş yıllık ihtiyacını ancak karşılar, diye dudak büktüler. Gazı çıkaracak parayı nerden bulacaklar bakalım, tadında konuşanlar da az değil. Düpedüz seçim oyunu bu, erken seçimde prim yapmak için hepsi, diye iddia edenler de var.

Törende konuşanlar keşfin büyüklüğünü bir güzel anlattılar. Herkes arar ama herkes bulamaz, yani yerli ve milli donanımımız sayesinde ancak biz buluruz, biz dediler. Bu keşif sayesinde, cari açığı değil cari fazlayı yani döviz fazlasını konuşacak duruma geliyoruz, diyerek yeni ufuklardan dem vurup yeni eksenlerden söz ettiler. Ama eksen kaymasının mide bulantısı ve baş dönmesine onun da belaya yol açacağını gayet iyi bildiklerinden bir daha eksen konusuna girmediler. Şükranlar, teşekkürler havada uçuştu. Özetle, Allah’a şükürler olsun imdadımıza yetişti diye diye dualar ederek biraz kendini, çokça da birbirini övdü her konuşan. Törendeki coşkulu hava, kahvelere evlere de yayıldı. Sevinç furyası insanı sevindirik yapar ya, denizde doğalgaz kaynağı bulduk artık hayatımız değişti diyen herkes aynı havaya kapıldı.

Bayram havasına, köpüklü kutlama başarısına dışarıdan bakınca bize şunları söylemek düşüyor. Diyelim ki bu doğalgaz rezervi yeni keşfedildi, diyelim ki şimdi ilan edilenden de beş veya on kat daha büyük olsun, birkaç sene sonra değil, hemen gelecek sene çıkartılacak olsun. Diyelim ki, dünyada sektörün en satılmaz en aldatılmaz ve uzman kuruluşları rezervin kalitesini, büyüklüğünü ve fizibilitesini onaylamış olsun. Diyelim ki, o rezervin ekonomik hayatımıza katkısı için gerekli teknik hazırlıklar hiç aksamadan kolaylıkla ve zamanında yapılsın, finansmanı zorlanmadan bulunsun, şirketlerle devletlerle hiçbir hukuki sorun da çıkmasın. Diyelim ve dileyelim ki bu keşif bugün hayalken yarın hemen yarın gerçek olsun. Dileyelim ki hemen olsun.
Bütün namusumla, şerefimle, yurtseverliğimle ve dürüstlüğümle iddia ediyorum: Bu toplumun en az yüz yıl geride kalmış kafası değişmedikçe biz yoksullaşmaya devam ederiz. Bu rantçılık definecilik zihniyeti, Urfalıların şırlopçuluk dediği ‘başkası üretsin ben yiyeyim, hazıra konup köşeyi döneyim’ kafası var ya, bu beleşten gelene hemen yerleş alışkanlığı var ya… O tavrımız değişmedikçe, çukura düşmüş kaplumbağa gibi her geçen yıl daha yoksullaşarak debelenir dururuz.
Nerden mi biliyorum?
Taşıma suyla değirmen dönmeyeceğini bildiğim kadar, emeksiz kazananın er geç kaybedeceğini bildiğim kadar, hazıra koca dağların dayanamayacağını kesinlikle bildiğim kadar eminim bundan.
Bu satırları okuyup da isyan edecekler mutlaka olacak.
Yahu, böyle beleş bir kaynak bulmanın neresi fena? Kardeşim ne kadar kötümsersin, bir de bardağın dolu tarafından baksana azıcık. Memleket çifte krizle kavrulurken bize Allah’ın bir nimeti bu, diye hala itiraz edecek ve neden sevinmeyelim diye celallenecek olursanız.. Candan yürekten söylüyorum: İnşallah ‘darda kalan kula ettiği onca duanın yanıtı’ artık gelmiştir. Ve umalım ki yanılma aldanma aldatılma yoktur bu kez. Elbette bir kaynaktır, elbette sevinin ve hatta hatta isterseniz bayram da edin.
Ama lütfen evinize bir kutu baklava ya da bir kuzu butu gelmiş kadar olsun sevinciniz. Fazlası halimizi açığa vuran yüzlerce acı örnekten birini daha gözler önüne seriyor. Yerin altındaki doğalgaz keşfine bağlanmış umutlarımız var demek ki. Bir yenisini daha bulursak, köşeyi kesin döneriz. Ve artık biz bize gerçekten yeteriz kafası bu. Taşıma suyla değirmen döndüren kafadır bu.

Mezarlıktaki selvi ağaçlarının esen yelle salınmasından gecenin bir yarısında çıkan ince sesi, sevgilinin kendisi için dizdiği şarkı diye dinleyen mecnun gibiyiz. Kendi zihin fukaralığımız, onun yol açtığı çaresizliğimiz rezervi dertlerimizin çaresi olarak görmemize yol açıyor. Sevinmek değil elbette utanç verecek olan, divane aşık esrikliği ile rezerv sayesinde hülyalara kapılmak, gerçeğe aykırı umutlarla yeni dünyalar kurmaktır. Yoksa, tam da bu kaynak ve döviz kıtlığında dışarıya bağımlılığımızı azaltacak bir imkan neden kötü olsun. Ama toprakta denizde bulduğumuz hiçbir varlığın, ne altın, ne petrol ne de başka bir şeyin bizim için kurtarıcı olmayacağını görmemek anlamamak kötüdür, hazindir. Tıpkı devasa borçlar, uyduruk swap düttürüleri, har vurulup harman savrulan özelleştirme gelirleri, imar affı paraları, vergi affı hokkabazlıkları, merkez bankasının ihtiyatları kurtarmadığı gibi:

Denizin binlerce mil altındaki rezerv de işe yarar ama kurtarmaz bizi. Kanıt mı isterseniz? Petrol zengini bir dizi ülke var etrafımızda, buyrun dikkatle bakın. Hallerini görmekte zorlanmazsınız. Uzaklardan Venezuela’ya da bakın. Dünyada en çok petrol rezervine sahip ülke. Popülizmin ve nepotizmin yani peşkeş ekonomisine dayanan halk dalkavukluğunun ve yakınları kayırma düzeninin, dünyanın en güzel hayali sosyalizm kılığında iktidar olduğu güzeller ülkesinde yıllardır neler olup bitiyor, kaynak zengini ülke kendi kendini nasıl kemiriyor, ne kadar cana kıyıldı, bakın da görün. İsterseniz Afrika’ya bakın. Nijerya’nın hastalığına neden petrol çare olmuyor bir görün. Sierra Leon mücevherlerine rağmen yaşanacak yer değil, diyecek herkes size. Devasa doğal kaynaklara sahip onlarca ülke var ki çoğu on yıllardır sorunlar yumağında kavranıyor. Azgelişmişlikten, hukuksuzluktan, insanın insana çektirdiği bin türlü zulümden, zihin fukaralığından, yoksulluktan, hatta savaştan on yıllardır kurtulamıyor; yakında kurtulacaklarının en küçük belirtisini gören varsa, lütfen beri gelsin. Sesini yükseltsin. O ülkeleri, mesela Norveç’le kıyaslayın. Onun da petrolü var. Ordan kazandığı parayı gelecek kuşaklar için nasıl bir basiretle tasarruf ediyor? Görün. Kula değil bireye dayanan donanımlı toplumlara sahip olan ve teknolojiye, bilime sanata değer veren, kişi özgürlüğüne saygılı ülkelere baktıkça.. Asıl meselenin define veya doğal gaz olmadığını, aklı başında insan ve sorumlu yönetim olduğunu ve işin başa düştüğünü göreceksiniz. Dünya son yüzyılda çok değişti. Artık her toplumun en değerli varlığı onun kaliteli insan kaynağıdır, dünya bilgi üzere dönmektedir çünkü. Altın, kömür, petrol veya doğal gaz yatakları elbette para eder, ama her şey para da değildir. Yakından baktıkça, bir ülkeyi yaşanır kalan ana unsurun, ülkesine sosyal ve ekonomik değer katacak beceri ve yetenekte, yaratıcı, üretken, fikri für vicdanı hür ve ahlaki değerlerle donanmış insan olduğunu anlarsınız. İşin başa düştüğü yer tam da burasıdır. O insanlardan kendi ekmeğini dünyanın her yerinde kazanabilen nitelikli bireyler olur; birey, hakkını yılmadan savunur, üretmeyi de sorumluluğunu da bilir, vergisini kuruşuna kadar öder, devletinin bütçesini babasının malıymış gibi yakından izler, gerektiğinde tavır koyar itiraz eder; defineci babaların mirasyedi evlatları ve onların kuzeni talan ve ganimet düşkünleri ise tamamen farklıdır.

Onlardan çoğunlukla kul olur, yanaşma çıkar; yanaşmalar itaat eder, biat eder, ianeyle yardımla geçinir ve internetten bulutu gökteki buluttan ayırmayan cesameti çok büyük bir devlet adamının (!) öğüdünü tutarlar: İtaat ederler, rahat ederler. Ne işleri vardır, ne meslekleri. Bildikleri etli ekmektir, eti etme dürtmektir. Emeksiz kazanmanın lanetini görmek için piyangodan bir zamanlar büyük ikramiye kazanmış garibanların ibretlik hayatlarına bir bakın isterseniz. Uğrunda alın teri göz nuru dökülmemiş servetlerin aslında birer kelepçe olduklarını bir kez de o eksende apaçık görürsünüz. Siz büyük ikramiyeyi şans ve talih eseri ve ganimeti nimet zannedersiniz. Zihin fukaralığına çare olmadığını ancak herkesin baktığı pencereden değil başka bir pencereden dikkatle bakarsanız göreceksiniz. Uzun lafı kısa tutmak için sorayım: Hak etmediğimiz yığınla hovardaca tüketim yüzünden onlarca yıldır verdiğimiz milyarlarca dolar cari açığı bu rezervle kapatacağımızı sanacak noktada bayram yapıyoruz. Acınacak bir zihin fukaralığıdır bu. Bu çağda bundan daha utanç verici bir bir yoksulluk, bir lanet var mıdır acaba?

Hem fukaralıkla, hem de yoksullukla sınanmak neden kaderimiz olsun bizim?

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir